Ana sayfaya gitmek için tıklayın.
Online flash oyun listesine gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi forumuna gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi e-kitap listesine gitmek için Tıklayın.

  Üye Girişi
Oturum açın 
E-Posta
Şifre
 
 
Üye Olun
Şifremi unuttum
Bu sayfayı online sık kullanılan listenize ekleyin

  Ara - Bul

geri  YAZININ DEVAMI yeniYeni Yazı Gönderin
font1font2font3font4 İlk Önceki rastgele Sonraki En Son   TümüTüm Yazılar  
00000 20-11-2005
DELİ GÜL

Yağmur vardı boş yollarda, bir de yağmur altında tak! tak! tak! diye ses çıkartan koltuk değnekleri. Daha birkaç dakika önce güneş vuruyordu badanalı evlere. Şehre sonradan yerleşen bu evlerin arasında kalan dar sokarlarda; göbekli, memeleri sarkmış kadınlar, güneşten yanmış tenleriyle kapı önlerinde grup grup sırıtıyorlar. Çocukların burnu akmış, kiminin daha ayıplanmayan, cinsel anlamını bulmamış organları ortada. Birkaç çocuk kırık bir bisikletin peşinden gürültüyle koşuyor. Sonra birdenbire; kızarmaya yüz tutmuş vişnenin, kadınların ve çocukların üstüne yağmur boşalıveriyor. Kapı önlerinde cümleler yarım kalıyor, oyunlar da.

Koşuşmalar başladı, naylon terliklerini hızla sürükledi kadınlar, kollarından çektiler çocukları, bir iki çocuk içeri girmemek için inatlaştı. Bu inadı, anneleri bileklerinin gücüyle kazandı. Kadınlar çocuklarıyla, dantel döşeli evlerine girdiler. Çatılar akmıyordu, camlardan içeri sular sızmıyordu, yağmur onların ötesindeydi. Az önce çocukların oynadığı, kendisinden bıkmış kadınların konuştuğu yollarda, şimdi yağmur sesi, bir de yağmurun altında tak! tak! tak! diye ses çıkartan koltuk değnekleri…

Adam çok yorgun görünüyordu bulaşıkları yıkarken. Erkekken kadınlıktan bıkmıştı, belki de her ikisinden de. Çinkosu kalkmış tabağın üzerinde gezdirirken süngeri, farkında olmadan derin bir soluk aldı içine, karnı, göğüsleri şişti, bir oof diyerek havayı dışarı itti. Peşinden onu takip eden gözlerle buluşmak istemiyordu. Yalnızmış gibi davranıyor, o iki gözden korkuyordu. Yo yo korku değil, bu, başka bir şeydi. Fakat gözlerini ne kadar kaçırsa da, kadından gelen koku her an varlığını hissettiriyordu. Yaşı bir hayli olmalıydı, neredeyse adama eş. Adamın saçları bembeyaz, kadının ki beyaz ağırlıklı siyah. Bu beyazlığa rağmen gürdü saçları, bir papatya gibi başında sağa sola açılmışlardı. Bulaşıkları bitirmiş, elinde iki parça rengi kayıp kıyafetle göründü adam, yüzünü buruşturarak kadına yaklaştı. Ekşi ekşi kan ve sidik kokusu kadına yapışmıştı. Parmakları arasında neredeyse iğrenerek tuttuğu kıyafetleri kadına doğru fırlatırken “Ben söylemesem üstünü bile değiştirmiyorsun” dedi. Sesinden hiçbir şey hissettirmedi, ama elleri çok kızmıştı. İçinden belki de bininci kez aynı şeyi geçirdi "Keşke ben ölseydim, ya da onun yerine sen." Kadın hiç ilgisiz “Turşular bozuldu, onları döktün değil mi?” Adam şaşırdı “ Oohoo o! Dökeli aylar oldu, canın turşu mu istedi?” Kadın çocuklaştı, dudakları yüzüne dağıldı… Gözleri çizgilerin arasından üç dört yaşındaymış gibi bakındı. Yine de bu haliyle bile adamdan daha yaşlıydı. Bu kez başka bir tele sıçradı kadın: “Ben ne zaman evleneceğim?” derken gözbebekleri yuvasından taşacakmış gibi bakındı. Bu sözler adama dokunmuş olmalı ki, elleri yatıştı, kadının saçlarını okşadı. Kadın birden kedi yavrusu gibi kıpırdanıp anlamsız sesler çıkardı. Adam kısa kesti okşamayı. Elleri yapış yapış geldi tenine, bıkkın, söylenerek evden çıkmaya hazırlanıyordu ki, geri döndü, “Sakın bir delilik yapayım deme.” Kendi de bu dediğine pek inanmadı, yüzünde bir hiç ifadeyle çıktı. Kadın koltuk değneklerine dayanarak cama gitti. Adam bahçe kapısından çıkmak üzereydi, kadın bağırdı, “Baba nereye gidiyon?” Adam sinirlendi cevap vermeyecekti. Verdi. “Kahveye, sakın geleyim deme ha! Usandırma beni, üç dört saat senden uzakta olayım, yeter ki yeni bir belâ açma.”

Burunları camlarda çocukların, yağmura seviniyorlar, yağmurun altında tak! tak! tak! diye ses çıkartan koltuk değnekleri sokağın başında göründü. Üstündekiler, babasının verdiği rengi kaçık kıyafetler değildi. Günlerdir sırtından çıkartmadığı, konu komşunun hayır niyetine verdiği kıyafetler vardı sırtında “Anne bak Deli Gül geliyor” dedi çocuklar. Annelere yeni bir şey gibi gelmedi, Deli Gül’ün yağmur altında sokakta olması. Yağmur damlaları suyu unutmuş saçlarından yüzüne düştü, burnunun ucuna gelince burnunu çekti Gül, bir ara duraksayıp koluyla yüzünü sildi. “Anne ıslanıyor” dedi çocuk, anne “Islanır, yağmur yağıyor.“ “Ama …” dedi çocuk, gerisini kuramadı. “Anne onu içeri alalım” dedi başka bir çocuk. Anne kızdı, yüzünü ekşitti “Olmaz hastadır O, mikrop bulaştırır.” “Ellerini yıkarız, hı!” “Mikroplar sadece ellerinde değil…” “Onun annesi olsaydı ıslanmaz, mikroplu da olmazdı değil mi?” Bu sözler anneyi harekete geçirdi, çocuğu sıkı sıkı kollarına aldı, çocuk da mutlu, annesine sarıldı. Sarılırken gözleri yağmurun altında kimsesiz bir köpek gibi ıslanan Gül’de kaldı.

Gül, yolun ortasında heykel gibi duruyordu, yağmur bütün vücudunu yalayıp ayaklarının ucundaki su birikintisine karıştı. Gözleri; camları, kapıları gezdi, biliyordu, fark etti perdelerin, buğulu camların ardından onu izliyorlardı. Bütün yükü koltuk değneklerine bıraktı, göz bebekleri önce çok uzaklara gitti… Geldi… Gitti… Geldi, ağzındaki bütün çürük dişleri göstererek, yağmurun sesini bastıran bir kahkaha salıverdi. Damlalar ağzına da düştü, dilini çıkardı dudaklarını yaladı, yutkundu. Çok keyifli görünüyordu, koltuk değneklerini özgür bıraktı, değnekler de onu. Tabi hep böyle değnekli değildi, deliliğin üzerine sonradan yapışması gibi değnekleri de sonradan eklenmişti bedenine. Yine havanın yağmurlu olduğu bir gün, caddede zıplaya zıplaya dolmuş şoförlerine laf atıp, belediye otobüslerini kovalarken resmi bir servis aracına çarpmıştı. Servis ona değil, o servise çarpmıştı. Deliliği hakkında da çok söylenti vardı. Daireler çizdi, bu arada kahkahaları hâlâ durmamıştı. Anneler çocuklarıyla pencere önlerinde şaşkın ama gülerek izlediler onu. Çocukların çok hoşuna gitti, kıskandılar Gül’ü. Eteğinin ucundan tutarak zıpladı, altındaki pijaması, kan lekelerini gösterdi. Toprağın kokusunu çekti içine, bağırdı “Yağmur yağıyor / Deli Gül geliyor / Deli Gül yağmur altında oynuyor.” Yine yağmura karşı güldü. Çocuklar Gül´e baktıkça keyiflendiler “Çıkalım anne, yağmur azaldı” dediler. Anneler “Olmaz, Gül gidince çıkarsınız.”

Gül yorgun düştü bütün damlaları bedeninden geçirmekten, ağırlaştı. Soluk soluğa değneklerini aldı yerden, üzerinde sektiği bacağı içinde davul çalınır gibi zonkladı. Yağmur bulutları kaydı. Elinde süpürgeyle sinirli, kekeme bir kadın çıktı dışarı ilkin. Kelimeleri uzatıp, bozarak Gül’e söylendi. “Deee de ge-eeç giit, bu bu uura daan. Mi k roop ka dıın.” Süpürgeyi salladı Gül’e doğru. Gül alışık, koltuk değneklerinin hareketini hızlandırdı, giderken kadına sövdü, gün ışığına çıkmamış küfürler savurdu. Kadın daha da sinirlendi. Yağmur iyice kesilip, Gül sokağı terk edince, birer birer dışarı çıktı çocuklar, kadınlar, yağmur öncesi kaldıkları yerden başladılar. 

İlk Önceki rastgele Sonraki En Son  şairAYTEN KAYA
gonder 133 kişi okudu. yorum 0 yorum.  gonder 0 kişi gönderdi. yorum Yorum Ekleyin puanla Puan 
Tüm hakları saklıdır. Copyright 2007 © - C.A.O.
eXTReMe Tracker