Ana sayfaya gitmek için tıklayın.
Online flash oyun listesine gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi forumuna gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi e-kitap listesine gitmek için Tıklayın.

  Üye Girişi
Oturum açın 
E-Posta
Şifre
 
 
Üye Olun
Şifremi unuttum
Bu sayfayı online sık kullanılan listenize ekleyin

  Ara - Bul

geri  YAZININ DEVAMI yeniYeni Yazı Gönderin
font1font2font3font4 İlk Önceki rastgele Sonraki En Son   TümüTüm Yazılar  
55555 12-10-2005
GECE

Babasının topuklarına bakıyordu, peşisıra giderken. Pabucunun topuğunu ezmişti, hem de iri çatlak topukları yün çorabının yırtığından görünüyordu. Çamurlar arasından fırlamış tek tük taşın üstüne basıyordu babası, o da aynı yerlere basmaya çalışıyordu. Unutmuş gibiydi babası, yürüyordu öylece.

Zührenin etekleri uzundu, çorapları kara. Ayağında hiç ısıtmayan plastik pabuçları vardı, yanları çatlak. Uzun örgülü saçları soluk yemenisinin altından sallanıyordu. Çıkınını göğsüne bastırmıştı. Sac ekmeğinin küçük kabarıkları üzerindeki kara yanık noktaları koparıyordu çıkınının köşesinden. Tuzsuz hamur ılık ılık iniyordu boğazından. Hem de yürüyordu öylece. Hava kararıyordu gine. Zühre korkuyordu geceden. Ama babası önündeydi, topukları koşuyordu. Zühre de koşuyordu. Hem de sac ekmeğini koparıyordu.

«Baba  erişemiyorum  sağa»   diye  seslendi.

«Yörü daş arabası» dedi babası. Bunu da yeni Öğrenmişti babası. Sırtında yorganıyla ilk geldikleri gün adamın biri ona öyle çıkışmıştı.

İstanbul dedikleri yeri düşünürdü köydeyken, gelen gidene de sorardı «İstanbul dedikleri bizim köyden böyük mü?» diye. Görenler de bir böbürlenirlerdi ki «Ohoooo" derlerdi. «Bizim köy onun yanında fındık danesi gadar.»

İnsan kaynayan sokaklarını ilk görüşünde panayır var sanmıştı. Sonra babası çıkınını Zührenin göğsüne şöyle bir vurup; «Hadi. gancık evlât, garnığı doyurmak istirseğ, düş önüme» demişti. «Atlar eşşekler bile çalışıyo, ekmeğni gazanıyo. Durmak yok. Yörü.»

Zühre burnu  soğuktan  kıpkırmızı, babasının  topaklarını kaçırmamaya çalışıyordu. Sonra babası onu bir hanımın yanına kattı; «Dirlik ol. Gaşınma ha. İyi at arpasığı arttırır, kötüsü sopasığı. Bundan sona anan buban bu hanım işte.»

İri ela gözlerini kadının kara bıyıklarından, bir şeye kızmış gibi çatık suratından bir süre ayıramadı Zühre. Sonra «hırk» diye burnunu tam zamanında çekti. Çıkınını göğsüne sımsıkı yapıştırmıştı. Alışverişi yapanların şişeler dolu. hızar tozları dökülmüş, pis, mahzen gibi inlerinde, masadan daha yüksek değildi Zührenin boyu.

Kalın, boğuk sesiyle "Tamam» dedi kadın. Eski püskü paralan sıkıştırdı babasının avucuna. Zühre bir an sevindi; «İşte atlar gibi ben de para gazanıyom» diye geçirdi içinden.

Dışarda tüm sertliğiyle soğuk bir gece başlamıştı. Zühre şimdi kaim sesli kadının topuklarını kovalıyordu. İki örgüsü çift at gibi koşuyordu sırtında. Kaldırımlarda hiç bir şey yapmadan duran, bakman kadınlar vardı. İçini işsiz güçsüz bir yığın erkeğin uğuldattığı kahvelerin, sebzeler meyvalar taşan manavların önünden koşar adım geçtiler. Işıklar kaldırımlara vuruyor, karanlık köşelerde devler saklanıyordu. Soğuktan ve korkudan ürperdi Zühre. Bir ev tüttü gözlerinin önünde. Geceden koruyacak bir ev.

Bir apartmanın en üst katına tırmandılar. Merdivenler tanrıyadek. Sonra orada gözleri toplar gibi dönen iki oğlan kapıyı açtı, biri hemen onlara doğru çişini yaptı, daireler çizdirdi. Öteki kapıda davul çaldı göbek atarken. Kadının onlara çıkışmalarından bir şey anlamadan çıkını göğsünde yere baktı Zühre. Sonra kadın «Yemeklik lâzım» deyip gitti.

İki oğlan, onun önünde zıpladı, hopladı, parmaklarını gözlerine doğru uzattılar, burnuna el sürdüler, hiç birine ses çıkarmadı. Altüst olmuş karmakarışık odanın tepesinde soluk bir ışık veriyordu tozdan kararmış bir ampul. İs sarmış duvarlarda ezilmiş tahtakurusu izleri vardı. Hem oturulan hem yatılan bir odaydı. Ev gine evdi ama gece, pencerelerden içeri bakıyordu kara gözleriyle.

Telleri fırlamış bir kanepenin üstünde oğlanlardan biri nefesi tükenedek zıpladı, ellerinin üstünde yürüdü, en sonunda patladı; «Bu karı da ne getirmiş bu dilsiz kızı be» diye söylendi.

«Gel pabuçlarını çıkaralım»  diye teklif etti Öteki.

«İyi ya.»

Zühre korkuyla geriledi. Babası «dirlikli ol» demişti, ses çıkarmasa mıydı pabuçlarını almalarına? İki oğlan kurt gibi saldırdı ayaklarına.

«Yapman»   dedi yavaşça.

«Yuhhuuu. Konuştu be. Dur hele, biraz daha soyarsak bülbül olursun sen.» dedi irisi, sevinçle. Pabuçlarının birini aldıkları zaman kapı çalındı. Sevindi Zühre. Kurtlar onu bırakıp kapıya koştular. Yayvan bir sarhoş sesi uzandı içeri. «Nerde o ananız olacak kartoloş orospu, ha, nerde be?» Oğlanlar kapıyı üstüne itmeye çalışırken; «Hadi moruk, çek arabanı. Yanlış kapı çaldın, senin evin alt katta» dediler..

«Nedir bu gürültü be? Ha? Polis çağıracam, polis. Sokağa döktürecem sizi. Kemiklerini kırdıracam o kart orospunun.»

«Orospu sana derler, pis sarhoş.»

İtip kapattılar kapıyı, fıkırdadılar, nanik yaptılar kapıya doğru. «Düdüüük» diye bağırdı bir tanesi anahtar deliğinden. Sarhoş kapıyı öfkeyle yumruklamaya başladı.

Zühre, yorganının ucu yerlerde sürünen pis bir yatağa dayanmış, kımıldamadan olanlara bakıyordu, ayağında tek pabucuyla.

Sarhoşun sesi uzaklaşınca kurtlar Zühreye döndüler. Çıkaralım, donunu çıkaralım» diye haykırdı biri. Çıkınını da bırakmadan olanca gücüyle korumaya çalıştı kendini. «Tuh be» diye söylendi bir tanesi «Aksiliğe bak. Kız işedi.»

Ağlamamak için güç tutuyordu kendini Zühre. Nefes nefeseydi. Burnu aktı akacak bekliyordu. Ağlar gibi içini çekiyordu ama yaş yoktu gözlerinde. Bu olanlardan sonra kapı dışarı edecekleri apaçıktı. Oğlanlar gerilemiş, bakakalmışlardı. Aşağıdan sarhoşun bağırmaları duyuluyordu. Annelerinin kalın sesi de karışmaya başlamıştı. Sarhoşun küfürleri, sayıca da cinsçe de çok soluk kalıyordu kadınınkiler yanında. Oğlanlardan şişmanı «Hah» dedi. "Şimdi görürsün sen işemeyi.»

Kadının sesi yaklaştıkça korkusu arttı Zührenin, Oğlanların öbür odaya geçmesiyle Kendini yatağın altına atması bir oldu. Yüzüne gözüne dolandı örümcek ağları, gece gibi. Tozlu tahtaların soğuğuna sığındı, büzüldü. Kapı gümbür gümbür vuruluyordu. Nereye gitmişti oğlanlar? Sonra çıktılar deliklerinden, kapıyı açtıkları zaman kadın yuvarlanır gibi daldı odaya, kucağında paketlerle. «Ulan hergeleler, ne cehenneme gittiniz, üç saattir kapıyı açmıyordunuz? Orospu çocukları...» diye söyleniyordu, ayaklarını vura vura gereksiz dolaşırken.

«Ah bak işte onu iyi bildin» dedi zayıfı, arsız arsız sırıtarak. İkisinin birbiriyle hiçbir benzerliği yoktu, analarına da benzemiyorlardı. Zayıfın ince uzun bir burnu vardı, solgun yüzüyle tilkiyi andırıyordu.

Zühre divan örtüsünün bir yırtığından üçünü de görebiliyordu. Kadının kapkara saçları hiç tarak görmemiş gibi karışık ve kabarıktı. Alnına düşen saçların altından tüylü köpekler gibi bakıyordu gözleri. Ayı kadar kıllı bir deli vardı köylerinde, üstüne dondan başka bir şey giymezdi yaz kış. Ama kimseye de zararı dokunmazdı. Karnı bile tüy içindeydi. «Bu kadının da göbeğinde tüyler vardır» diye düşündü Zühre.

Kadın çevresine bakınıp «Hani o getirdiğim velet? » diye kükredi en sonunda. Duvar diplerine göz attı oğlanlar. Dudak burdular, omuz silktiler.

«Şimdi  burdaydı.»

«Nasıl şimdi burdaydı? Yer yarılıp da içine girmedi ya bu. Hadi bulun itler» diye emretti. Kanepenin arkasına iğilirken saçları yüzünü iyice kapatmıştı. Kara mantosuyla onu garip bir hayvana benzetti Zühre. Ağladığının farkında değildi ama kadın divan örtüsünü kaldırıp gözgöze geldikleri zaman yüzü gözü salya sümüktü. Toza batmış saçlarından tutup havaya kaldırdı, hem ana hem baba olan kadın.

«Seni pis seni. Bir bela da seni mi aldım başıma?» Yere indirip tartakladı; «Ne saklanıyorsun, ne? Ha? » itti kenara. İçerki odaya geçti, mantosunu çıkarmaya çalışırken. Oğlanlar tepinmelerine devam ederken at gibi kişniyorlardı.

«Kesin gürültüyüü» diye haykırdı kadın içerden. «Hepinizi duta çeviririm ben şimdi.»

Zühre göğsünde çıkım, gine aynı yerde duruyordu. Çıkınıyla yüzünü gözünü sildi. Sarhoş bir sopayla vuruyordu döşemeye. Onun vuruşu güven dolduruyordu içine. Bu kurtlan da kovalayan başka kurtların bulunması denizdeki yılanlar kadar kurtarıcıydı.

Kadın kapıda göründü en sonunda. Mantosu yoktu. Havanın soğuğuna göre çok açık yakalı bir elbise giymişti. Gülle gibi iki memesinin arasına ince bir zincir sallanıyordu, ucunda bir topla. Şişman boynunu çizgiler çevirmişti.

«Neydi  senin adın? »

«Zöhre»   dedi,  sümüğünü yalarken

«Bana bak Zehra, ben yaramazlık istemem. İşten güçlen başımı kaşıyacak halim yok. Bu serserilerle uğraştığım yeter, bir de sen ekşime başıma. »

«Peki»  dedi Zühre, uysallıkla.

«Başında bit var mı?»

«Yok.»

«Ne biliyorsun yok?»

«Biliyorum.»

«O  saçları kesmem lâzım. »

«Kesmen» dedi boynunu bükerek. Kadın gine içeri gitti.

Oğlanlar bitmek tükenmek bilmeyen güçlerini bitirmek için koşuşuyor, divanın üstüne çıkıp çıkıp atlıyorlardı.

Sarhoş vuruyordu aşağıdan, anlaşılmaz küfürleri birbirine karışıyordu. «Polis cağıracam, polis çağıracam» diye bağırıyordu, küfürleri arasında.

«Aylardır polis çağıracak. Sıkı mı?»  dedi zayıf oğlan.

«Biraz sessiz olun, biraz kulaklarım dinlensin. Yeter be yeter, bırakın sessizlikte öleyim.» Merdivende ayak sesleri yavaş yavaş yaklaşıyordu. Sürüklenir gibi çıkıyordu yukarı; «Bırakın sessizlikte öleyim. Nedir burası, cehennem mi? Cehenneme gitsem daha sessizdir belki.»

Oğlanlar durmuş sarhoşu dinliyorlardı. Tekdüze ayak sesi yaklaşıyordu. Kadın göründü kapıda, elinde makasla. Kat kapısı açıldı sessizce. Sarhoş kapıya yaslandı, sakal içindeki çökmüş yüzü sapsarıydı. Ölü gözleri güçsüzce dolandı ortalıkta. Tepedeki ışık çok soluktu. Pencerelerden gece bakıyordu içeri.

Gecenin gözleri dosttu.

İlk Önceki rastgele Sonraki En Son  şairREMZİYE BATUHAN
gonder 212 kişi okudu. yorum 0 yorum.  gonder 0 kişi gönderdi. yorum Yorum Ekleyin puanla Puan 
Tüm hakları saklıdır. Copyright 2007 © - C.A.O.
eXTReMe Tracker