![]() |
Aktif Konular Üye Listesi Takvim Arama |
| |
| Şiir | |
| |
|
| Yazar | Mesaj |
|
hrkaripcin
Admin Group
Kayıt Tarihi: 01 Jan 2006 Aktif Durum: Aktif Değil Gönderilenler: 348 |
![]() Konu: Ümit Yaşar Oğuzcan'ın Şiir DünyasıGönderim Zamanı: 11 Jul 2010 Saat 4:14am |
|
Abide DOĞAN 1926-1984 yılları arasında yaşamış olan Ümit Yaşar Türk şiirinin önemli isimlerinden biridir. Şiir sevgisi çocukluğunda başlayan Ümit Yaşar, anne ve babasının da etkisiyle 9-10 yaşlarında şiir yazmaya heveslenmiştir. Çocukken evlerinde şiir okunması, annesinin o çağın ünlü ozanı Faruk Nafiz Çamlıbel'in şiirlerini ezbere bilmesi, duvarlarında ünlü şairin çerçeveli bir fotoğrafının bulunması, babasının Faruk Nafiz'i "evin ikinci adamı" olarak görmesi Ümit Yaşar'm küçük yaşlarda şiire ilgi duymasının nedenleridir. İlk şiir denemeleri Faruk Nafiz'e (Duvardaki adama) özentinin ürünüdür. Ümit Yaşar ilkokulu bitireceği yıl, annesi ile babası geçinemeyip ayrılırlar. Bu olay onun küçücük yüreğinde derin izler bırakır. Bu yıllar, onun şiire sığındığı, üzüntülerini yazarak gidermeye çalıştığı yıllardır. Ortaokulu üç ayrı şehirde ve üç ayrı okulda okur. Arkadaşları adını bilmez ve onu çoğu kez de "şair" diye çağırırlar. Türkçe öğretmenlerinin sevdikleri, fakat zaman zaman yazdıklarından ötürü şaşkınlığa düştükleri bir öğrenci olur. Önceleri "su birikintisi" olarak nitelendirdiği şiiri, zamanla "minik bir göl" ve "kendi yatağında kıvrıla kıvrıla, akıp giden bir ırmak" halini alır. Konya'da başlayıp Eskişehir'de tamamladığı lise öğrenimi sırasında ondaki şiir bir özenti olmaktan çıkmış, büyük bir tutku halini almıştır. Ticaret Lisesini bitirir bitirmez yaşam kavgası başlar. Ankara, Adana, Turgutlu ve Niğde'de sürdürdüğü bu kavgada şiir yazmayı asla bırakmaz. 1954 yılında yeniden Ankara'ya gitmesiyle birlikte, "ırmak yatağından taşımaya başlamış", birkaç yıl içinde koskoca bir nehir oluvermiştir. 1960'lara doğru bu nehrin taşlama, rubai ve düzyazılardan oluşan üç kolu meydana gelmiştir. Ümit Yaşar 1961 yılı başlarında İstanbul'a geldiği zaman on bir kitap çıkarmış ünlü bir şairdir artık. Kendi deyimiyle, kollarıyla iyice büyümüş olan nehir, coşkun sularla çağlar, zaman zaman yatağından taşarak denize kavuşur, denizle birleşir, bütünleşir ve ondaki şiir koca bir deniz olur. Ümit Yaşar şiiri hiçbir zaman gelip geçici bir uğraş, bir heves olarak düşünmemiştir. Ona göre şairlik doğuştan gelen, Tanrı vergisi bir yetenek işidir. Bu yeteneği geliştirmek için büyük bir çaba gereklidir. Şiir ilham işidir. Zorlamayla şiir yazılmaz. Şair, bütün yaşamı boyunca gördüğü, işittiği, okuduğu, duyduğu herşeyin etkisi altındadır. "Şiir yer altı nehirleri gibi oluşur şairin iç dünyasında. Bir gün yeryüzüne çıkmak için bir çıkış noktası arar. O nokta ilhamdır işte! O noktada var olur şiir." (Oğuzcan 2001:7) Ümit Yaşar şiiri yazılmayacak hiçbir konu, şiirde kullanılmayacak hiçbir sözcük düşünemez. Ona göre, şiir bir söz sanatıdır; herkesin bilip her gün kullandığı sözcüklere can verme, yeni bir anlam kazandırma sanatıdır. Fakat şiir sadece anlam taşıyan sözcükler dizisi değildir. Sözcükler bir araya gelerek yalnız şiire özgü bir ses düzeni, bir uyum da kazanırlar. Şair dağarcığmdaki bütün sözcüklerin ses ve anlam olarak değerlerini bilen ve bunu yanılgısız uygulayan kişidir. Şiir en güç sanat dalıdır. Şiirin en büyük güçlüklerinden biri de kolay sanılmasıdır. Şiir yazmak için yetenekten başka duyarlılık, heyecan, heves, kültür ve çaba da gereklidir. Çünkü şiir bir birleşimdir. (Oğuzcan 2001:7-8) Ümit Yaşar şiiriyle yaşam öyküsünü birleştiren şairdir. Yaşamıyla sanatının birbirini tamamladığını düşünür. "Hayatımdaki şairliğimi alıp çıkarırsanız geriye önemli bir şey kalmaz. Öylesine tutkunum şiire" ifadeleri hayatını şiirlerine koymuş, şiirini hayatı sayan şaire aittir. (Oğuzcan 2001:6) Kendisini "geleneksel halk şairleri zincirinin bir halkası" olarak görür. Ümit Yaşar'm 1947-1983 yılları arasında yayınlanmış otuz yedi şiir kitabı vardır: İnsanoğlu (1947 Adana) Deniz Musikisi (1948 Adana) Dillere Destan (1954 Ankara) Dolmuş (1955 Ankara) Askımızın Son Çarşambası (1956 Ankara) Bir Daha Ölmek (1956 Ankara) Kör Ayna (1957 Ankara) Beni Unutma (1958 Ankara) İki Kişiye Bir Dünya (1958 Ankara) Karanlığın Gözleri (1960 Ankara) Seninle Ölmek İstiyorum (1960 Ankara) Akıllı Maymunlar (1961 Ankara) Üstüme Varma İstanbul (1961 İstanbul) Yeni Dünya Rekoru (1961 İstanbul) Sevenler Ölmez (1961 İstanbul) Ötesi Yok (1962 İstanbul) Çigan Gözler (1963 İstanbul) Bir Gün Anlarsın (1962 İstanbul) Sadrazamın Sol Kulağı (1964 İstanbul) Mihriban'a Şiirler (1965 İstanbul) Biraz Kül Biraz Duman (1965 İstanbul) Taslar ve Baslar (1966 İstanbul) İnsallahla Masallahla (1966 İstanbul) Seni Sevmek (1966 İstanbul) Toprak Olana Kadar (1969 İstanbul) Göbek Davası (1969 İstanbul) Ben Seni Sevdim mi? (1968 İstanbul) Sen Aşk Nedir Bilmezsin (1968 İstanbul) Halktan Yana (1968 İstanbul) Aşk Mıydı O (1967 İstanbul) Önce Sen Sonra Sen (1970 İstanbul) Rubailer (1969 İstanbul) Yalan Bitti (1971 İstanbul) Dikiz Aynası (1977 İstanbul) Acılar Denizi (1976 İstanbul) En Eski Yalnızhğimdir Aşk Benim (1975 İstanbul) Yüzyıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse (1978 İstanbul). Ümit Yaşar'm şiirleri zamanında çok ilgi görmüş, çok da eleştirilmiştir. Eleştirmenlerin bazıları onun şiirine karşı olumlu tavır takınırken, bazıları da olumsuz bir bakış açısıyla yaklaşmışlardır. İşte birkaç örnek: "Oğuzcan sanatın çilesini çekmiş, şiire varlığı ile bağlanmış, gerçek bir şairdir. Sayıları yüzleri aşan şiirlerinin hemen hepsini ezbere okuyabilmesi de bu sevginin, bu bağlanışın bir delili olsa gerek..." İlhan Geçer (1954). " O yalnız şairdir. Hiçbir sınıf ve ekolün adamı değildir. Temiz bir Türkçe ile söyledikten sonra hecenin, aruzun, şekil veya şekilsizliğin, şiirde ayrı ayrı ve değişik zevklerle bizi sardığını şair Ümit Yaşar Oğuzcan "Dillere Destan" isimli eseri ile ispat etmiş durumdadır." Bekir Sıtkı Erdoğan (1955). " Ümit Yaşar'ın son yılların en iyi şairlerinden biri olduğunu anlamak için ondan birkaç satır okumak yeter." İlhami Soysal (1960). " ...genç şairlerin arasında Türkçe'yi en temiz ve en selis yazan odur." Orhan Seyfi Orhon (1961). " ...her şiir yazanın kolay kolay ulaşamayacağı bir şiir diline sahip." Vecdi Bürün (1961). " ...ben Ümit Yaşar'ın bütün rubailerinin güzel olduğunu iddia ediyorum." Ulunay (1966). Şaire yöneltilen olumlu eleştiriler onun kendine has, şahsiyetli, temiz ve her şairin ulaşamayacağı bir şiir diline sahip oluşu ile ilgilidir. Gerçekten de bir şiiri okutan, ondan tad alınmasını sağlayan şairin dilidir. Ümit Yaşar sıcak, sevimli, içten ve pürüzsüz bir dil kullanmış, mısra yapıları sağlam binin üzerinde şiir yazmıştır. Mesneviden soneye, aruzdan heceye kadar her şekli ve vezni kullanmış, ölçülü ve kafiyeli şiirler meydana getirmiştir. En çok sone şeklini beğendiği söylenir. Şiirde ahenk ve musikinin gereğine inanır. Ümit Yaşar'a yöneltilen olumsuz eleştiriler Yusuf Ziya Ortaç, Orhan Seyfi Orhon, NuruUah Ataç, Şevket Rado, Celâleddin Çetin başta olmak üzere birkaç şair-yazar ve eleştirmenden geliyor. Bunların bilimsel ağırlığından çok sübjektif tarafları ağır basan eleştiriler olduğunu söyleyebiliriz. " Ben Türk şiirinin ne hale geldiğinden evvel, onun tanımadığım muhterem eşine ve iki yavrusuna acırım...Bu, şairin kusuru değil, onların kaderi..." Yusuf Ziya Ortaç (1955) " Aaaa...Güldünüz. Gülüyorsunuz..-Ben de gülüyorum... Oooh, çok şükür hep gülüyoruz. Yeni şiire, yeni şaire teşekkürler ederim. Hiç olmazsa bizi aradığımız kahkahaya kavuşturdu." Yusuf Ziya Ortaç (1957) " Şair olmak için acayip olma yolunu tutan bu değerli genç şaire bir eski mantık tekerlemesini hatırlatırım. Her karpuz yuvarlaktır, ama her yuvarlak karpuz değildir. Her güzel şey biraz başka türlü ve acayiptir ama, her acayip şey güzel değildir." Orhan Seyfi Orhon (1957) " İnan olsun sen hiç şair değilsin. Sen satıcısın. Ama şiir satılmaz. Ben şairim ve kendimi sana sattırmam. Şiir, ellerini senden yıkamalı. Yıkamalı ya, bir de sen kendi kendini yıkamalısın. Sen şiir yazamazsın." Ölez (1962) " Ümit Yaşar, son şiiriyle, verimsiz, yanlış bir yola girmiştir. Bu yolda ısrar ederse, her bakımdan gelişme istidadı gösteren şiiri, çıkmaza girecektir. Hatta girmiştir bile." M. Sunullah Arısoy (1955) Ümit Yaşar'm çok sayıda şiir yazması kendisine yöneltilen eleştirilerin ilk nedenidir. Bu eleştirileri haksız bulan şair, sadece hissettiklerini yazdığını, hatta yazmak istediklerinin pek çoğunu yazamadığını söyler. Ona göre, eleştirme ibresine sanat dünyamızda hatır, dostluk, düşmanlık, çekememezlik, cehalet, mes'uliyetsizlik duygusu, laubalilik vs. etki ediyor. Sanattan anlamayanlar için en ideal meslek sanat eleştirmeciliğidir. Eleştirmenlerin yetersiz ve yarım olmalarından hiç olmamaları daha iyidir. (Oğuz-can 1967:33) Ümit Yaşar hiçbir akıma ve şiir anlayışına dahil olmamış, kendi tarzını yaratmış orijinal bir şairimizdir. Kendisi 1941-1976 yılları arasındaki otuz beş yıllık şairlik hayatını beş ayrı döneme ayırmıştır: I- 1941-1954 yılları : Uyanış dönemi Biz de onun şiirlerini üç bölümde değerlendirmeyi uygun buluyoruz: 1. Aşk, Ölüm, Yalnızlık ve Çaresizlik temlerini işleyen (rubailer dışındaki) Şiirleri: İnsanlar, özellikle kadınlar şairin ilham kaynağıdır. Onun için, şiirden önce aşk vardır. Hiciv şiirlerinin dışında en çok işlediği konular aşk, ölüm, yalnızlık ve çaresizliktir. Aşk, onun için bir amaçtır. 1962 yılında Varlık dergisine verdiği bir röportajında şunları söylemiştir: " Aşk şairi olarak tanındım, hep böyle kalmak isterim. Bu konuda şiirlerimde çok şey söyledim. Daha da söyleyeceğim. Aşk şairiyim, fakat sevmekten sevilmeye vakit bulamadım. Karşılıklı sevenlerin değil, sevipte sevilmeyenlerin şiirini yazdım. Aşkın karşılık beklemeden sevmek olduğuna inanıyorum."'(Oğuzcan 1967:33) Aynı yıl Özgür dergisinde yayınlanan bir başka röportajında, "Bir şairin şiir yazabilmesi için mutlaka sevmesi gerekir mi?" sorusuna verdiği cevap da şöyledir: " Sevgisiz sanat olmaz. Her sanat eserinin mayasında sevgi vardır. İnsanları sevmek, yaşamayı sevmek, tabiatı sevmek, müziği sevmek, ya da bir kadını sevmek arasında büyük farklar yoktur. Önemli olan, sevmek, sürekli sevmek, sevebilmektir" (Oğuzcan 1967:34) 1963 yılında Çerçeve dergisine söyledikleri de aşk, kadın ve sevginin önemi üzerinedir. Ona göre, "Dünya sevenlerin dünyasıdır". "Tabiatın en güzel yaratığı kadındır." "Huzur, gerçek aşkı bulabilmektir. Gerçek aşk ise karşılık beklemeden sevmek ve aynı şekilde bir o kadar sevilmektir." (Oğuzcan 1967:34) Yelpaze dergisine 1961 yılında verdiği röportajında aşkın tarifini yapmıştır: " Aşk, ben olmaktan çıkıp, o olmaktır." 1964 yılında Hayat mecmuasında aşk ve kadın tarifleri ile ilgili olarak da şunları söylemiştir: " Öncelikle şiirin, aşkın ve dolayısıyla kadının tariflerinin kesinlikle yapılamayacağı kanısında olduğumu belirtmeliyim. Nasıl ki, bugüne kadar hiç kimse tarafından, çoğunluğun kabullendiği bir şiir ve aşk tarifi yapılamamışsa, şiirle aşkın doğurucusu ve besleyicisi olan kadının da tarifi yapılamamıştır. Bu gerçeği belirttikten sonra ideal kadın, sevilen kadındır diyeceğim. Öte yandan ideal kadın, bir ömür boyu beklediğimiz kadındır da..." (Oğuzcan 1967:36). Ümit Yaşar "Kadınlar İçin Sone" başlıklı şiirinde sevdiği kadın tipini tarif etmiştir: Ben güzel gözlü kadınları severim Ben mahzun kadınları severim Ben akıllı kadınları severim Hem nasıl severim, öyle severim işte Ümit Yaşar'm kadınlarla ilgili şiirleri sadece güzel, akıllı, seven ve aşık olunan kadınlarla ilgili değildir. Çirkin, yalnız, terkedilmiş ve "öyle" kadınlar için de şiir yazmış; bu kadınların yalnız ve sevilmemiş olmaları ile kendi yalnızlığı ve sevgisizliği arasında bağ kurarak onlara acımıştır. Ümit Yaşar hayatı boyunca kadınları sevmiş, fakat hiç sevilmemiştir. 1957 yılında Anahtar dergisine verdiği röportajda, aşkı tatmamış bir aşk şairi olduğunu söylemiştir. Bu durumu kendisi de gülünç bulmuş ve eklemiş: "Ben aşkı yaşamıyorum, onu arıyorum. Bulduğum zaman gerçek bir aşk şairi olabilirim." (Oğuzcan 1967:34) Ümit Yaşar'm romantik aşk şiirlerinde bazen pornografik tablolara da rastlanır: ÖYLE BİR KADIN İÇİN SONE Artık öyle bir kadınsınız benim için Öyle bir kadınsın öpülen mıncıklanan Öyle bir kadınsınız dedim anlamadınız mı? Öyle bir kadınsınız dudakları hep kırmızı Şairin aşkı beşeri aşktır. "Milyon Kere Ay ten" şiirinde aşkı ve yaşamın bütün güzelliklerini "Ayten" ismiyle somutlaştırmıştır: MİLYON KERE AYTEN Ben bir Aytendir tutturmuşum oh ne iyi Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim. Ama yağma yok Ay teni size bırakamam. Ona uğramayan gemiler batsın. Aşk sadece güzellikleri barındırmaz. Yalnızlık, ölüm, çaresizlik ve umutsuzluklar da aşkla beraber gelir. Seven, ancak sevilmediğine, gerçek aşkı bulamadığına inanan şair daima acı çeker. Yapayalnız kalır. Yalnızlık ürpertici olduğu kadar teselli edicidir de. Yalnızlığa Sone'de olduğu gibi... YALNIZLIĞA SONE Güneşin akşam hüzünle battığı Yalnız düşünceler paramparça Dünyada yalnız olmayan ne var Ümit Yaşar şiirlerinde aşk ve kadınlardan sonra en çok ölüm temine yer vermiştir. Ölüm bazen aşk ve kadınla da beraberdir onun şiirinde. Ölüm bir ayrılıktır. Ölüm onun hayatının gerçeğidir. Üç kez intihara teşebbüs etmiş, oğlu Vedat da 1973 yılında kendini Galata Kulesinden atarak intihar etmiştir. Oğlunun intiharından sonra yazdığı şiirlerinde bu tema daha çok yer almış, ayrılık, isyan, çaresizlik, umutsuzluk gibi duygular yoğunlaşmıştır. Fakat hiçbir şey Vedat'ın ölümü kadar acı verici olmamıştır. Bir rubaisinde bu acısını şöyle dile getirmiştir:
"Galata Kulesi" başlıklı şiiri de Vedat'ın ölümünü anlatır. Tabut, cenaze, kefen, mezarlık, mezar taşı ölüm şiirlerinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Şair için, ölmek bazen bir kurtuluştur. Çoğu zaman da sevgiliden ve güzelliklerden ayrılmak demektir. Aynı zamanda ölümsüzlüktür. Şair bazen de ölülerle konuşur, çok sevdiği kadını öldürüp onu macerasını ölümsüzleştirmek ister. II. Rubailer-Dörtlükler İran şiirinin gözde türlerinden olan rubai Türk şiirinde de sevilmiş, başarılı örnekleri verilmiş bir türdür. Bu türün en güzel örneklerini Yahya Kemal vermiştir. Cemal Yeşil, Arif Nihat Asya, Orhan Veli (birkaç rubaisi ve rubai çevirileri var), Nazım Hikmet (modern rubailer yazmış) de rubailer yazmıştır. Dörtlük ve rubai türünün çağdaş üstadlarmdan biri de Ümit Yaşar Oğuzcan'dır. Dörtlük ve rubailerinde derin ve özlü düşünceler, aşk, ölüm, sevgi, karamsarlık, umutsuzluk, güvensizlik, hayal kırıklıkları ve şikayet gibi temalar temiz ve pürüzsüz bir dil ile ifade edilmiştir. (Halman 2001:11) Ümit Yaşar rubailerini Ötesi Yok, Seni Sevmek ve Rubailer adlı kitaplarında toplamıştır. Ancak 1983 yılında hem bu kitaplardan hem de daha önceden yayınlanmamış rubai ve dörtlüklerden seçmeler yaparak Yüzyıl Yanarım Yanmayı Oğrendimse adlı kitapta bir araya getirmiştir. Yedinci baskısı yapılan kitap oğlu Vedat'a adanmıştır. Ümit Yaşar'm çoğu aşk (beşeri ve ilahi) ve sevgi üzerine yazılmış rubai ve dörtlüklerinden birer örnek verelim: Dörtlük BİRAZ KÜL BİRAZ DUMAN O BENİM İŞTE Rubai SENSİZ DOĞACAK GÜNLERİ AKŞAM BİLİRİZ Sensiz doğacak günleri aksam biliriz III- Taşlamalar-Hicivler "Ben hem sair hem de hiciv yazarıyım. Hicve en az tahammülü olan memleket Türkiye'dir. Hiciv üç kişilik bir oyundur. Yazan, yazılan ve okuyan. En bahtsızı da yazandır. Hicvin anlaşılması ve tahammül edilememesi yüzünden ben bir zaman isimden olmuştum." (Oğuzcan 1967:36) Bu sözler 1962 yılında Tercüman gazetesinde yayınlanan bir röportajdan alınmıştır. Şair burada hiciv yazmanın zorluğuna işaret etmektedir. Buna rağmen yine de yazmaktan vazgeçmemiştir. Yazdığı binlerce şiir arasında hiciv şiirleri azdır; fakat zaman zaman bu alandaki şiirleri daha çok ilgi çekmiş, daha çok üne kavuşmuştur. Ümit Yaşar bu tarz şiirlerini Sadrazamın Sol Kulağı, Taslar ve Baslar, Akıllı Maymunlar, İnsallahla Masallahla, Göbek Davası, Dikiz Aynası ve Halktan Yana adlı kitaplarda toplamış; 1983 yılında da Sözüm Meclisten Dışarı adlı kitabını daha öncekilerden yaptığı seçmelerden oluşturmuştur. Yergi şiirleri yazmaya 1955 yılında başlayan Ümit Yaşar, Türkiye'nin 30 yıllık siyasi ve toplumsal durumunu bir ayna gibi yansıtmaya çalışmıştır. Şair kitabını dört bölüme ayırmıştır: I. Bölüm (1950-1960) 1950 ve 1954 seçimlerinde DP'nin iktidarı ile başlayan hatalar zinciri, basın özgürlüğünün kısıtlanması, muhalefet ve basma uygulanan baskı, şiddet, üniversite olayları vb. sorunlarla daha da uzar ve 27 Mayıs'a gelinir. Bu dönem şairin yergi şiirlerine konu olur. ADAMLAR Üşenmeden saydım
27 Mayıs ihtilalinin getirdiği yeni konular, örneğin, Yassıada komedisi ve dramı, demokrasiye dönüş, Süleyman Demirel'in siyasete girişi vb. konular bu bölümü oluşturan yergi şiirlerinde işlenmiştir. DEVR-İ SÜLEYMAN Devrimler açısından bu devir isyan devri Süleyman Demirel şairin en çok hicvettiği siyasetçidir. III. Bölüm (1970-1980) Türkiye'nin "Yergi Cenneti" olduğu dönemi kapsayan bu bölümde Demirel'in İktidarı, Ecevit'in İsmet İnönü karşısında zafer kazanarak politikacılığa geçişi gibi olaylar konu edilmiştir. MASKELERİN ALTINDAKİLER Senin zamanın geldi ya Hu çekilir derin derin Kuvvet gelir dillerine Bağlılıklar artar dine IV. Bölüm (1980-1983) Bu bölümün yergilerinde siyaset yasağı nedeniyle ekonomik konular ağırlıktadır. KURBAN ALMAK Tanrım affet bizi Ümit Yaşar'm körükörüne bir partiyi ya da bir ideolojiyi tutmaması, yergiciliğinin en önemli özelliğidir. Yirmi sekiz yıllık yergicilik yaşamında polis ve yargıç karşısına çıkmamış, bu yüzden de yazdıklarını günü gününe gazete, dergi ve kitaplarında yayınlayabilirle şahsına sahip olmuştur. Ümit Yaşar bazı ilkleri gerçekleştirmiş bir şairdir. Sanat hayatının 25. ve 40. yılında olmak üzere iki kez jübilesi yapılmış, beş şiir plağı doldurmuştur. Şiirlerinin bazıları Fransızca, İngilizce, Rusça, Bulgarca, Lehçe, Rumca ve Arapça'ya çevrilmiştir. Şiirleri çeşitli antolojilere alınmıştır. Şiirlerinde ahenk ve musikiye çok önem vermesi, onların bestelenmesini de kolaylaştırmıştır. Bestekar Avni Anıl, "... Ümit usta bizler için hem çok zor, bir o kadar da kolay bir şairdir. Zordur; o güzel kelimeleri aynı güzellikte ezgilemek için kahır çekmemiz gerekir. Kolaydır; şiirinde musiki yatar zaten" (Anıl 1982:11) demektedir. Ümit Yaşar bütün şiirlerini yazmadan önce yaşamış bir şairdir. Bu nedenle de kolay ve rahat yazdığını söylemektedir. 1962 yılında Varlık dergisinde yayınlanan röportajında söylediklerine bakalım: " ...Çoğu zaman kağıda geçirmeden önce, şiiri zaten yaşamış yazmış olurum. Şiiri kağıda geçirme anında kelimeleri, mısraları yüksek sesle defalarca okurum. Bu şiirde ritmi devam ettirmemi sağlar. Şiir bitince ilk işim onu yazı makinasında temize çekmektir. Bu da şiirin estetiğini ifade anında düzenlememe yardım eder. Şiirin ve özellikle şiirlerimin göz yerine dudakla okunmasından yanayım. Bu güne kadar ne yazmışsam yanlış sız, eksiksiz ezbere bilirim. Şiir yazışımın belirli şartları yoktur. Eğer o atmosferde isem her yerde, her zaman yazabilirim". (Oğuzcan 1967:33) Sonuç olarak bir sergi açacak kadar resmi bulunan, şiirlerinde kendi ruh hali ile renk ler arasında bağlantı kuran, müzik, özellikle de Klasik Batı Müziğinden hoşlanan, pek çok şiirinde besteci veya eser adı kullanan, rubai, taşlama ve yergi şiirleri de yazan Ümit Yaşar'ı sadece aşk şiirleri yazan bir şair olarak nitelemek doğru değildir. Çok şiir yazması sonucu tekrara düşmüş olabilir. Ancak yazdıklarıyla Türk dilinin temiz ve pürüzsüz örneklerini verdiğini söylemek de -hakkı teslim etmek bakımından- yerinde olur. Kaynakça ANIL, Avni (1982) "Ümit Yaşar Usta'ya," Ümit Yaşar Oğuzcan Şiirle 40 Yıl, İstanbul. |
|
|
|
|
||
Forum Atla |
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma Kapalı Forumda Cevapları Silme Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme Kapalı Forumda Anket Açma Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma |
|