Ana sayfaya gitmek için tıklayın.
Online flash oyun listesine gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi forumuna gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi e-kitap listesine gitmek için Tıklayın.

  Üye Girişi
Oturum açın 
E-Posta
Şifre
 
 
Üye Olun
Şifremi unuttum
Bu sayfayı online sık kullanılan listenize ekleyin

  Ara - Bul

geri  YAZININ DEVAMI yeniYeni Yazı Gönderin
font1font2font3font4 İlk Önceki rastgele Sonraki En Son   TümüTüm Yazılar  
00000 17-04-2008
ANNENİZ SOAP - OPERA İZLİYOR MU?

Televizyon dizilerinin bile bir hiyerarşisi var günümüzde. Evlerin pencerelerinden seyredilebilecek o mavi ışığa yapışan her kimse artık onu da sınıflandırmak mümkün. Hiyerarşi ayakkabılarımızdan -en çok ta onlardan-yansıdığı gibi seyrettiğimiz televizyon programlarından da yansıyor. Popüler kültürün inanılmaz gücü bir yandan farklılıkları ezip geçerken diğer yandan farklı olmayı mitleştiriyor. Bir Fransız deyişi "değiştikçe aynı şey" diyor, iyi aile kızı olmaktan korkan tüm kızlar Madonna ve uygun adım yürüyüp aykırı düşler kuran genç adamların bıyıklarında Ahmet Kaya. Televizyon programları da böyle... Kahkaha efektlerinin boğduğu stüdyo güldürüleri arasından zevkinize uygun -ya da zevkinizi biçimlendirecek- bir tanesini seçebilirsiniz. Ya da yalnızca sevdiğiniz yönetmenin filmi oynadığında yakarsınız evinizin mavi ışığını. Belki de polisiye dizilere hayransınız. Her neyse televizyon dizilerinin kültürel hiyerarşisinde en altta olmak için kadın olmanız gerektiği neredeyse kesin. Belki de tanımı daraltmak gerekir. Ev kadını ya da ev kadını adayı olmak sizi sadık bir soap-opera ya da tele-novela izleyicisi yapmaya yetecektir. (Aa tabii ki hayır! Yalan Rüzgarı oynarken kahvelerde ya da işyerlerinde bir punduna getirip seyreden erkekler elbette ki laf olsun diye bakarlar). Kültür düzeyiniz düşük sayılıyorsa tele-novela size daha çok yakıştırılacaktır. Çünkü hikaye genelde aynıdır. Fakir bir kız uzun zorluklardan sonra zengin olur ve mutlaka üstsınıftan bir erkeğe aşıktır ve sonunda onunla aynı konuma gelerek onu dize getirmeyi öğrenir (bkz. köyden gelen Kezban zarafet derslerinde). Kültür düzeyiniz yüksek sayılıyorsa -ya da Batı kültürüne yakınlığınız diyelim- soap-opera'nın, güzel kadınlarının ve erkeklerinin, "para bok gibi huzur yok" triplerine hoş geldiniz.

Tele-novela özdeşleşmek ise soap-opera olmayana ergidir. Sarışın uzun boylu kadınlar pür makyaj arz-ı endam ederler ve fondöten, allık, ruj, rimel, far, saç boyası, oje, küpe, kolye, yüzük ve abartılı mimikler yığını altından çekincesizce öpüşürler sevgilileriyle. Tele-novela'nın kadınlarının tersine iş dünyasıyla yoğun bir ilişkileri vardır. Görünürde eşittir ve tuttuğunu koparır soap-opera kadını ama tesadüfler ve şanslar/şanssızlıklar asla peşini bırakmaz. Tele-novela'nın ikicil dengesine (iyi kadın/kötü kadın: biri mutsuzsa diğeri mutludur) karşın soap-opera çok merkezlidir ve birden çok hayat eşdeğer önemdedir; herkesin biramda mutlu olması mümkündür. (Amerikan rüyası), insanlar birbirlerine her fırsatta sarılır ve "Hey ihtiyacın olursa ben buradayım", "Bunu benim için değil kendin için yapmalısın" gibi sözler sarfederler. Her "ben" bir başka merkezdir; "özel"dir, "özel" biridir. Kendisiyle gurur duyar, kendisini sever. Yine de aslan payının en zengin ve/veya en güzele düştüğü unutulmamalıdır.

Her ikisinin de ortak özelliği seyirciyi geri zekalılaştırma komplosunda stratejik bir adım olduğu sanılacak denli bıktırıcı tekrarlar ve günlük yaşamın neredeyse an be an tekrarıdır (ama tabii ki işediklerini görmeyiz), işte bu nedenle saçma sapan dizileri seyreden ev kadınları ve evkadım adayları da 'boş kafalı' ve 'aptal' olmalarının doğal bir sonucunu ortaya koyarlar. Siz de böyle düşünenlerdenseniz iki çift lafım var dinleyin.

Evet doğru bu dizilerin gerçek hedefi ve temel izleyici kitlesi kadınlar. Bu dizileri erkeklerin ve yaşlıların da seyrettiğini söyleyip durumu değiştirmeye çalışmayacağım. Önemli olan kadınlara atfediliyor olmalarıdır. Neden kadınlar? Neden ev kadınları?

Elbette ki yaşamlarını kurdukları ve tanımlandıkları yer nedeniyle: ev içi. Tüm bu dizilerin yüzde doksanlık bir bölümü ev içlerinde geçer ve nadiren "dışarı"ya çıkılır. Yaşantıların merkezi sokak yani dış dünya değil evin ta göbeğindeki çatışmalardadır, îşte düzenlilik illüzyonu bu noktada devreye girer. Çekişmeler bitip tükenmez; özel yaşam, aşk ya da aile hayatı bir türlü dengeye oturmak bilmez. Tüm güzelliğe ve başarıya rağmen aile hayatı darmadağındır. Her an yeni bir sevgili, yeni bir kardeş, yeni bir gayr-ı meşru çocuk, terkedilmiş bir koca devreye girebilir. Ve bitmez tükenmez çalkantıların kaynağı olup çıkar.

İşte seyirci-kadını mesut kılan budur. O, evinde kendi hayatının (tek)düzenini/tekdüzeliğini doğrulanmış bulur. O, erişilmesi gereken noktada oturmuş çırpınıp duranları izliyordur. O nasıl hergün belli bir saatte sofra kuruyor, haftanın belli bir günü çarşıya çıkıyor, kocasını belli bir saatte bekliyor, eve belli bir saatte dönüyorsa dizisini de aynı kesinlikle seyreder; hergün tekrarlanan tüm o rutin hergün seyredilen dizilerle tamamlanır. Diziler tabii ki hafta içi -koca iştedir-, belli saatlerde -ev kadına aittir ve onun kullanımındadır- yayma girecektir. Ve tabii ki yemeği hergün annesinin pişirmesini bacaklarının arasında sallanan şey kadar doğal bulan erkek çocuk, bu dizileri seyrettiği için annesini küçümseme hakkını bulacaktır kendisinde.

Peki hepimizin dudaklarına aynı küçümseyici gülüşü konduran nedir? Bu dizileri seyreden ev kadınlarıyla, 'ajans' saatini asla ve kat'a kaçırmayan emekli erkekler arasında bir fark var mıdır? 'Ajans' saatinde radyo ya da televizyonun başında hazır bulunan emekli, tıpkı soap-opera izleyicisi ev kadını gibi kendi (tek)düzenliliğinin meşrulaştırılması peşindedir. Dünyanın her yerinde savaşlarda insanlar birbirini doğrar, trafik kazalarında onlarca kişi ölür ve Bangladeş'teki sel felaketi insanları evsiz bırakırken emekli kendi tamamlanmış -durulup düzenlenip köşeye kaldırılmış- hayatının kof huzurunun tazelenmesini sağlar. Kimbilir kim ve ne için çalışarak tükettiği onlarca yılı ve artık tamamen askıya aldığı hayatım başkalarının felaketleriyle doğrular.

Ev badım, öğrenci, emekli, genç, yaşlı kim olursak olalım hayatımızın düzenliliğini, uygun adım yürüyüşümüzü haklı çıkartacak bir şeyler ararken bulabiliriz. Foulcault'nun dediği gibi

"Çok sıradan zevkler uğruna başka zevkleri elimizden kaçırdık: dağınıklığımızdan, tembelliğimizden, ya da düşgücümüzün kıtlığından. Hatta belki de yeterince inatçı olamadığımız için baştan aşağıya tekdüze bir sürü zevkimiz oldu."

Aslında sarsılmaktan, değişmekten öcü gibi korkarken ve korkutulurken kendimize rutinler yaratıyoruz hepimiz. Ev kadınlarını bayağılıkla suçlamak kimin haddine düşmüş!

Kaynak: http://www.hayaletgemi.com/

İlk Önceki rastgele Sonraki En Son  şairNAZLI ÖKTEN
gonder 74 kişi okudu. yorum 0 yorum.  gonder 0 kişi gönderdi. yorum Yorum Ekleyin puanla Puan 
Tüm hakları saklıdır. Copyright 2007 © - C.A.O.
eXTReMe Tracker