Ana sayfaya gitmek için tıklayın.
Online flash oyun listesine gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi forumuna gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi e-kitap listesine gitmek için Tıklayın.

  Üye Girişi
Oturum açın 
E-Posta
Şifre
 
 
Üye Olun
Şifremi unuttum
Bu sayfayı online sık kullanılan listenize ekleyin

  Ara - Bul

geri  YAZININ DEVAMI yeniYeni Yazı Gönderin
font1font2font3font4 İlk Önceki rastgele Sonraki En Son   TümüTüm Yazılar  
00000 22-03-2011
HÜKÜMSÜZ İNANÇLAR

'kendime olan inancım bittiğinde artık şiir yazamam ve şiir yazamadığım zamanda kendiminsonudur.'

İnsanı bu garip hayata bağlayan şey inançdan başka ne olabilir ki? Ama neye inanmak? Kimi için tanrıya, kimi için insana, kimi için kendine inanmak. Doğaüstü şeylere inanmanın çekim gücü, kontrolü dışında kalanlara da suç atabilme kolaylığı düşünülecek olursa en zor şey, insanın kendisine inanması galiba. Oysa ne kolaydır çocukken herşey. Hele inanmak. İnsan, neredeyse önüne çıkan herşeye inanır çocukken hem de gözleri kapalı. Masallardaki devlerden yiyemedikleri ekmeklerin ağlayacağına kadar binbir türlü atartılı, doğaüstü hatta saçma şeye inanılır.

Çocukları kandırmak mı kolay yoksa onları birşeye inandırmak mı diye soracak olursak da eğer inanmak mantıksal bir düşünme eylemi gerektiriyorsa çocukları inandırmak daha kolay gibi gözüküyor. Böyle gözükse de erişkin mantığının erişkin olabilmek için geçmek zorunda olduğu azap dolu yollardan henüz nasibini almadığından, çocukların onlara çok ters gelen büyüklerin dünyasına inanmaktan daha çok büyükler tarafından kandırılmayı tercih ettiklerini söyleyebiliriz. Dörtden dördü çıkardığında inatla birşey yazmayan zira elde birşey kalmadığını söyleyen bir çocuğu sıfırın varlığına ve anlamına inandırmak görünüşte iki dakikanızı alsa ela insan dehasının mutlak zaferi matematik gibi doğaçla olmayan, tanımlanamayan bir işlemler zincirine biz yetişkinler acaba gerçekten inanıyor muyuz? Yoksa çocuğunu sıfırın varlığını kabul ettirmek için kandırmaya çalışan bir anne gibi bizler de Thales ve Pitsagor tarafından mı kandırılmışız? Ama insan herşeyden şüphe etmeye başlayınca işler daha da kolaylaşmıyor. Herkes Descartes gibi herşeyden şüphe ederek, hiçbirşeye inanmayarak işe başlayıp birşeylerin varlığını ispatlamaya çalışsa dünya paranoyaklar ve ne olduğunu bilmezler diyarı olurdu. Öyle ya milyonlarca insan sorgusuz sualsiz önüne sunulana inanan K yaşamını sürdürmeyi başarıyor. Fizik kurallarına göre ışık hızına yakın bir hızla geçen tren otomobil sürücüsüne uzayarak gözükür. Fizikle yakından ilgilenmeyen ya da tesadüfen bu kuramın yanlış olduğunu anlamayanlar için buna inanmak son derece normal olabilir. Hume'un dediği gibi inanç bir hiselir. Nasıl ki bir insanı seversiniz işte inanmak da böyle bir hisdir tıpkı yukarda yanlış aktarılan teoriye karşı duyduğunuz inanma duygusu gibi.

Tüm bu inançlar diyarında, inançsız kalmaya inandığımız şeyler ele, inanma oranımız da artıyor. Eğer gerçekten başka çareniz yoksa inanmaktan başka ne yapabilirsiniz ki? Elbette çok çaresiz değilsiniz. En basitinden bir fizik kuralı doğru mu diye bir fizikçiye sorabilir ya da bir fizik kitabı karıştırabilirsiniz. Peki ama ya bir adım sonrası? Çıkın sokağa ve bulun bakalım mükemmel daireyi ya da kolaysa alın elinize bir cetvel ve ölçün bakalım ayla dünya arası gerçekten 384000 kilometre mi?

Cehaletin inanma sebebi olması hem çocukların neden herşeye inandıklarını hem de yetişkinlerin inanç düşkünlüğünü açıklayabilir: ne kadar çahilseııiz o kadar inanırsınız ve ne kadar çok bilirseniz o kadar zor inanırsınız zira herşey inanılır olmaktan çıkıp şüphe perdesine bürünebilir. Zaten herşeyin her an değiştiği, yüzyıllardır kuramlarının tepe taklak edilip yerine yenilerinin oturtulduğu bir dünyada insan neyin peşinden sonuna kadar gidebilir, hangi iddiaya inanabilir ki? Üstüne birçok çalışmalar yapılan, sayesinde çeşitli buluşlar yapılan Newton Kuramı artık fizik laboratuarlarının anılar köşesini süslüyor; 68'lerin idealist insanlarının yuppie çocukları oluyor; yıkılmaz denilen duvarlar birbir yıkılıyor da kimse ne oluyor demiyor. Tüm bu çalkantılar içinde en çok zararı da safça inanan ve gerçekten inancıyla yaşayan insanlar almıyor mu? Hayır amacım 20.yy. insanın inançlardan yoksun sefil yaşamını yermek değil. İşin doğrusu, insanlığın zaten hiçbir evresinin gıpta edilecek gibi olmadığına inanıyorum. 20.yy. insanı inançsız olduğuna inandığı için canlı canlı insan yakan ortaçağ insanından neden daha kötü olsun ki? Belki en kötü tarafı hiç olmadığı kadar inançsız kalışı. Ama bunca darbeden sonra, ayakta kalabilmenin sırrım inançsızlıkta bulmuşsa pek de haksız sayılmaz.

Yine de şaire hak vermemek elcle cleğil 'inançsızlığa hüküm giymiş hayatlar neye yarar kî?'

İlk Önceki rastgele Sonraki En Son  şairPINAR TÜREN
gonder 3584 kişi okudu. yorum 0 yorum.  gonder 0 kişi gönderdi. yorum Yorum Ekleyin puanla Puan 
Tüm hakları saklıdır. Copyright 2007 © - C.A.O.
eXTReMe Tracker