Ana sayfaya gitmek için tıklayın.
Online flash oyun listesine gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi forumuna gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi e-kitap listesine gitmek için Tıklayın.

  Üye Girişi
Oturum açın 
E-Posta
Şifre
 
 
Üye Olun
Şifremi unuttum
Bu sayfayı online sık kullanılan listenize ekleyin

  Ara - Bul

geri  YAZININ DEVAMI yeniYeni Yazı Gönderin
font1font2font3font4 İlk Önceki rastgele Sonraki En Son   TümüTüm Yazılar  
00000 14-10-2010
ÂŞIKLARIN DİLİNDE VE TELİNDE GÖNÜL KAVRAMI

                                                    Gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz.

Gönül kavramı geleneksel kültürümüze öylesine yer etmiş, halkımızca öylesine benimsenmiştir ki Türkülerimizden ninnilerimize;  masallarımızdan atasözlerimize  kadar her türlü söz değerlerimizin baş köşesinde yerini almıştır.

Sosyal yaşantımıza gönül almak, gönlü kalmak, gönülden kopmak, gönül eri, gönül yarası, gönüllü, gönül birliği, deli gönül, gönülsüz, gönül ehli, gönül ferman dinlemez ve gönül akıtmak gibi deyimlerle girmiş, gönülle ilgili her söz Anadolu insanını etkilemiş ve derinden sarsmıştır.

Anadolu insanının duygularının yüzyıllar içinde tercümanı şüphesiz sazı ve sözü ile âşıklarımız olmuştur.

Halk şiirinde en çok dile getirilen kavramların başında gönül kavramı gelir.  Sözlüklerde “Sevi, istek, düşünüş, anma ve hatır gibi yürekte varsayılan duygu kaynağı”  olarak tanımlanan gönül, bir bakıma insan ruhunun bekçisidir.  Kimi zaman bir şelale gibi coşkun, kimi zaman da bir göl gibi durgundur. Kimi zaman çiçekten çiçeğe uçan bir arıya, kimi zaman da kırılınca daha tamir edilemeyen nadide bir vazoya benzer.

Gönül dünya güzellikleri karşısında sevgiye tutulup halden hale düşen duygu yumağıdır. Âşıkların dilinde ve telinde gönül, köşk, saray, bahçe, değirmen ve kuş gibidir. Kimi zaman da yaramazlaşır. Öğüt vermek gerekir.  Kolay kolay uslanmayan bir kimliğe bürünür.

Âşığın adı üstündedir.  O, hoşgörü sahibi, seven insandır.  Her türlü güzelliğe tutkun kişidir.  Güzeller, güzellikler peşinde koşar. Kimi zaman güzel, gönüle sitem ettirir; kimi zaman da âşığı yakar kavurur.  Âşık sazının teline vurup gönüle seslenir.

Deli gönül ne gezersin

Geze geze yorulman mı

                         Âşık Veysel

            Sultan Suyu   gibi çağlayıp akma

            Durulur gam yeme divane gönül

                                                   Pir Sultan Abdal

Şu cihan mülkünün varına bakma

Sabret gönül azad olan bu gamdan    Sadık Baba

                        Gönül niye uçuyorsun havada

                        Yorulur kanadın düşersin bir gün

                                                                  Zefil Necmi

                                               Vazgeç deli gönül vazgeç dünyadan

                                   Daim mihnetlerde kalırsın gönül

                                                                                   Kâmil        

                               Havalanıp deli gönül kalma heveste

                        Vurup kanadını kırarlar bir gün

                                                              Sümmanî

                                               Gel gönül verme şi fani dünyada

                                   Gönül seni halden hale düşürür

                                                                       Zileli Talibî

                               Bir nazarda kalmayalım

                        Gel dosta gidelim gönül

                        Hasret ile ölmeyelim

                        Gel dosta gidelim gönül

                                               Yunus Emre

diye duygularını dile ve tele döker.

            Yüzyıllar ötesinden gelen âşıklar zincirinin  yirminci yüzyıldaki en önemli temsilcilerinden Âşık Veysel sevginin karşılıkksız olmayacağına vurgulayıp gönüle nasihatte bulunur:

                        Gönül sana nasihatim

                        Çağrılmazsan varma gönül

                        Seni zevmezse bir güzel

                        Bağlanıp da durma gönül

                                                           Âşık Veysel

der.  Kendini sevmeyen güzele bile hoşgörü ile bakar. Sade Âşık Veysel mi? Yüzyıllar boyu gelmiş geçmiş  Yüzyıllar boyu gelmiş geçmiş âşıklara baktığımızda çoğunun bilgece karşımıza çıkıp, hoşgörülü davranıp gönüle nasihatler ettiklerini görürüz. Örneğin;

            Gönül kelâmını kâmile söyle

            Alıcı olmayınca açma dükkânı

                                               Sadık Baba

                        Gel gönül eyleyem sana nasihat

                        Her coşkun çay ile çağlamak olmaz

                                                           Sümmanî

            Ey gönül neylersin elin varını?

            Sen sana bak, sen sana bak, sen sana

                                                           Âşık Suzi

                        Deli gönül gel varlığa güvenme

                        Uçar imaretler şan elden gider

                                                           Zileli Talibi

            Gel gönül dünyaya eyleme ülfet

            Nice ârifanlar gitti gelmedi

                                                   Âşık Ruhsatî

                        Tut bu nasihatim elden bırakma

                        Gönül Beytulla’tır taş vurup yıkma

                                                               Erzurumlu Emrah

                Ölüm vardır bu dünyanın sonunda

            Kanaat et gönül kal ne ilazım

                                               Zefil Necmi

biçimindeki deyişleri ile gönül  zenginliğini, âşıklardaki büyük hoşgörüyü görür, duygulanırız.

            Güzellik kavramı kişiden kişiye değişir. Bu nedenle atasözü ve deyimlerimizde “Gönül kimi severse güzel odur” gibi özgün söyleyişlere sık sık rastlarız.  Âşık Veysel

            Güzelliğin on para etmez

            Bu bendeki aşk olmasa

            Eğlenecek yer bulaman

            Gönüldeki köşk olmasa

deyişinde bu durumu en çarpıcı biçimde sergilemektedir.  Veysel’de gönül gözü ile sevilen güzel diğer âşıklarımızın dilinde çok değişik biçimde gözler önüne serilir.  Kimi âşıklanrımızda sevgili:

                        Gönlümün tahtında her bi âşığın

                        Sensin hükmeyleyen sultan sevdiğim

                                                                       Seyranî

ve                   

                        Sen de insaf eyle benim sultanım

                        Kurbanın değildir ya nedir gönül

                                                                       Âşık Ömer

deyişinde görüldüğü gibi gönül sultanı, kimi âşıklarda:

            Gönül kuşum yücelerden uçurdum

            Elimle yavruya bâde içirdim

                                               Ruhsatî

ve

            Gönül kuşum daldan dala kondurdum

            Fehmedip kendimi bileneş kadar

                                               Zefil Necmi

deyişlerindeki gibi gönül kuşu.

            Kimilerinde:

                        Efendim gel kurul gönül köşküne

                        Muhabbetten kesme dilimi benim

                                                                Âşık Emîni

Köşk. 

Kimilerinde de:

            Gönül dedikleri bu ince sazı

            Yanarım kırarsa eğer o gözler

                                               Sümmanî

saz oluverir.

Sevgiliye gönül kaptırılmaya görsün.Âşık bu rumu sazının telinde öyle ustaca dile getirir ki, sözleri tüm sevenlerin ortak duygusu oluverir.

            Hem vallahi hem billahi

            Şu gönlümü çalan sensin

                                               Âşık Yoksul Derviş

                        Ey Zülf-i siyahım fettan bakışlım

                        Sana yeşiller de allar da kurban

                                                           Kusurî

                        Beni çıkarma gönülden

                        Kulun kurbanın olayım

                                                     Seyranî         

biçimindeki deyişler bu görüşümüzü doğrulamaktadır. Bu deyişlerin her birinde seven gönüllerin bir ortak yönü bulunur.

Âşıkların gönüllerini bir güzele kaptırma düşüncesi yalnız gençliklerinde değildir.

                               Bir yanık âşığım gel hoca sanma

                        Gönlümüz alçaktır hiç yüce sanma

                        Adımı duyup da pek koca sanma

                        Daha gönlüm çıralıca güzeller

                                                           Ruhsatî

deyişinde olduğu gibi  gönlü genç âşık, kendini de genç hisseder.  Bir kız bana emmi dedi neyleyim  diyen Karacaoğlan gibi yaşlılığını vurgulayanlardan yakınır.

            Sevgilisinin gözleri, saçları, endamı âşığın başına bela getirir. Her türlü sıkıntıya rağmen âşık gönlünü düşündüğü güzelin sevdasından bir türlü vaz geçmez.

                        Adı sanı duyulmadık illere

                        Gitmeyince gönül yardan ayrılmaz

                                                                       Karacaoğlan

                               Gönül bir güzeli sevmiş ayrılmaz

                        Dolanır peşinde çoban misali

                                                                 Âşık Veli

                               Ölsem kabristana girsem

                        Ayrılamaz gönül senden

                                                           Âşık Kâmilî

 

                        Büsbütün verseler dünya malını

                        Suzi’nin gönlü yardan ayrılmaz    Suzî

biçimindeki duygularını dile döker.

            Âşık kişi hassas olur. Onun gönlü de çabuk kırılır. Gönül kırmayı da gönlünün kırılmasını da hazmedemez.  Gönlü kırılınca ve kırılan gönlü görünce vurur sazının teline:

                        Gönül kıran katil olur dediler

                        Ya niçin yıktınız gönül binamı

                                                           Hilalî Baba

                                   Bir tek gönül yıktı ise

                                   Belasını bulur gider

                                                           Âşık Yoksul Derviş

                        Gönül Çalabın tahtı

                        Çalab gönüle baktı

                        İki cihan bedbahtı

                        Kim gönül yıkar ise

                                               Yunus Emre

                                   Sana bir hata mı ettim küsecek

                                   Biz eşkıya mıyız gönül yıkacak

                                                           Âşık Yoksul Derviş

                        Dinle sana bir nasiihat edeyim

                        Hatırdan gönülden geçici olma

                                                           Karacaoğlan

                                   Gönüller yıkarak sakın intizar

                                   Çok alan çok çeker çok alma derim

                                                                       Âşık İsmetî                   

gönlü kırılan âşık sitemli sözlerden hiç geri kalmaz. Gönüle:

                        Evvel sen de yücelerden uçardın

                        Şimdi enginlere indin mi gönül

                                                                       Karacaoğlan

                                               Ah neyleyim gönül senin elinden

                                   Her zaman ağlarım gülemem gayrı

                                                                       Âşık Ferrahî

                        Gönlümde açılan en son çiçektin

                        Rüzgâra kapılıp gitmeyecektin

                                                           Aydemir Aydoğan

diye söyleşir.

                        Bazen âşık gönül verip yıllarca kahrını çektiği güzelin sevdasından kurtulmak ister. Ya güzelin nazı çekilmez olmuş ya da güzel âşığı terk etmiştir. 

Âşık da uslanmaz gönlüne bu sevdadan kurtulması için seslenir.

                        Bak sevdiğin bile senden vaz geçti

                        Gönül sen de kurtul gel bu sevdadan

                                                                       Âşık Halil Karabulut

biçimindeki deyişlerle gönlüne bu sevdadan vaz geçmesi için sanki yalvarır.  Kimi zaman da gönüle artık uslanması, sevgili peşinden koşmaması için:

                        Gördüğün dilberin düşme peşine

                        Her dilbere meyil verilmez gönül

                                                                       Zuhurî

biçiminde öğüt verir.

            Âşıkların dilinde ve telinde gönül sadece sevgililerin sevgileri için çırpındığı yer değildir.  Yunus gibi, Pir Sultan Abdal gibi, Kaygusuz Abdal gibi nicelerinin gönlü Tanrı sevgisi ile doludur. Yunus Emre’ye göre gönül Tanrı kitabıdır.

                        Alimler kitap düzer

                        Karayı akı yazar

                        Gönüllerde yazılır

                        Bu kitabın sûresi

                                               Yunus Emre

deyişinde bu durum dile getirilir.   Risaletü’n Nushiye’de belirtildiği gibi Tanrı’ya giden yol gönül içinden geçer. 

Kişide Tanrı’nın mekânı gönüldür. 

Hoşgörüyle seslenir Yunus:

                        Ben gelmedim dava için

                        Benim işim sevi için

                        Gönüller dost evi için

                        Gönüller yapmağa geldim

                                                           Yunus Emre

der, Kaygusuz Abdal da:

                        Zira Sultan’ın evidir bu gönül

                        İşid oldur ki gönül bula kabul

                                                           Kaygusuz Abdal

gibi söyleyişleri bunun en güzel ifadesidir.

            Gönül Tanrı sevgisiyle dolu âşıkların başında gelen Yunus Emre’de:         Aldım kadeh içdüm şarab

                        Artık gönlüm ölmez benim

                                                           Yunus Emre

biçiminde de dile getirilmiştir.

            Hoşgörü içinde gönül pasını silenler, Tanrı’nın öz kulları, bir anlamda ermişlerdir.

Kin tutan dinsiz sayılır.

                        Giderdim gönlümden kini

                        Kin tutanın yoktur dini

                        Ey yârenler ben bu sözü

                        Uludan işittim ahi       Yunus Emre

Yunus Emre’nin dediği gibi hoşgörü içinde kinden arınmak gerekir.

            Yunus Emre şeriat, tarikat, marifet, hakikati anlatmak için can, gönül ve aşk arasındaki   bağlantıyı dile getirir.  İlk kapı şeriattir. Ondan sonra  can yoldaşı dediği tarikat gelir. Marifet gönül evidir. Aşk da onun içindeki hakikattir.  Yunus Emre bir şiirinde:

                        Gönül oturur tahta

                        Hükmeder kaftan kafa

                        Nefis durmuş ırakta

                        Meyl-i işret içinde

                                   Evvel kapı şeriat

                                   Geçse ondan hakikat

                                   Gönül evi marifet

                                   Aşk hakikat içinde

                        Şeriat şirin olur

                        İşi de ne hoş olur

                        Ne kim dilerse kılur

                        Ol şeriat içinde

                                   Tarikat can yoldaşı

                                   Can ile olur işi

                                   Tarikate giren kişi

                                   Dün gün ibret içinde

                        Marifet gönül ile

                        Dün ü gün zâr ile

                        Söylersem gelmez dile

                        Sırr-ı sıfat içinde

                                   Hakikat aşktır ayan

                                   Görsün ol şebih beyan

                                   Hakikat donunu giyen

                                   Ağır hil’at içinde         Yunus Emre

diyerek marifetin gönül gözünü açtığını belirtir. Gönül gözü tasavvufa göre mutlak varlığı görendir.

Âşıklarda gönül kavramı büyük bir hoşgörü içinde en çarpıcı örneklerle söylene gelmiş,  yüzyıllardır uzanan bu bitimsiz âşıklar zincirinde, halka genişleyip gönül zenginliği dile ve tele dökülmüştür.

İlk Önceki rastgele Sonraki En Son  şairMEHMET YARDIMCI
gonder 1117 kişi okudu. yorum 0 yorum.  gonder 0 kişi gönderdi. yorum Yorum Ekleyin puanla Puan 
Tüm hakları saklıdır. Copyright 2007 © - C.A.O.
eXTReMe Tracker