Ana sayfaya gitmek için tıklayın.
Online flash oyun listesine gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi forumuna gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi e-kitap listesine gitmek için Tıklayın.

  Üye Girişi
Oturum açın 
E-Posta
Şifre
 
 
Üye Olun
Şifremi unuttum
Bu sayfayı online sık kullanılan listenize ekleyin

  Ara - Bul

geri  YAZININ DEVAMI yeniYeni Yazı Gönderin
font1font2font3font4 İlk Önceki rastgele Sonraki En Son   TümüTüm Yazılar  
00000 03-06-2005
GECE

 I
“Hayır, sen dokunma!” dedi. Sesi titriyordu bunu söylerken. “Çek ellerini. Bana bırak... Dokunma... Evet...”

Üstümde bir yılan gibi kayıyordu. Çimenlere uzanmıştım. Dizlerini kıvırıp oturmuştu kucağıma. Ellerim onun yumuşacık kalçalarını sıkıyordu telaşla ve kendime doğru bastırıyordum vücudunu. Tam arkamızda bir gazino vardı ve garip sesler geliyordu. Bir köpek yanımızdan hızla geçti ve biraz ilerde -yeri koklayarak- gözden kayboldu.

Ona dokunmama izin vermemişti ve neden böyle bir tepki verdiğini anlayamamıştım. Bir ara, bel kemiğini hissettim parmak uçlarımda hafifçe ve okşadım bu kristal vazoyu; çok hoşuna gitmişti. Sıyırdığı eteği, o üstümde gidip geldikçe –rüzgârın toparladığı karanlık bir perde gibi- bacaklarının beyaz etini kedi gözü gibi parlatıyordu karşımda; inliyordu. Ona zevk veriyordum ve bir an için bir heykele dönüşmesini istedim onun. Bu an’ı dondurmalıydım. Oysa, bu görüntüye tek şahidimiz, bahçede bir su birikintisine yansıyan kör ağaçlar ve ay ışığıydı.

Bir fırsat yakaladım ve açılmış eteğinin bana sunduğu dantelli iç çamaşırını ellerimle çekiştirdim:

“Ne kadar ıslak, sıcacık bir mağara...” diye geçirdim içimden.

Elime garip bir sıvı bulaşmıştı. Onundu bu yapışkanlık. Bir an için gözlerini açtı ve elime sertçe vurdu.

“Dokunma demiştim sana!”

Şok olmuştum. Bir kadın nasıl olur da bu kadar kendinden geçmişken  kontrollü davranabilirdi? Ben bile yavaşça uyuşmuşken, o hiçbir şey olmamış ya da uykusundan uyanmış bir ölü gibi bir anda çözülüvermişti bu sahneden.

“Yaklaş bana,” dedim.

Ağır ve denizden bıkmış bir yük gemisinin bulduğu ilk kıyıya palamarını atması gibiydi ellerini boynuma dolayışı. Göğüsleri yüzüme çarptı. O üstümde tüm enerjisini harcarken, ben toprakla bütünleşmiştim, bu ilkel sahneyi izliyordum. Onunla sevişen kendimdim, onu izleyen de kendim. Sanki ayakta, bir ağacın arkasında başka bir göz bizi izliyordu ve bu bendim... Anlatılması zor bir duygu... Dilim, eriyen bir mum gibi göğüslerinin arasına aktı. İki kum tepesi; küçük kıllarını hissediyordum artık. Sağ göğsünü sutyeninden çıkarttım ve avuç içimle kavradım. Dişlerimi, sertleşen göğüs ucuna değdiriyordum.

“Isırsam mı... Çığlık atar ve belki de kan içinde kalır üstü başı”

Bazen bu gibi duygular gelir hep. Anlamsız ve imkânsız şeyler. Bir ağabeyin kız kardeşini öldürme isteği gibi bir şey. 

II
Kısa bir titreme oldu vücudunda. Kalp atışları yavaşladı. Tırnaklarıyla iki omzumu ele geçirmiş ve tüm gücünü parmak uçlarına yüklemişti.

“Boşaldın.”

“Evet... “

Oysa benim damarlarımda akan kan daha yeni kudurmaya başlamıştı. Onun kızaran vücudundan çıkan esrik koku beni delirtiyordu. Gözlerimi kapattım ve bir an için öylece kaldım.

III
Kadın, bir nehir... Ve çıplaklığı insanı içine çekiyor hep. Durgun bir su gibi inanırsınız ona. Bitimsiz sandığınız bir sevişmenin sonunda tek bulacağınız şey önceki kadından arta kalan zar parçacıkları, kuru dallar ve otların arasında eski bedene ait birkaç izdir.

Rahatlamıştı. Kalktı ve üstünü düzeltti. Benim ne halde olduğum pek umurunda gözükmüyordu. Biraz önce üstümde koşturan beyaz at şimdi görkemli bir şekilde memelerini yerleştiriyordu giysisi içine. Bacakları bu loş ışıkta pürüzsüz, dişleri bembeyazdı.

Birazdan ayrılacaktık.

Gecenin büyüttüğü gölgeler arasında, yaklaşık üç saattir birlikteydik. Bir hediyelik eşya dükkanında rastlaşmıştık onunla. İstanbul fotoğraflarına bakıyordum, o geldi ve hafifçe gülümsedi.

“Ne güzel bir yer, değil mi?” dedim, elimdeki siyah beyaz fotoğrafa bakarak.

“Evet, birkaç kez gitmiştim.”

“İzmir’de ne yapıyorsunuz?”

“Tatildeyim”

“Anlıyorum... İstanbul sihirlidir, kopmak çok zor, bağlanmak da...”

Bir anda ona hayatımın her ayrıntısını anlatasım geldi. Bazen bir yerde görüp tanıştığım, hoşuma giden herhangi bir kadın için hep düşlediğim gibi. Çocukça bir şey ama düşlemesi keyifli.

“Ya sen?” dedi.

Bu, “sen” sözcüğünden yola çıktım ve gözlerinin derinliğine daldım. İkinci tekil şahıs, yani ben. Artık daha samimi bir dile geçiş yapmalıydım.

“Ben de tatildeyim. Burada bir yazar arkadaşımda kalıyorum. Gündüzleri pek dışarı çıkmıyorum; hava çok sıcak, havanın kararmasına yakın iniyorum şehir merkezine. İşsizim hem. Uzun zaman oldu iş bulamıyorum.”

Bu sırada elimdeki eski kız kulesi fotoğrafını rafına geri koydum. Hafifçe gülümsedim.

“Neredensin? Çalışıyor musun?”

“Ben Almanya’da yaşıyorum. Orada doğdum, heykeltıraşım” dedi.

İçinde bulunduğumuz dükkânın sahibi kolundaki saate şöyle bir baktı, bunu gördüm ve “yürüyelim istersen” dedim kadına. Kabul etti. O farkına varmadan vücudunu gözlerimle süzdüm. İnce, kumaştan elbisesi altında düzgün fiziği ve göbeğinin altında iç çamaşırının lastiği belli oluyordu.

Ezberlenmiş şeylerden konuştuk. Bir kadın bir erkeğe ne anlatabilirse onu anlattım ve biraz da fazlasını. Uzun süre yürüyüp deniz kenarına geldik. İş makineleri çalışıyordu ötemizde, iki yüz metre kadar ilerde küçük bir toz bulutu yaklaşıyordu sokak lambasına. Ayakkabılarını çıkartmış ve ayaklarını denize uzatmıştı. Su değmiyordu ama ben içimden deniz olmak ve ayak parmaklarını emmek istiyordum onun. Bir an için elimi saçlarına attım ve saç diplerinde gezinmeye başladım. Herhangi bir tepkisi olmadı, ben de devam ettim. Gözleri kapanmaya başladı, başını omzuma yasladı. Boynunun altını öptüm ve kulak memelerini.

Uzun süre öpüştük. Bir fincanı kulpundan tutar gibi beline sarıldım. Tenini hissettim. Denizin yüzüne bilinmez bir şehvet yansıyordu o an. Bir yıldız kaydı.

“Gördün mü?”

“Hayır...”

Üzülür gibi oldu.

IV 
Artık el ele yürüyorduk sokaklarda. Dakikalarca gezindik, yorulmuştum.

“Hadi biraz daha yürüyelim,” dedi.

Neden bu kadar çok yürümek istediğini bilmiyordum. Yürüdük... Yürüdük... En sonunda bir parka girdik. Büyük bir park, hareketsiz ve itici heykeller. Sanki birisi, havadaki kılıcını her an başımıza indirebilirdi, diğeri sıkıca tuttuğu mızrağını sinsice fırlatabilirdi üstümüze...

Çok güzel bir kadındı. Gece gibiydi.

Kımıltısız dudaklarına bakıyordum onun.

İlk Önceki rastgele Sonraki En Son  şairKADİR AYDEMİR
gonder 152 kişi okudu. yorum 0 yorum.  gonder 0 kişi gönderdi. yorum Yorum Ekleyin puanla Puan 
Tüm hakları saklıdır. Copyright 2007 © - C.A.O.
eXTReMe Tracker