yokluğunun sabahında doğan bir geç kış güneşinin aydınlattığı caddede; sensizliği koyup koynuma yürüyorum. her uyanışım yeniden başa dönen plaklar gibi aynı yalnızlıkla başlar telaşlı adımlardan ürken kuşlar kanatlanır önümde. başları eğik köksüz ağaçlara benzeyen zayıf bedenlerin arasına karışırım
karanfil, gül kokar cadde tezgahlara yerleştirilen çiçeklerden kışa inat bahar yayılırken; ben özleminle kol kola yürürüm
önce griye sonra siyaha dönerken yağmur yüklü bulutlar: bir çayı bahane edip yazlık bahçesi kapalı kahveye girerim karakalem resim çizer bir yaşlı ressam köşede; aklında ev kirası, parmaklarında hayali gençlik akar dört nala caddede yalnızlığı umursamaz kaldırımlara; yağmur iner yapraksız ağaçlar dallarını eğer
yollanmamış mektuplar yüreğimde, arkamda yarım bırakılmış sigara ve çay; çıkar giderim
bir lodos başlar akşamla beraber üflenince sönecek mumlar gibi titrerim ışıklarını yitirir caddeler tepeden tırnağa yasa bürünür koca kent; Taksim’den Bostancı’ya Beşiktaş’tan Üsküdar’a seferler iptal olur renkler siyaha döner
çınarlara benzer bedenim; yaşlı ve yorgun yeni bir geceye başlarım; koynumda yalnızlığım