Uçan Güle,
Masamda sarı bir zarf. Sarı zarfta sarı bir yaprak.Yaprakta saklanmış sarı bir sonbahar. Sonbahar kadar hüzünlü bir yazı, yaşanılan güzel anlara son nokta, kabullen(e)mediğimiz gerçeğimiz, kırmızı kalemle, büyük harflerle yazılmış AYRILIK...
Ayrılık yazmışsın yeşil bir bahardan kopup gelen bu sarı yaprağın üstüne. Son demişsin yaşanmış ve yaşanılacak her şeye. Ellerin titremiş dayanamayıp yüreğinin sesine. Kaç kez okudum hatırlamıyorum karanlık odamda. Ben sustum ama susmadı vazomdaki siyah güller, duvarda çektirdiğimiz son fotoğrafımız ve odada hala esen rüzgar...senin kokun.
Aynı odada, aynı pencerenin kenarında, aynı duygularla, aynı güneşin batışını izledim, sensiz ve sessiz aynılarda. Sensizliği seninle yaşamaktansa, sensiz yaşamaya alıştırdım kendimi. Uzağız artık herşeyden. Sahilde beraber balık ekmek yerken hissettiğimiz duygulardan. Hani bir akşam üstüydü hatırlıyor musun ? Ne kadar da mutluydu birbirine bakan siyah gözler. Ama şimdi ! Yağmurlu bir havada ıslanmamak için sığındığımız fotoğrafçıda çektirdiğimiz fotoğraları bile attım ateşe. Ateş bile yüreğim kadar parlamadı ve yirmi beş aralıkta aldığın güller, siyah saçlarına taktığım, şimdi kurumuş olan güller, birlikte kurduğumuz mavi düşler ve şu an karşımdaki hayalin silinmeye başladı düşlerimden birer birer. Kolay olmadı odamda saklı anıları, ağlayarak gelip de omuzuma baş koyduğun günleri duvarlara yazdığım SENİ SEVİYORUM’ ları, her sabah seni beklerken otobüs durağında yaşadığım anları, hayata meydan okuduğumuz o günleri, fırtınaya yakalanıp da yağmurda ıslandığımız o akşamları unutmak; söyle, söyle bana kolay mı? Ben seni yüreğime yazmışım, bir yüreği yerinden söküp atmak bu kadar kolay mı?
Sonra ne mi oldu? Bir fırtına koptu yüreğimde. Yüreğimden de ötede bir yerlerde. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı ve bütün kifayetsizliklerin düğümlendiği son heceye doğru uçmaya başladı her şey. Geride ise sadece yüreği sonbaharı yaşayan ve hep yaşayacak olan bir beden ve işte bu kırık dökük sevda haritası kaldı...