Ana sayfaya gitmek için tıklayın.
Online flash oyun listesine gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi forumuna gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi e-kitap listesine gitmek için Tıklayın.

  Üye Girişi
Oturum açın 
E-Posta
Şifre
 
 
Üye Olun
Şifremi unuttum
Bu sayfayı online sık kullanılan listenize ekleyin

  Ara - Bul

geri  YAZININ DEVAMI yeniYeni Yazı Gönderin
font1font2font3font4 İlk Önceki rastgele Sonraki En Son   TümüTüm Yazılar  
00000 31-08-2005
ESKİ BİR KEMAN

                                                                  Elif Sorgun'a

Kadının yataktan aşağı sarkmış eli boşlukta sallanıyor. Yastıklara yorganlara sıkıca gömülü bedenine yabancı, bilincinden kopuk. Çıplak, soğuk, karanlık döşemenin üstünde bir ileri bir geri. Odanın dağınık, ürkünç karmaşası içinde yolunu şaşırmış bir sarkaç, dingili kırık bir tekerlek gibi. Nereye gideceğini, hangi yöne döneceğini bilemeden bir sağa bir sola. Bir o yana bir bu yana.

Yatak; güvenceli, korugan, tartışmasız, kutsal bir sığınak. Kadının külçe bedeni gömüldüğü sığınağın sıcaklığında mışıl mışıl. Bilinci, odanın başıboşluğunda dönüp duran elinden habersiz, derin uykularda.

Şiir, pencerenin yamru yumru kıyısına sessizce tırmandı. Usulcacık, yumuşacık. Beşinci kattaki yatak odasının penceresi gökyüzüne açık. Apartmanın mosmor, duman duman geceye dolanmış başında göğün ırak aydınlığına çevrik bulanık bir göz. Aynamsı, saydam, geçirgen gölgeler barınağı. Gözün içinden Şiir, kedi pençesini uzatıp çerçeveye tutundu. Ak pak, ışıltılı, doğal, duyarlı tüy topağı pençe pencerenin çürük, sallantılı çerçevesine ilişip durdu. Şiir'in kendi pençesi deneyimli. Çerçevenin kırılgan ve kaygan bütün duraklarını gözü kapalı, ezbere biliyor. Pençesi oraya ilişmiş dururken Şiir, öbür pençesini rahatça, özgürce kaldırıp yaladı. Gökyüzüne dikili kedi bakışı ırak yansımalarla yan yana, özgür pençesiyle kedi kulağını kaşıdı. Çerçevenin apansız tuzaklarından, aşılması güç denklemlerinden , tarih kadar uzun görmüş geçirmişliğinden haberli, kulaklarının ikisi de kirişte, bir süre bekledi. Bulanık gözün eğreti çerçevesinde, tüy topağı pençesinin sağlam, dingin özgüveniyle tutunmuş, bir uzun yol gemisi gibi engin suların bilinmezliğine korkusuzca kulaç atmaya hazır, bekledi.

Kadının boşta geçen elinden kopuk külçe bedeni, yatağın korugan sıcağına dolanmış, doygun ve mutlu. Suskunluğun erinç dolu ülkesinde, vurdumduymazlıkla sarmaş dolaş. Uykunun inanılmaz rahatlatan yaşam dışılığıyla iç içe, sonsuz hoşnut. Odadan, eşyadan, ışıktan, sesten, evden, ötekilerden, dışarılardan, gelgitlerden ve bütün yaşamın bütün tersine akıntılarından uzak ve kurtulmuş. Ev içi ve ev dışı bütün koşuşturmacalardan ötelerde. Elektrik, su, doğalgaz, telefon faturalarından, hiçbiri gününde ödenmeyen kira alacakları, kira vereceklerinden, ev sahibi, konu komşu, eş dost didişmeleri ve patırtılarından bel fıtığı, mide ülseri, yüksek tansiyon, yürek sıkıştırmalarından, tıkanmış lavabolar, bozulmuş televizyonlar, şapşal çamaşır makinesi tamircilerinden ötelerde. Yıllanmış sofralarda öbeklenen tabak, çanak, bardak, kadeh, meze, çerez, dolma artığı, rakı şişesi, bira kutusu, kül tablası kokularından çok ötelerde. Üst üste yığılı çocuk bezi, çocuk sesi, okul önlüğü, okul çantası, okul ödevi çekiştirmelerinden, şarap lekesi, yağ birikintisi, sigara dumanı sinmiş perde, koltuk, halı, döşeme kir pasından, işi eş ve sadık kocanın koltuk altı ter salgılarının çarşaflara sızdırdığı kimlikleri belirsiz dişi yansımalarından, iyi eş ve sadık kadının öfke, kin, nefret, kıskançlık, bunalım, aşağılanma ve kusma nöbetleriyle dolup taşmış irin torbası aşk yaralarından, "Sevgilim, güzelim, bir tanem" söylemlerinin sevinç göz yaşlarıyla desteklenmiş aşk mektuplarının düş hoplatan ıslak, esrik yürek çırpınmalarından çok, çok ötelerde. Bütün bu hayhuydan, bütünüyle ötelerde. Sığınağının ses ve yaşam geçirmez duvarlarının sınırsız özlemi içinde kadının bilinci, beyninin kıvrım kıvrım toprağının karanlığı altında, tatlı ve mutlu kış uykularında.

Pencerenin aynamsı gözü, gökyüzünün ırak aydınlığına bir tüy yumağı adım kadar yakın. Aşağılarda, uçurumlaşan kentin ağdalı, ıssız sokaklarında yan yana, üst üste evlerin atardamarları üstüne kapanmış damlar; yaşamın dört nala, çılgınlaşan, dengesizleşen koşusunu savuna savuna... Yukarılarda, beşinci kattaki yatak odasının gökyüzüne çevrik aynasının yamru yumru, aşınmış, sallantılı çerçevesine tutunmuş Şiir'in tüy topağı pençesi, dirençle, sabırla beklemede. Çerçevenin incecik, kırılgan, kaygan, çatlak kıyısında yürümek. Adım adım, usul usul gökyüzüne yürümek. Bilerek, isteyerek, deneyerek, sınayarak aydınlığı ve sabaha yürümek. Özgürce, korkusuzca, varoluşun yüreğine yürümek. Şiir'in bütün istediği bu. Bütün yapmak istediği, bütün yapabileceği, işte bu.

El aranıyor. Belki bir gülüşü, bir anıyı, bir unutuşu. Belki bir seviyi, bir okşayışı, bir öpüşü. Parmakları acemice, belli belirsiz, titrek dokunuşlarıyla yokluyor odanın yalnızlığını. Dürtüyor çekinerek, solmuş bir çiçeği ellercesine, kokusuz, kupkuru yapraklarını el yordamıyla inciterek, döküp saçmaktan kaçınırcasına... Beden umutsuz. İsteksiz, yorgun ve bezgin. Bir kez daha geri dönmeyi, yeni baştan çıkıp gelmeyi hiç istemediği besbelli, daldığı uykulardan... Bilinci öylesine hoşnut, yatağın uyuşuk sarmalından.

Şiir atladı atlayacak. Uçtu uçacak göğün maviliğine. Yüreğinin aydınlığına kanatlanacak. Tüy topağı pençelerinin her biri, maviliğin dipsizliğinden yankılanan özgürlük ve sonsuzluk ezgilerinin eşliğinde, öylesine uyumlu, eşdönemli, eşsüremli, eşgüdümlü. Aşağılarda, gitgide zıtlaşan, acımasızlaşan, hoyratlaşan, duygusuzlaşan, denetim dışı, duygu dışı çelişkilerle sarsılan yaşama koruyucu kalkan olmuş evlerin damlarına karşı...

El çırpınıyor. Kara kaygılı, iç karartan ürpertilerle titreye titreye. Acınası bir üzünç, acıklı bir sızıntı, tasalı bir boşluk duygusu içinde sarsıla sarsıla. Bir dokunabilse o gülüşe, o anıya, o unutuşa. Belki bir seviye, bir okşayışa, bir öpüşe... Bir dokunabilse, bedeni isteyecek mi bir kez daha ve bedenine karşı, bilinci kurtulup gelecek mi yatağın uyuşuk sarmalında dalıp gittiği o tatlı uykularından?

Oraya; hemen, şimdi. Bulanık gözün aynamsı, saydam, geçirgen gölgeler barınağından, cennet kızlarının ve gılmanlarının sabahsız, akşamsız, eşdönemli, eşsüremli, eşgüdümlü, dünyadışı izlencelerde sürekli görüntülendiği oraya,gökyüzünün hiç kararmaz, masalsı, sanal, masmavi camına doğru adım adım özgürce ve sonsuzca: Şiir'in bütün yürüdüğü, yalnızca bu. Bütün bütüne yürüyüp gittiği, atlayıp uçtuğu... İşte bu. Sabahın ilk ışıkları, yaşamın şaha kalkmış çılgın atını artık gökyüzünden gizleyemeyen o kaskatı, duyarsız, bıçak keskini damların üstünde, Şiir'in mutluluktan gülümseyen, sonsuzluk ve özgürlük uykusuna dalmış, cansız bedenine ulaştığında...

Kadının yataktan aşağı sarkmış, boşlukta sallanan elinin dokunduğu da bu: Tıptı eski, kırık, telleri kopuk bir keman, paramparça bir Stradivarius gibi buluverip, bir gülüş, bir anı, bir unutuşla, belki bir sevi, bir okşayış, bir öpüşle, "Nerdesin Şiir? Buradasın, değil mi? Beni bırakıp hiçbir yere gitmezsin sen, biliyorum, haydi gel canım, nazlanma sevgilim, güzelim, bir tanem, ben sensiz olamam" diyerek, tutunup seslendiği...Şiir'in özgürlüğe ve sonsuzluğa atlayan uçuşuna tutunup, şimdi çoktan geçmiş ama gerçekte hiç bitmemiş, kopmamış, tükenmemiş yaşamının bütün kargaşalı, çılgın, çelişkili hayhuyunu aşarak, yatağın uyuşuk, uyuşturan koruganından çıkarıp kurtarmayı başardığı bilinci. Cansız bedenin kıvrım kıvrım ölü toprağı altında şaşılası sevgisinin özlem dolu çığlığıyla, tapılası tutkusunun kaygı yüklü çağrısıyla çırpınan elin kavuşması başardığı bilinci.

İlk Önceki rastgele Sonraki En Son  şairTANSU BELE
gonder 146 kişi okudu. yorum 0 yorum.  gonder 0 kişi gönderdi. yorum Yorum Ekleyin puanla Puan 
Tüm hakları saklıdır. Copyright 2007 © - C.A.O.
eXTReMe Tracker