Doğru ve yanlışları kesin çizgilerle ayıran ahlak anlayışı, neye inanılacağını dikte eden dini kurumlar ve daha nice tabularımız yaşantılarımızın içine şırınga edilmiş..
Bütün kavramları, kurum ve inançları çoktan belirlenmiş bir coğrafyada, bir toplumun içinde doğan insan, varoluş anında edindi(rildi)klerinden saf kimliğine yolculuk için bir uğraş vermek zorundadır artık.
Doğru ve yanlışları kesin çizgilerle ayıran ahlak anlayışı, neye inanılacağım dikte eden dini kurumlar ve daha nice tabularımız yaşantılarımızın içine şırınga edilmiş; her türlü isyankar düşünceye karşı da iktidar araçları kuşanmış duruyorlar. Bunlar arasında sıkışmış birey, kendi kazanımlarının yaşam biçimi yerine toplumun edilgen yaşamım sürüyor. İşte hepimiz bu noktada düşünceden, eleştirel yaklaşımdan soyutlanmış tepeden inmeci inanç ve öğretilerin itaatkar varlıklarıyız.
Abartılı kahramanlık ve altı kalınca çizilmiş hoşgörü motifleriyle süslü resmi tarih söylemi de, tüm tepeden inmeci söylemlerde olduğu gibi paradokslarım kendi içinde barındırıyor. Verilenleri doğrudan kabullenmeyi bir süre kenara bırakan itaatkar insan, sorgulamaya başladığı noktada bu paradokslardan herhangi birine hemen rastlayabiliyor.
60'lı yılların başından itibaren Kıbrıs'ta durumun iyice çıkmaza girmesi ile Türk hükümeti, İstanbul'daki Rum azınlığı Yunanistan' la diplomatik görüşmelerinde baskı aracı olarak kullanmaya karar verdi. Görüşmelerde istediği ilerlemeyi sağlayamayınca 1964 ilkbaharından başlamak üzere bir yıl içinde binlerce İstanbullu Rum, Türkiye' den kovuldu. Hemen hepsinin vatan anlamında tanıdığı bu coğrafyadan aynı vatanın "hainleri" olmakla suçlanarak sürgün edildiler. Ellerinde bir giysi bavulu, ceplerinde ikiyüz lira, suçlamalarını kabul ettiklerini (!) bildiren bir belgeyi imzaladıktan sonra gönderilirlerken geride yalnızca el konulan tüm mal varlıklarını değil bütün biryaşam bırakıyorlardı. Tamamen kendi eylemlerinin dışında pazarlığın seçilmiş kurbanları olarak kendi hayatları üzerin deki egemen ilklerin ikaybediyorlardı. Zulme ve saldırıya karşı mücadele yöntemleri geliştirilirken zalimliğin başka türlüsünü araç edinmek kendi içinde tutarsız- Kaldı ki böylesi ayrımcı politikaların dayandırıldığı sebep her ne olursa olsun haklı çıkarılması olanaksızdır.
Tarihte olaylar sebep ve sonuçları ile değerlendirilirken nesnellikten uzaklaşılclıkça,çıktığımızinsanlıkyolculuğu iyice uzayıp güçleşiyor. Oysa hep özlemini çektiğimiz gelecek yaşam biçimlerini kurmayı amaçlarken, geçmişimizdeki yanlışlarla hesaplaşmayı tamamlamak, yalanlarla yol almaktan daha gerçekçi ve daha onurlu olsa gerek.