 Üye Girişi
 Ara - Bul
|
  
|
|
Fıkralar |
|
|
     |
10-01-2006 |
| BAKKAL AHMET EFENDİ |
|
|
Gençliğinde Bakkal Ahmet Efendi Feyzi Halıcının en yakın arkadaşı idi. Dişi, işi başı o zaman yerli-yerindeydi. Liseyi beraber okumuşlardı. Ne var ki Ahmet Lise'den sonra tahsili yarım bırakmış, bakkallık gibi bir mesleğin içinde bulmuştu kendini.. Hoş-sohbet, nüktedan olan Ahmet Efendi hanımına karşı nedense, kılıbık demiyeyim de kalbi ılık bir kimseydi Hanımının bir dediğini iki etmez, her akşam eve muayyen saatte gelir, ev-bark-mutfak düzeninde dayanışmanın şart olduğuna inanır, yaz bekârı olmaya fırsat bulduğu zaman, bazı bazı ev düzeninden kamping düzenine geçmeyi âdet edinir, bozuk Almancasını lügatle takviye ederek madde-mânâ turizmi konularında yabancılara nutuklar çekerdi. Lise mezunu arkadaşları her yıl Konyada, Ankarada veya İstanbulda bir gece yemekli bir toplantı yaparlar, hem birbirleriyle görüşüp konuşma fırsatı bulurlar, hem de gençlik hatıralarını dile getirirlerdi. Hanımından müsaade çıkmadığı için Ahmet bu toplantılara katılmazdı. O yıl toplantı Ankarada yapılacaktı. Yol yakın, belki hanımdan bir müsaade çıkar düşüncesiyle Ahmet Efendi sarı sarı düşünüyordu. Feyzi Halıcı çareyi buldu. Devlet Tiyatrosu o yıllarda sık sık Konyaya gelir, temsil verirdi. Tiyatroya mensup arkadaşlarından ön sıralardan bilet temin ederek Ahmet Efendiye verirse belki izin alınabilirdi, Gül hanımdan.. Biletler temin edildi, ve Gül hanımdan izin alındı. Böylece yıllar sonra, Ahmet Efendi arkadaşlarıyla bir gece birlikte olabilmenin mutluluğunu yaşayabileceğini düşündü ve sevindi. Bu düş'ün gerçekleşmesiyle sevinen Ahmet'e Feyzi Halıcı şöyle söyledi: - Ahmet arzun yerine geldi, sevinmekte haklısın.. Amma hanımından müsaade çıkmasaydı, hiç haber vermeden Ankaraya doğru yola çıkar, Kulu'ya gelince eve bir telgraf çekerdik, hem de şöyle, dedi: « Burası Kulu'dur, Ahmet Gül'ün değil, Allah'ın kuludur.» İki arkadaş kendi aralarındaki bu espriye gülüşüp geçtiler. Ertesi gün, Ankaraya gitmek için Ahmef Efendi'ye uğrayan Feyzi Halıcı arkadaşını perme-perişan bir halde gördü: - Sorma Feyzi, dedi. - Ankaraya gidemiyeceğim. Hanım müsaadeyi geri aldı. Hayretten şaşkın, Feyzi Halıcının «Neden Allah-aşkına!» sorusuna boynunu bükerek cevap verdi, Ahmet Efendi: - Sorma, misafirler gelmişti akşam bize. Ben de, sohbet arasında Ankara gezisi gündeme gelince, Gül sağ-ol, izin verdin Ankaraya gideceğim.. Amma izin vermeseydin, yola çıkacak, Ankaradan sana şöyle bir telgraf çekecektim, dedim ve o iki mısraı okudum. Aklım sıra misafirlerin yanında Güle kazak değil de biraz süveter görüneyim derken Ankaraya gitmekten oldum. Sabahlara kadar ne kadar dil döktüysem, nafile. Nuh dedi, peygamber demedi. N'olur sen benim yerime eğlen arkadaşlara selâm söyle İnşaallah bir daha ki yıla!.»
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|