Hacı Hasan Oğlakçı, kırk elli yıl önce Konyamızın en renkli simalarının başında yer alırdı. Attarlıktan doktorluğa kadar (Altın elde etmeyi hedefliyen ilmi-Simya dahil) bütün mesleklerin üstesinden incelikle gelmesini bilirdi. Oğlakçı adı hemşehrilerimizin dillerinden düşmez, her vesileyle yâd-edilirdi.Oğlakçı aynı zamanda hastalık derecesinde av meraklısıydı. Her hafta arkadaşlarıyla Alakova'ya ördek, kaz avına giderlerdi.Ava gidilecek bir günün gecesinde Oğlakçı korkunç bir rüya görür. Bu rüya bir ölüm rüyasıdır. Oğlakçı korkar. Ne olur ne olmaz, yaşı haylice ilerlemiştir. Bir kaza kurşununa veya saçma vurgununa uğrayabilir. Ne olur ne olmaz, rüya tekin değil, «En iyisi gitmem derim arkadaşlarıma, olur biter,» diye yatar, uyur.Sabahın köründe arkadaşları kapısını çalarlar. Oğlakçı, «Hastayım gelemiyeceğim» der, arkadaşlarını atlatır. Kara kara gördüğü rüyanın halâ tesirindedir. Köşeye büzülür, kalır. Birden kapı çalınır. Açarlar. Üzgün bir çehreyle dayısının oğlu Bahattin Oğlakçı, babası Ali Çavuşun öldüğünü söyler..Dayısı Ali Çavuşun ölüm haberini alan Hacı Hasan Oğlakçı iki ellerini açar, dua etmeğe başlar: «Binlerce şükür sana rabbim ben ölmedim!» der, huzura kavuşur..