Beni kurtarabileceklerine inandığım o kocaman gemilere el sallamıyorum artık. Batıp, çıkmak imdadım olmalı...
Bugün oturup seni ne kadar özlediğimi düşündüm. Penceremi açtım, dışarıya baktım. O, her zaman gözümü korkutan, acaba nerde bitiyor bunlar, diye düşündüğüm yollar, o kadar kısa göründüler ki gözüme... Seni milyonlarca kilometre özlemişim.
Sokağa attım kendimi. Yürüyordum. Vitrine bakan birini sen sandım. Yandaki beton direğe yaslanıp kalbimi tuttum. Sanki göğsümde değil, elimdeydi yüreğim. Sonra yüzünü gördüm, seninki kadar anlamlı değildi bakışları. Bir gemim daha battı.
Bir simitçi gördüm, onu da sen sandım. Simitlerini düşürmemek için dimdik yürüyordu, senin gibi...
Bir gemi daha...
Denize küfreder gibi taş atan serseriyi bile sen sandım. Senin kadar asi savuruyordu kollarını. Senin gibi ısırmıştı dudaklarını.
Gemilerim gitgide azalıyordu.
Sonra küçük bir çocuk gördüm. Kaldırımın kenarında oturmuş, elleriyle bacaklarını sarmış, masum masum düşünüyordu. Biraz daha büyük olsaydı, eminim ki sen sanardım. Senin gibiydi, masum tavırlarını anımsattı bana. Gidip saçlarını okşadım. Bir gemim daha batarken yanağını sıkmaya korktum çocuğun.
Gözlerini düşüneceğim bu gece...
Gözlerini hangi gemiyle göndereceksin karanlığıma ?