Ana sayfaya gitmek için tıklayın.
Online flash oyun listesine gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi forumuna gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi e-kitap listesine gitmek için Tıklayın.

  Üye Girişi
Oturum açın 
E-Posta
Şifre
 
 
Üye Olun
Şifremi unuttum
Bu sayfayı online sık kullanılan listenize ekleyin

  Ara - Bul

geri  YAZININ DEVAMI yeniYeni Yazı Gönderin
font1font2font3font4 İlk Önceki rastgele Sonraki En Son   TümüTüm Yazılar  
00000 20-10-2005
HALİM GELECEK

Kasabanın ana caddesine çıkan yan sokaklardan birinin köşesinde kalan o tek katlı ev, duvarları, pencereleri, kapısı ile önünden geçenlere her zaman güler gibidir. İlk bakışta, kalın taş duvarları, kararan kiremitleri, boyasız tahta pancurlu ufak pencereleriyle sokağın öbür evlerinden ayrılmaz gibidir o da. Fakat o sokakta oturanlar, önünden geçerlerken canları sıkkın, keyifsiz de olsalar, onun kapısına pencerelerine kısa bir bakış atınca gülümsemeye hazır duyarlar kendilerini.

Evin yüzüne o gülümsemeyi katan Belkıs'tır, Çocukluğundan beri, evlerinin Önünden geçen komşularına, ne yapar ne eder, kapıdan pencereden bütün güleçliğiyle görünüverir Belkıs. O durgun, hareketleri yavaş, kasaba insanları Belkıs'ın bu görünüşlerine alışmışlardır. Evin Önünden geçerlerken bu alışkanlıkla, Belkıs'ın görünm¬sini, gülüşlerinin rüzgârıyla yüreklerinin pasını silip götürmesini, kendilerine bir demet çiçek atar gibi hatırlarını sormasını beklerler.
Yaşlı anasının babasının tek kızıdır Belkıs. Pembe beyaz, gür buğday saçlı, canlı bir kızdı çocukluğunda. Daha kapılarının Önünde, evlerinin az ötesindeki boş arsada, sokağın öbür çocuklarıyla ip atlar, kaydırak oynarken başlar onun komşu teyzeler, amcalar, ağabey-ablalarla bu yakınlığı. Sokağın başından, diyelim, Murat Bey mi geliyor? Adam yaklaşınca, arkadaşlarının «oynasana!» diye sabırsızlanmalarına aldırmaz, ya ipi elinde ya kaydırağı ayağının ucunda duruverdi. Önce adamı gülerek selâmlar: «Nasılsınız Murat Bey amca?» derdi sevgi taşan bir sesle. Murat Beyin gergin yüz çizgileri hemen yumuşar, adam bir iki tatlı sözle Belkıs'a karşılık verir, anasına babasına selâm söylemesini isterdi. Az sonra güler yüzle evine giren adam, karısına Belkıs'ı öğerdi mutlaka: «Şu Hasan Ustanın kızı ne kadar hanım, ne kadar terbiyeli,» derdi. «Bir gün olsun hatırımı sormadan beni sokaktan geçirmez...» Karısına ise Belkıs'ın güler yüzünü ansımak bir hafiflik verir: «Ya, derdi; çok hanım maaşallah, beni de Öyle...» Murat Bey gibi, karısı gibi, Fatma Hanım teyzesi, Hayriye ablası, Necdet ağabeyisi, kısacası sokağın bütün öbür büyükleriyle arası hep iyiydi Belkıs'ın.

Sokaktaki çocuklardan biriyle olsun kavga etmeden büyüdü. İlkokulu bitirdikten sonra bir yıl içinde serpildi, çocukluğunun sıcakkanlılığından hiçbir şey yitirmeden dal gibi bir genç kız oluverdi Belkıs. Artık sokakta, evlerinin yakınındaki boş arsada oyunlarına katılmıyordu öbür çocukların. Komşuları gelip geçerken, saçları ensesinden bir tülbentle bağlı, ya pencerelerinin camlarını silerken, ya da kapılarının önünü yıkar, süpürürken görüyorlardı onu.

Onbeşine girdiği yıl uzaktan bir akrabalarının oğlu, Halim'le evlendirdiler Belkıs'ı. Bütün komşuları nikâha gittiler. Gözleri mutluluktan gülen Belkıs'ı gördüler.

Askerden yeni gelmişti Halim. Askere tütün ekicisi olarak gitmiş, usta bir şoför olarak dönmüştü. Artık ne tütünde hevesi vardı, ne de tarlada. Aklı fikri direksiyondaydı. Uzun kuyruklu bir taksiydi rüyalarına giren: «Ben tütün ekmem, ellerimi göğe açıp yağmur beklemem,» diyordu. «Benim sanatım var! Bir arabam olursa olur, olmazsa İzmir'de mi istanbul'da mı, nerede boş bir direksiyon bulursam geçer otururum.»

Halim'i gözlerinden bütün bütün ayırmak istemeyen anası babası, ellerinde avuçlarında ne varsa saydılar, tarlalarını bankaya ipotek ettiler, otuzbeş bine satılık bir Chevrolet bulundu. Onbeş bin peşin ödendi, geri kalan yirmi bin ayda ikibin lira taksite bağlandı, nikâhtan iki gün önce Halim'in dediği yerine getirildi.

Hasan Usta, evinin ön odasını kızına ayırdı, damadı yanına aldı. Nikâhtan, damat direksiyonda, gelin arkada, analar babalar, Halim'in kızkardeşi, küçük akraba çocukları Chevrolet'ye dolmuş olarak eve döndüler.

Halim, arabayı odalarının penceresi altına çekti. Arnavut kaldırımı döşeli, evlerinin alnaçları sıvasız sokakta, pırıldayan camları, nikel kuşakları ile Amerikan yapısı masmavi arabanın gelip yerleşmesi bir olay oldu.

Odalarında yalnız kaldıkları ilk gece bir gözü gelin yatağında ise bir gözü pencerenin Önünde duran arabadaydı Halim'in. Belkıs'a araba üstüne bazısını anladığı, bazısını anlamadığı bir sürü söz anlattı. Bir ara dayanamadı, gecenin onuna doğru: «Hadi, dedi; giyin, ört başını, seni İskele'ye kadar götüreyim..»

İskele'de arabayı limanın gerisine çekti. Bir süre denizi seyrettiler. Halim ilerisi için düşlerini, düşündüklerini açtı: Kasaba küçük yerdi, fakir yerdi, on ayda yirmi bin lira taksit borcunu, banka borcunu ödeyemezdi kasabada kalırsa. Araba İzmir plâkalıydı. «İzmir alt tarafı yarım saat ötede,» diyordu Halim. «Gencim, sabah karanlığından gece yarısına kadar çalışırım. Gelebildiğim geceler eve gelirim, gelemezsem, arabada yatar kalkarım. Bir yıl sonra borcum kalmayınca, İzmir'e alırım seni. Kesemize göre bir ev tutarız, yerleşiriz. Kasabada hayat yok, gelecek yok, kırk yıl belimiz üstüne ikibüklüm tütün eksek bir adım ilerlemeyiz. Göreceksin iki üç yıl sonra ikinci bir arabam olur, belki de parçacılığa başlarım...»

Belkıs: «Sen erkeksin, dedi; elbet benden daha iyi bilir, daha doğru düşünürsün! Nasıl aklın ererse öyle yap!»

Halim, karısı üzülmesin diye yineledi: «Ne olacak?» dedi. «Araba altımda, ne zaman işim hafiflerse, ne zaman günlüğümü doldurursam çeker gelirim.»

Belkıs o yürekten gülüşüyle, gözleri Halim'in gözleri içinde: «Ne zaman için rahat ederse, o zaman gel,» dedi.

Ertesi sabah, erkenden, arabanın bir köşesine mavi boncuklu bir nazarlık bağladı, ardından sular döktü, Halim'i uğurladı.

Halim, gün ağarmadan İskele'yi, Güzelbahçe'yi geçti. Gün doğdu, doğacak derken İzmir'e girdi. Arabasını Konak'ta sıraya çekti.

Sabah, anası ilk söz olarak Belkıs'a, Halim'in ne zaman geleceğini sordu. Belkıs hiç düşünmeden:

— Belki de bu  akşam,  dedi.
— Belki olur mu kızım? Giderken sana söylemedi mi?

Belkıs, bu soruyu hiç beklemiyormuş gibi şaştı:

— O kadar borcumuz var, bilmez misin?  Ne zaman eli rahatlarsa o zaman gelecek!..

Tartışmayı uzatmadı, ilkin odasına daldı. Yatağı havalandırdı. Yatak çarşaflarını değiştirdi. Tahtaları, camları sildi. Minderi düzeltti. Odayı civit, sabun, ıslak tahta kokuları ile doldurdu. Ardından sofayı sildi, avluyu süpürdü, kapılarının önünü yıkamaya çıktı. Az sonra Fatma hanım teyzesini görünce, elinde süpürge, ayaklarının dibinde su kovası, doğruldu:

— Nasılsınız Fatma hanım teyze?

Kadın, kapılarının önünde durdu:

— Eksik  olma  kızım Belkıs,  sen nasılsın?
— iyiyim çok şükür..
— Halim nasıl?
— O da iyi çok şükür; İzmir'e gitti! Ne yapsın? Çalışacak!
— Allah kavuştursun kızım!
— İzmir ne ki teyzeciğim? Halim'in arabasıyla yarım saat!   Gece  gelecek   gene!..

Belkıs'ın iyimserliği gönül rahatlığı ile doldurdu Fatma hanımın içini:

— Öyleyse gözün aydın şimdiden! Selâm söyle...

Belkıs'ın bütün yüzü daha da ışıdı:

— Başüştüne! Eh, kısmetse yakında İzmir'e yerleşeceğiz bütün bütün...
— Niye kısmet olmasın kızım? Gençsiniz, sizin için niyet neyse, kısmet odur!.. Hayırlısı neyse o  olsun...

O gece, ertesi gece, geldi; evliliklerinin dördüncü gecesinden sonra gelişleri aksamaya başladı Halim'in. Bir gece geliyor, bir gece gelemiyordu.

Kapılarının önü, kaldırım yıkanmıştı Halim gelse de gelmese de. Arnavut kaldırımı döşeli sokağın taşları arasında en küçük bir çöp yoktu. Mutfakta ateş küle gömülüydü. Bir tepsi içinde, kapakları örtülü sahanlarda Halim'in yemeği hazırdı. Ekmeği tepsinin kenarında, peç¬teye sarılıydı

Belkıs, tahta pancurları kapalı, kulağı seste bekler, sokaktan geçenler geçer, ayak sesleri kesilir, yakındaki elektrik fabrikasının gürültüsü durur, kasabanın ışıkları sönerdi. Belkıs, gaz lâmbasını yakar, kısar, karanlıkları dinlerdi. Daha köprübaşını dönerden anlardı Halim'in geldiğini. Araba yaylanarak, lâstiklerinin fısıltısıyla ana caddede ilerler, dönemeci geçince farlarının, ışığı ilkin sokağı yalardı. Derken karanlık sokak aydınlanır, farlar kısa bir süre pancurların aralıklarından odaya sızardı. Taksi, dönüşünü tamamlar, burnu ana caddeye dönük, Belkıs'ın penceresi altına yanaşırdı. Belkıs kapının arkasındaydı hemen. Halim'in tık etmesiyle kapı açılırdı.

Halim yorgundu besbelli. Sabahın altısından lokantalar, sinemalar dağılıncaya kadar çalışmıştı, Büyük şehirin o «çek!» diyen kendini beğenik insanları, dırdırcı kalabalığı, sarhoş erkekleri, İçkili çiftleri, istasyonlar, bar Önleri...

Kanatları vardır kimi insanların. Yüreklerinin, kollarının, ayaklarının kanatları vardır. Belkıs'ın da öyleydi. Kanatları üstünde karşılardı Halim'i. Birlikte taşlığı geçer, avluya çıkarlar, Belkıs su döker, havlu tutar, Halim elini yüzünü yıkar, az-çok yorgunluğunu dağıtırdı.

Az sonra, odalarında, Önüne küçük bir sini içinde yemeğini getirirdi Halim'in. Halim ezilmişliğini, garipliğini dakkalar geçtikçe unutur, karısı sofrasının kenarında ağzının en küçük bir kımıldanmasına bakardı. Tuz mu ister? Biber mi? Su mu? Halim'in kaşı, parmağı kımıldasa anlardı hemen.

Sabah, gün doğarken mavi Chevrolet pencerenin altından ayrılırdı. Belkıs gene, «Bu gece gel, yarın gece gel» demezdi kocasına. Gündüz, kapılarının önünde Fatma hanım teyzesiyle karşılaştığı zaman, sabırsızlanırdı. Kadının bir an önce «Halim nasıl?» diye sormasını bekler, «Gece geldi, sabah erkenden gitti.» dedi miydi uçacak gibi olurdu mutluluktan.

Evliliklerinin üçüncü ayından sonra gelişleri dört beş günde, bazan haftada bire indi Halim'in. Ama hangi gece gelirse gelsin, kapının önü pırıl pırıl, kapalı sahanlarda yemeği hazırdı gene. Kapı tık etmesiyle açılıyordu.

Halim eskisi gibi gün doğarken yola çıkmıyordu artık. Evine geldikçe yatak yüzü görüyor, Öğleye, bazen daha geç saatlere kadar uyuyordu, işleri iyiydi. Borcu hızla azalıyordu. Belkıs, Halim uyanmasın diye ayaklarının ucuna basarak çıkıyordu odadan. Kapılarının önünde, mavi arabanın başında toplanan çocukları bütün tatlılığıyla dağıtıyordu: «Susun.. diyordu; gürültü etmeyin! Halim ağabeyiniz uyuyor...»

Halim, uykusunu aldıktan sonra, gözleri aralanınca, odanın bir köşesinde oturmuş, sessiz sedasız yüzüne baktığını görürdü karısının. Bazan da sokaktan gelen sesini duyardı. Fatma hanım teyze, ya da Murat bey amca, «Gözün aydın, Halim gelmiş!» derlerdi Belkıs'a. Belkıs, fısıldar gibi: «Eksik olmayın,» diye karşılık verirdi. «Geç geldi, uyuyor..» Komşular kendisine selâm bırakır, uzaklaşırlardı.

Boylu boslu, yakışıklı delikanlıydı Halim. Gençti, yaşama özlemiyle doluydu. İzmir'in satıcı kızları, işçi kızları, bar kadınları, kenar semtlerin balık etli dulları rahat bırakmazlar; genç, yakışıklı taksi şoförlerini. Halim'in uçarılıkları ile ilgili dedikodular geliyordu konu komşunun kulağına. Fatma hanım teyze, Hayriye abla, Halim'in gelişleri seyrekleştikçe arada bir, «Gözünü aç, kocanı İzmir'de yalnız bırakma!» diyorlardı ona. O gülüyordu: «Var sırası,» diyordu, «yapan erkek her yerde yapar! Burada olsa ben onu tutacak mıyım sanki?» Ekliyordu gene gülerek: «Eh, ne yapsın? Genç evlendi! O da uçar bir iki kez. Onun da hakkı! Sonunda ne kadar uçsa benim dalıma konacak gene!»

Evliliklerinin altınca ayında, İzmir'e yerleşme sözü kapanmıştı artık Halimle aralarında. Tilkilik'te aile yanında, yatacak ucuz bir oda kiralamıştı Halim. Haftada bir, bazan iki belli olmayan günlerde geliyordu artık eve. Gecenin ilerlemiş bir saatinde, kendisine yüz veren bar kadınlarının, dulların, satıcı kızların yalanları, yapmacıkları, oyunları içini hüzünle doldurunca, evini özleyiveriyordu birdenbire. Aldatılmanın, doyulmamışlığın acısı ile kasabaya doğru hızla sürüyor arabasını..

Belkıs, tık dese kapının ardındaydı her gelişinde. Nerdeydin, ne yaptın? diye sormuyordu ona.. Doyuruyor, seviyor, uyutuyordu Halim'ini. Böyle günlerde uçar gibi dolaşıyordu evin içinde, kapılarının Önünde. Böyle günlerinde, bastığı yere, dokunduğu eşyaya, gözgöze geldiği herkese adımları, elleri, bakışlarıyla şöyle seslenir gibiydi sanki: «Yatağımda yatan, o mavi otomobilli, yakışıklı şoför, kim ne derse desin benimdir! Yakında doğacak çocuğumun babası odur! Halim'imin verdiği sevinci, verdiği gururu kimse alamaz elimden!»

İlk Önceki rastgele Sonraki En Son  şairNECATİ CUMALI
gonder 189 kişi okudu. yorum 0 yorum.  gonder 0 kişi gönderdi. yorum Yorum Ekleyin puanla Puan 
Tüm hakları saklıdır. Copyright 2007 © - C.A.O.
eXTReMe Tracker