Bilmiyordu. Korku esmer gözbebeklerinde birikmişti.Ölüm... Elen!... Soluk benizli dilsiz bir dilencinin elinden yürüttüğü ürkek bir aşktı O!..
İlk yaz akşamlarının birinde sarı çerçeveli bir evin balkonunda oturmuş bir düş gibi sessiz, gecelerde konaklayan yıldızları sayıyordu, bir, iki, üç... tekrar bir... İşte sarı bir yaprak düştü, sokak lambaları yanmıştı. Elen ve O geceye daldı. At arabası kullanan serseri bir genç olmuştu, koşuyordu. Sonra yeşil bakışlı bir güvercin ara sokaklara daldı, alçak damlı evlerdeki yorgun bedenlerin huysuz duruşlarına... Yaşlı bir adamın çakıl taşlarıyla dolu bahçesinde gezindi bir süre... Elen ananas kokulu geleceğini çoktan unutmuştu. “Hey yaşlı adam!’’ diye bağırdı.
Tahta sandalye gıcırdadı ve bir çift öfkeli gözle karşılaştı. Baston yere düştü. Ay tepedeydi. Armut ağaçlarının yaprakları kıpırdadı, zaman durmuştu. Düşük pantolonlu adam pantolonunu çekiştirip yüzünü geceye dönmüştü. “Gece yoktu” diye mırıldandı. Damdan bir kedi sıçradı, zaman kediye dönmüştü . Elen, ay ışığında parlayan eteğini topladı, çöp bidonlarının orada güne bıraktı ölümü. Sevinçli bir ıslık duydu, yoksa duymadı mı? Bilmiyordu.
Karanlığa dökülen bir ıslık vardı ama..