Ay şenlenince gök kubbesini yan yatırır. Bir su samurunun kırgın sesinde cümle su prensesleri uykularına gücenir. Kelimeler, bulutlar üzerinden üfürenin hafifliğine ve çabukluğuna kavuşunca dinlediğimizin sahici bir su masalı olduğunu anlarız. Geceyi düşünmeyiz artık, onu anlatanları da... (Gece en iyi masaldır; iyi anlatılırsa eğer")
Masalımızın anlatıcısı su samuru, kahramanımızsa su prensesidir. Su samuruna göre prenses artık kraliçedir, ancak dinleyicilerin genel isteği prenses olması yönündedir.
Büyük bir su kentinin yüksek tepelerinden birinde, su prensesi düşlerini bir gecede unutur. Hatırladığı okyanusların karanlık diplerinde yanıp sönen, ışığı aydan deniz yıldızlarıydı. Bu yıldızlardan etrafta mutlaka bulunmalı diye düşünür. Gözüne ilk ilişen iz sürücüye sorar. İz sürücü dalgın ama ilgilidir. Belli ki birşey bilmez, ancak bilmek ister. Birlikte aramaya koyulurlar.
Ne ellerinde bir fener ne de gökte ay vardır. İz de görünmez, yıldızlar da. Gece bitince masalın da biteceğini fısıldar su samuru bize. Su prensesi bunu bilmez görünür, gözlerinde geçmiş zamanın söndüremediği ışıklar, sürecek iz arayana "artık gitmeliyim" der. Bu, prenses masallarına yakışır bir gidiş olmalı, anlatılanın bir masal olduğundan kimse kuşku duymamalıdır.
Su saatleri prensesi çağırdığında iz sürücünün saati on iki'yi, masal kahramanını, kahraman yıldızları, yıldızlar göğü gösteriyordu. Gökte kayması beklenen yıldız kaymadı. Suların dibinden bir ses fısıldadı adını. ESTERIA.