Ana sayfaya gitmek için tıklayın.
Online flash oyun listesine gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi forumuna gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi e-kitap listesine gitmek için Tıklayın.

  Üye Girişi
Oturum açın 
E-Posta
Şifre
 
 
Üye Olun
Şifremi unuttum
Bu sayfayı online sık kullanılan listenize ekleyin

  Ara - Bul

geri  YAZININ DEVAMI yeniYeni Yazı Gönderin
font1font2font3font4 İlk Önceki rastgele Sonraki En Son   TümüTüm Yazılar  
00000 22-01-2005
GÜNEŞE KÜSEN ÇİÇEK

Genç kız ayçiçeği tarlasında, binlerce ayçiçeğinin arasında yavaşça ilerliyordu. Ayaklarına batan kurumuş otlara hiç aldırmadan uzun zaman yürüdü. Saçları ayçiçeklerinin yaprakları gibi sapsarı olduğu için uzaktan bakıldığında onlardan birisiymiş gibi görünüyordu. Tarlanın tek hakimi olan güneş ise bütün canlıları kavurucu sıcaklığıyla yakıyordu. Genç kız iyice yorulmuştu, daha fazla dayanamadı ve çevresindeki ayçiçeklerinin gölgesine sığınarak bir süre dinlenmeye başladı. Elleriyle ay çiçeklerine dokunuyor adeta dokunmak suretiyle onlarla konuşuyordu. Birden, bir şey farketti. Dokunduğu bir çiçek diğer ayçiçekleri gibi güneşe bakmıyordu. Yüzü yere dönüktü. Elleriyle tekrar tekrar yokladı. İçi burkuldu, onu kendine benzetti. O da kendisi gibi güneşe küskündü ve onu tanımıyordu. O günden sonra genç kız artık diğer ayçiçeklerine  güneşe küsen o küçük ayçiçeğine karşı hissettiklerini hissedemedi. Ertesi gün onu aramaya gitti çiçek tarlasına ama bir türlü bulamadı. Teker teker yokladı çevresindeki ayçiçeklerini. Yoktu işte! Yorgun düşüp olduğu yere oturdu. "Neden siz de onun gibi değilsiniz?" dedi ayçiçeklerine, "Neden hayata, çevrenize onun baktığı gibi bakmıyorsunuz, siz de? Güneş neler söylüyor size, ya kuşlar hangi renk? Ama siz, asıl siz!.." Sonra birden, öfkeyle ayağa kalkıp koşmaya başladı. Hedefine varmak isteyen bir ok gibiydi. Ne olursa olsun  hedefine kavuşmak istiyordu. Güneşe küsen çiçeğe bir sürpriz hazırlamıştı Minicik elinde sımsıkı tuttuğu buruşmuş kâğıt parçasını diğer eliyle yokladı, sonra sanki elinden en sevdiği oyuncağı alınacakmış gibi ürkek ürkek göğsüne bastırdı. Gözleri görmese de tüm organları ile onu bulacaktı yeniden. Koşmaya devam etti. Çarptığı bir ayçiçeği hızını kesti  birden, sonra diğeri, sonra diğerleri... Ama o, ne gözlerinin görmeyişine ve ne de yoluna çıkan engellere aldırmadı, yoluna devam etti. Çünkü oraya gör(e)bilmek için gelmişti.

Gözleri açık olduğu halde hiçbir şey göremeyen tüm canlıları düşündüğü zaman, sevinirdi aslında gözleri görmediği için! Ya o da bakıpta görmeyen çoklar gibi olsaydı. O yüzden güneşe küsen çiçeği  binlerce ayçiçeğine değişmezdi. Çünkü o yüreğiyle gören azlardandı. Yoluna devam etti. Yanına dünya gözüyle göremediği ancak yüreğiyle sahip olduğu tüm güzellikleri azık olarak almıştı. Nefretini romanlarda bahsedilen, ancak başkalarının anlattığı kadar bildiği kudurmuş dalgalarda sembolleştirdi. Kimbilir deniz nasıl bir şeydi, kudurunca neler yapardı? Sonra güneşe küsen ayçiçeği aklına geldi. Öfkesi yatıştı, hüzünlendi Ve göremeyen gözlerinden her şeyi gören bir damla gözyaşı döküldü. Artık kendine hakim olamıyor, gözyaşları çorak toprakları yaran bir ırmak gibi tozlu yanaklarından aşağı doğru süzülüyordu. Rahatlamıştı genç kız güneşe küsen ayçiçeğini düşününce ve hemen sevincini ifade etmeye çalıştı karanlık dünyasına hapsolunmuş duygularıyla. O bu zamana kadar sevincin sadece sesini duymuştu. Eğer görebilseydi gözlerinden anlayacaktı insanların ne kadar sevinçli olduklarını, ama şimdi sadece duyduğu kahkahalar geldi aklına, ya da küçücük bir gülme sesi. Sonra gülen insanların gerçekten sevinci yaşayıp yaşamadıklarını merak etti. Gülmenin sevinç olmadığını, gülen insanların hemen sinirlenip kızdıkları aklına gelince anladı. Sonunda sevinci, mutluluğu tanımlamak için kendi duygularına başvurdu. Çok mutsuz olduğu zamanlarda etrafına saçtığı gülücükler geldi aklına. Fizyolojik olarak yanaklarındaki kasların gerilmesini, iki dudağın arasındaki mesafenin açılmasını, çıkan seslerin mutluluk olmadığını kabul etti. O son zamanlarda sadece güneşe küsen ayçiçeğini düşününce mutlu olmuştu ve bunu bir şeylerle ifade etmek istiyordu. Sonra aklına eliyle sımsıkı tuttuğu buruşmuş kağıt parçası geldi. "İşte mutluluğun tarifi bu kağıtta" dedi. Evet şimdi gerçekten çok mutluydu. O gözleri görmese de mutluluğu avuçlarına aldığını, bunu başarabildiğini düşünüyordu. Sonra çevresindeki binlerce ayçiçeğini hissetti, tıpkı aralarında yaşadığı binlerce insan gibi. Sonra tekrar üzüldü, içi burkuldu, üzüntüsünü nefretle karıştırıp yeniden çevresindeki her bir çiçeğin dalına astı, sadece güneşe küsen ayçiçeğine bu nefretini ve üzüntüsünü vermedi. Evet işte burdaydı. Ona dokunuyordu yine işte! Güneşe küsen çiçekti bu ve binlerce sevgisiz çiçek arasında yapayalnızdı tıpkı onun gibi. Genç kız da kendi çevresindeki  binlerce canlıyı düşündü. Gözleri görme fonksiyonunu yerine getirdiği halde, neden etraflarında gördükleri şeyleri beyinlerinin içindeki sevgi, mutluluk ve aşk hücrelerinde yoğurmadıklarına ve yüreklerine indir(e)mediklerine hayret etti. Ama o gözleri görmediği halde sevgisini avuçlarına, nefretini görmediği kudurmuş dalgalara verebiliyorsa, ya gözleri görebilseydi; avuçlarındaki sevgiyi, dalgalardaki nefreti ne kadar da iyi anlatabilirdi etrafına kim bilir? Sonra "benim de gözlerim bütün her şeyi görebilseydi, acaba ben de onlar gibi bakıp da görmeyenlerden mi olacaktım?" diye söylendi kendi kendine ve bu düşünce ürpertti bedenini. Sonra yine elleriyle dokundu güneşe küsen ayçiçeğine, onun dünyayı nasıl gördüğü geldi aklına, acaba görüyor muydu ya da gözleri var mıydı? Kendi kendine kızdı ve bu düşüncesinden vazgeçti. "O görebilseydi gözleriyle; ben de görürdüm" dedi ve oturdu ayçiçeğinin dibine. Bir şey vardı onun bedenini verdiği topraklarda sanki. Ona dokundukça duygularının varlığını ve onların gücünün ne kadar büyük olduğunu daha iyi anladı. Kalbini yokladı fırtına sonrası dalgaların sessizliği gibi dingindi, usulca diğer organlarına hayat veriyordu.

Güneş tam tepedeydi. Genç kız güneşe küsen ayçiçeğini tuttu, kendine doğru çevirdi . Ona bu ismi kendisi vermişti. Bütün ayçiçekleri güneşe çevirdikleri yüzleri ile yaşarken, kendisi yüzünü güneşten kaçırıyordu. Sapsarı bir tabiatın uzaktan görünen tek kara noktası bu ayçiçeğinin güneşten kaçırdığı yüzüydü herhalde. Sahi sarı neydi, nasıl bir şeydi ya da kara ne? Evet sarıyı yalnızca duymuştu ve hiç tanımıyordu, ama karayı ondan iyi kimse bilemezdi. Çünkü bir ömrü kapkara bir dünyada yaşamıştı."Merhaba!" dedi genç kız sevgiyle ve elindeki buruşuk kağıtla; "Merhaba!" Ayçiçeği güneşe hasret yüzünü hafifçe doğrultup, güneşten saklamaya çalışarak, "Beni unutmadın haa!" dedi. Genç kız tebessüm etti, yüz kasları gerildi, yüreği kaynadı, gamzelerinin çukurlaştığını hissetti. İşte mutluluk buydu! Ona kavuşmak için verdiği mücadeleyi anlatmayı geçirdi aklından, ancak sonra vazgeçti. Sözleriyle değil de duygularıyla, yüreğiyle hissettireceği sıcaklıkla kendisini sevdirmesi gerektiğini düşündü. "Bugün de yüzünü güneşe çevirmedin değil mi?" dedi. Bu defa tebessüm sırası ayçiçeğine gelmişti. Onun yapraklarının titrediğini hissetti elleriyle genç kız.  Sevindi, çünkü kader arkadaşı da mutluydu artık. Bir ara durarak söyleyeceklerini tasarladı ayçiçeği uzun uzun ve konuşmaya başladı. " Bu kocaman tarlada güneşi en çok seven benim, bunu bil tamam mı? Ona en çok hasret olan benim! Bak çevrene, hiç kimse anlamıyor kendi dışındaki güzellikleri. Ben de onlardan biri olacaksam,  benim de gülücüklerim mutluluğu değil de sahteliği, uzaklığı ifade edecekse güneşi görmüş ya da görmemiş olmamın ne anlamı var? Oysa eğer sen de onu hiç gör(e)meden benim kadar sevebiliyorsan güneşe yüzünü çevirmen o kadar da önemli değil. Bak şimdi, ellerini bedenime dokundur hadi. Sıcaklığımı hisset ve güneşe dokun mutlu ol. Sonra dağları hayal et.  Tıpkı taş kesilmiş kalpler gibi sert yerden toprağı avuçlarına al, kendi özünü, çiçeklerin kokusunu hisset tüm organlarınla... İşte o zaman kuşlar cıvıltılarıyla eşlik etsinler yüreğinin mutluluk şarkısına. Sonra yağmurlu havalarda damlalar karışsın gözyaşlarına, altın renkli saçların rüzgarlarla kucaklaşsın! Benimkisi küslük değil; sitem güneşe, hem hiç görmediğin bir şeyi böyle delicesine severken onun ışıklı yüzünü görmeye yürek dayanır mı sanıyorsun?.." Bu sözler genç kızı çok düşündürdü ve ayçiçeğini haklı buldu. Sonra yavaşça yaklaştı dostuna, dokundu onun sıcacık bedenine. Ayaklarının değdiği toprağı hissetti, hep bahsedilen kocaman dağları hayal etti ruhunun en derin yerinde, beyninin en küçük hücresinde. Hafif hafif esen rüzgar da,  hissetmenin ne muhteşem bir şey olduğunu anlattı ona. Kuşlar cıvıltıları ile ortak oldu bu gerçek aşka. Gözlerinden süzülen mutluluk gözyaşları ile birlikte ayçiçeğinin bedenine iyice sokularak haykırmaya başladı dakikalarca! " Artık görebiliyorum, artık görebiliyorum, artık görebiliyorum!" Sonra diğer ayçiçekleri geldi, diğer insanlar geldi aklına. Sesi kısıldı birden ve derin bir üzüntüye kapıldı genç kız."Ne kötü değil mi şu tarladaki hiçbir çiçek göremiyor ve birçok insan gözlerini kaybetmiş!" dedi. Sonra güneşe küsen ayçiçeğine elindeki buruşmuş kağıt parçasını uzattı.  "Mutluyum ben, sayende ışık olmasa da görmeyi öğrendim dostum ve bu benim sahip olduğum en güzel şey biliyor musun?" diyerek elindeki kağıt parçasını güneşe küsen ayçiçeğinin gövdesine astı. "Artık gitmeliyim, dünyadaki her şeyi görmek istiyorum, güneşin kaybolduğu, sıcaklıyla bizi ısıtmadığı zamanlarda beni hatırla olur mu? Onun olmadığı zamanlarda da onu ve seni görebildiğimi düşün ve beni hep sev olur mu? Hoşçakal!" Bunlar  genç kızın son sözleri oldu. Daha sonra  göremeyen(!) ayçiçeklerinin arasından  geçerek yavaş yavaş gözden kayboldu.

Ertesi gün tarlada bir telaş vardı. Çiftçiler tarladaki ayçiçeklerini biçmeye gelmişlerdi. Hasat zamanı bu tarla hep böyle kalabalık olurdu. O gün akşama kadar bütün ayçiçekleri bir bir kesildi. Hepsi güneşe doğru devirdiler bedenlerini. Sıra güneşe küsen ayçiçeğine geldiğinde onun bedenine asılmış kağıt parçası bir çiftçinin dikkatini çekti. Diğer çiftçilerle beraber bu kağıda dikkatlice baktılar. Bu çizilmiş bir resimdi. Resimde yüzü olmayan bir ayçiçeği, gözleri çizilmemiş uzun saçlı bir kız ve aralarında elleri olan siyah bir güneş vardı.  Bu üç varlığın hatları itinasızdı ve kağıttaki yerleri de düzensizdi ama el ele tutuşmuşlardı.

Sonunda  güneşe küsen ayçiçeği de diğerleri gibi biçildi. Ancak o; diğerlerinin tersine, yüzü güneşe dönük değil de toprağa dönük olarak yere düştü.

İlk Önceki rastgele Sonraki En Son  şairKANAT YILDIZ
gonder 310 kişi okudu. yorum 0 yorum.  gonder 0 kişi gönderdi. yorum Yorum Ekleyin puanla Puan 
Tüm hakları saklıdır. Copyright 2007 © - C.A.O.
eXTReMe Tracker