|
Diller beyhude çiçek açmış, Ekmek gibi sular kökleri, Jilet yemiş izleri, Ağarmış kanlı gözleri. Lir kuşu gibi delerek semaların özgürlüğüne, Ol diyen mevlanın sesi yankılanırken göklere, İçin için güneşle dönen kaplere, Nidası ile aşkın zaptettiği öfkeli meleğe... Dururdu o vakit kopan kasırganın son öfkesi, Eller bir olur güneşe bakan gözler gibi pir, Jopların dövdüğü devler,kalkanların gölgesinde güneşlenirdi o vakit eylemciler, Aşk odu ile pişen gönüller,çözülürdü zincirli diller, Leylaklar açardı gönlünü semaya,tane tane sevgisini toprağa, O taşı,toprağı;yeri,göğü dilleri bir açan mevlaya bir nefesti, İsimsiz onbinlerin isim yapmış bir aşkı var idi, Ne dağa ne taşa bir kalbe yazılı idi... Destana sarar çekerdik içimize, Ekini papatyanın dönen taneleri ağlatırdı bizi, Jilet gibi keserdik toprağı, Ağlayan bir bulut hüngür hüngür parçalardı bir ağıdı, Lokma yerdik söğüdün dibinde, Onlarla direnirdik sert esen yele, İn cin top oynardı boş gözlerde, Ne edelim duramazdık doğanın eşsiz döngüsüne... Dağ gibi öfkelerin içinde parnak kadar çocuk, Eğik başlı dinazorların,dünyayı taşıyan karıncaları, Jiletin ak kabzasının,kırmızı kan damlaları, Akan koca bir çağlayana meydan bırakmayan japon balığı, Lime lime kesilmiş göğün,damla damla akan aşkı, Oklavayla sallanmış un zerresinin itinası, İlik ilik derelerin öfke akan suları, Ne eyler mevla eyler,insan bahtına taht eyler...
|