Bilim üzerine farklı düşünme egzersizleri Kuhn'dan sonra iyice hareketlendi ve sorgulanması hayli ilginç olguları gözümüzün önüne serdi. Bilimi dünyayı anlamak ve doğanın sırlarını çözmekte en hakiki yol gösterici olarak kabul eden Aydınlanmacı düşünce ve onun bizi alıştırdığı önyargı objektif deney ve gözlem yöntemleriyle bilginin çoğaldığı ve ilerlediğimiz fikri olmuştur. Ta ki Kuhn fizik tarihine değişik bir bakış açısıyla yaklaşıp görünen köye değişik bir kılavuzluk yapana dek. Ve bu kılavuz sayesinde bilim felsefesi, bilim tarihi ya da en basitinden bilimin ne olduğu üzerine kafa yoranların burnu o malum şeyden kurtulamamaktadır. Kuhn'un söylediklerini bir tarafa bırakırmış gibi yapıp bilim üzerine tekrar düşünürsek karşımıza çıkan manzara şu olacak; bilimin çeşitli dönemlerinde bilime hakim çeşitli metaforlar denk düşmekte. Bilim adamı ve sokaktaki adam için bu metaforlar bilimin bulunduğu noktanın veciz birer özeti neredeyse. Kuramlar bu metaforlar sayesinde anlatılabilmekte bilimadamları bu düşünüş tarzıyla yeni kuramlar üretmektedirler. Freud'u ele alırsak göreceğimiz şudur: Freud zamanının termodinamik prensiplerini insan psikolojisine uygulamıştı; yani insan kapalı bir kapta bulunan sıvı gibidir. Akıldan bağımsız güdülerin kaynağı olan id ve ego/süper-ego arasında hidrolik bir denge vardır. Bu kapalı sistemde hiçbir şey kaybolmaz. Bastırılır ve bastırılan güdüler başka bir yerden fırlar, ortaya çıkar. Ortaya çıkış da ilginç ve akıl dışıdır. Yani kişiyi alıştıra alıştıra tedavi ederseniz sözkonusu fobi yokolur fakat yerini başka bir fobi veya davranış bozukluğu alır. O enerji sürekli dönüşür, fakat kaybolmaz. Bu bakış açısıyla düşünüldüğünde Freud'un kuramı ile arabaları kaldıran hidrolik sistemler arasındaki benzerlik ilgi çekicidir. Freud'un yaralandığı bu benzetimi hidrolik metafor olarak genel bir başlık altında tutarsak bilim tarihinde başka örneklerini de bulabiliriz. Bunlardan en eskisi Sokrat öncesi döneme kadar uzanır. M.Ö. 5yy da Hipokrat okulu aklı dört salgıyla (sümük, kan, kara safra, sarı safra) açıklamaya çalışan bir hidrolik model geliştirmişti. Bu salgıların dengesizliği ile zihinsel sorunların doğduğu öne sürülmüştür. Örneğin sümük fazlalığı duygusuzluk, kayıtsızlık yaratmakta; kara safranın fazlalığı melankoliye neden olmaktaydı. Şimdi tüm bunların Freud ile ne ilgisi var diyebilirsiniz. Üzerinde durmak istediğimiz nokta kuramların açıklamak istedikleri olguları başka olgulara benzeterek çözme yoluna gitmeleridir. Bir tür hidrolik metafor olarak düşünülebilecek olan bir model de M.Ö 2 yy da Romalı hekim Galen'in önerdiği algılama kuramıdır. Bu modele göre duyu organlarından gelen mesaj sinirlerde akan bir sıvı sayesinde beyne ulaştırılmaktadır.
Batı bilim ve sanatının altında yatan temel temalardan belki de en önemlisi kişinin bir ruh taşıdığı fikridir. Batı mitolojisinin her yanma sinmiş olan bu düşüncenin en bilinen sistematiğini Descartes başarmıştır. Ona göre insan, ruhun denetimindeki bir makinadır. Hayvanlarda ise Hıristiyanlığa uygun bir ruh bulunmadığından onlar sadece makinalardır. Dünyevi olan mekaniğin ilkelerine uymakta ilahi olansa benliği oluşturmaktadır. Benlik yeterli bir kavram değil belki. Yer yer ruh, akıl, bilinç ve hayat olarak da batı mitolojisinde işlenen bir temadır. Çeşitli yöntemlerle dünyevi olana verilebilir. Pinokyo'da dokunmayla, yaratılış efsanesinde üfleyerek, Frankestein'da elektrikle ve bir sürü korku ve bilim kurgu filminde karşımıza çıkan, "sıradan"a gizlenmiş bir büyük metafordur.
İnsanı ruha sahip bir makina olarak gören Hıristiyanlığın ana teması II.Paylaşım Savaşı'ndan beri gündemde olan Kontrol Mühendisliği veya Sibernetik'de de sürmektedir. Çünkü tüm bu ruh/makine-beden'düalizminin getirdiği benliğin, nefsin kontrolü düşüncesi Sibernetik Metafor olarak adlandırılmayı hakediyor bence. Sibernetik kelimesinin kökünü oluşturan Siber kelimesinin geminin dümencisi anlamına geldiğini akılda tutmakta yarar var.
Ayrıca İslam'da da Benliğin denetlenmesi temasının öğretinin yapısını oluşturan temel taşlardan biri olduğunu hatırlatalım. Nefsin terbiyesi, nefse hakim olunması gibi kavramlar insanı, insan-ı kamil yapan yolda atılan adımların en önemlileridir.
Öte yandan elektronik ve bilgisayarın gelişmesi bilimadamlarma yeni ilham kaynakları yaratmıştır. Örneğin sinir hücrelerinin elektriksel parçalara (anahtar, kapı, veya röle) benzetilerek düşünülmesinin kaynaklan sadece elektronik değil biraz da matematiktir. Çünkü toplama, çıkarma ve çarpma yapabilen bir mekanizma binaltıyüzlerde, bugünkü bilgisayarların babası olan John von Neumann 'dan çok daha önce ortaya konmuştu. Hatta Leibniz "aklın tüm doğrularının bir çeşit hesaplamaya indirgenebileceği" evrensel bir mantık makinası hayal edebilmişti. Günümüzde ise bilgisayarın yarattığı çarpıcı metafor her psikoloji kitabına girmiştir. İnsan düşüncesinin fakir modelleri kutular halinde kısa dönemli bellek, uzun dönemli bellek, merkezi işlem birimi, duyu modülleri gibi bilgisayar terminolojisinden ödünç alınmış kavramlarla donatılmıştır.Bilim tarihinde metaforik düşünmenin yarattığı dezavantajların yanısıra kazançlar da b ü y ü k o l m u ş t u r . Örneğin, telgraf gibi elektronik iletişim sistemleri Helmholtz'a basit bir sinir modeli kurmasını sağlamış ve en çarpıcısı 1950'lerde koaksiyel kabloda iletiyi tanımlayan matematiksel denklem Hodgkin ve Huxley tarafından aynen uyarlanarak onlara Nobel kazandıran sinirde elektriksel etkinliğin ortaya çıkışını ve yayılmasını açıklayan çalışmalarına kaynak olmuştur.
Son olarak da optik metaforlara değinmeden geçemeyeceğim. Beyin üzerine optik metaforun tarihi eskilere dayanır. Eski yunan epistemolojisinde bilginin kaynağı görmedir. Bu yaklaşım 'görüyorum, öyleyse biliyorum' olarak özetlenebilir. Çağdaş bir optik metafor da belleğin yapısının holograma benzetilmesidir. Bilindiği gibi hologram kaç parçaya ayrılırsa ayrılsın görüntü herbirinde tekrar tekrar oluşur. Zedelenmelere ve haraplanmalara karşı duyarsız bir sistem oluşuyla ilgi toplamıştır. Çünkü beyinde de belli hücrelerin ölümü belli bilgilerin kaybolmasına değil tüm sistemdeki bilgilerin yavaş solmasına yani bildiğimiz bunamaya neden olur.
Şu andan geçmişe yaptığımız bu atıflarla özetlemeğe çalıştığımız hidrolik, mekanik, elektronik, bilgisayar ve optik metaforlarına göre bolümlenmiş bilim tarihi belki de gelecekte hiç de ciddiye alınmayacak bir tasniftir. Nasıl ki geçmişte kullanılmış metaforlar bize şimdi saçma ve komik geliyorsa bizim de bu bakış açımız ileride böyle değerlendirilebilir. Aynen hayvanların 981 yılında Çinliler tarafından yapılan sınıflandırılması gibi.
981 yılında yayınlanmış bir Çin Ansiklopedisinde bulunan canlıların sınıflandırılması
1-) İmparatora ait olanlar
2-) Mumyalananlar
3-) Evcil hayvanlar
4-) Süt domuzları
5-) Denizkızları
6-) Hayal ürünü (efsanevi olan) hayvanlar
7-) Başıboş köpekler
8-) Bu sınıflandırmaya dahil olanlar
9-) Kudurmuşlar
10-) Sayılamayanlar
11-) Çok iyi Devetüyü bir Fırçayla temizlenenler
12-) Ve saire
13-) Su testisini henüz kırmış olan
14-) Çok uzaktan bakıldığında sinek gibi görünenler
* Metaforun tam Türkçe karşılığı istiare, yani bir kavramı alıp başka bir kavram yerine kullanma.