 Üye Girişi
 Ara - Bul
|
    |
|
Tüm
Yazılar |
|
|
     |
03-06-2005 |
| İMLECİ TAKİP ET |
|
1 Buradan ne kadar bakabilirsin sokağa! Bilmiyorum? Bildiğimi sandığım her şey soluklaşıyor. Ucuz. Gerçekten ucuz bir şey bu. Sen daha önce okudun mu böyle bir şey. Nasıl bir şey. Ucuz gerçekten ucuz bir şey. Daha ne kadar sürecek? Ne sürecek. Soğuk, akşamın ilk baş ağrısı gibi işliyor adamın tenine. Hissettin mi? Neyi? Zamanında buradan gitmesini bilmek lazım. Yoksa kısa bir süre sonra sapla zamanı karıştırıyoruz, sapıtıyoruz. Bak bu doğru. Ama ya zamanımız yoksa; ya da daha şu kapıdan çıkmadan buharlaşırsak; ya da daha bir kez bile tadına ulaşamadan, anla işte... Nasıl bir şeydi? Bildiğini sanıyordum. Ben bir şey bilmiyorum. Ben de! Yazma zamanı geldiğinde bunları da yaz. Nasıl yazarsın orasını da sen bilirsin ama mutlaka yaz. Söz veremem. Nasıl olsa senin de anlatmak istediğin bir an olacaktır. Artık kimsenin dinlemeye, okumaya sabrı yok. Nereden biliyorsun, böyle genel geçer fikirleri hangi kötü niyetli adamlar kafana sokuyor! Zaman mefhumunun mefhumluğu kalmadı artık. ......... Senin de içinde olduğun birçok olay bunu kanıtladı. Beni ucuz televizyon dizilerinin pahalı senaristleriyle karıştırma ne olur. 2 Akışına bırak istersen. İstediğim, arzu ettiğim her şey beni yalanlıyor. Ne kadardır bu böyle? Uzun zamandır, sen de yanımdaydın, fark etmiş olman lazım! Artık her şeyi çok geç algılıyorum. Zamanında tepki verdiğim şeyler o kadar az ki. Çıkmıyor di mi? Çıkması lazım. Zorlama istersen. Niye, bir çok şeyi hep zorlayarak ortaya çıkardım. Ama bazı şeyler istisnadır, kaide de kaidedir! Zamana bırak. Bana kalırsa rüzgâra bırakmalı! Kafan mı karıştı? Yok! Öyle bir şey değil, ama yoruyor insanı. Biliyorum. 3 Sokağa çıktın mı? Ne zaman istersen, ne zaman sokaktan bahsetsen kafam karışıyor. Senin adının ilk hecesinden aklıma gelen bütün sözcükleri sıralıyorum? Bir şans daha tanımalısın kendine. Neden bunu daha önce söylemedin? Söyledim, yıllar önce hem de. Hatırlatsaydın, hafızam çok kötü. Şimdi mi? Daha sonra olma şansı ne? Sabahtı. (.....) Dinlemek ister misin? Sen anlatırsan. Bana bir mektup gelmişti, Benim zaaflarımı bildiğini iddia eden bir adam göndermiş. O mektubu yazanın korkunç yalancı birisi olduğuna eminim. Daha ilk cümlesinde benim bir korkak olduğumu söylüyordu. Daha da kötüsü artık bana kimse inanmıyormuş. İnandım mı. Bunun bir önemi yok. Sadece kırıldığımı hatırlıyorum. Çöktüm. Hiç bir şeyin tadına varamaz oldum. Daha kötüsü canımı sıkan şeyin, kırıldığım şeyin ne olduğunun da farkına varamadım. Soğuk bir başlangıç yapmak gerekiyordu hayata, bunu denedim. Mektubu saklamaya karar verdim. Özgüvenin bencilliğe dönüştüğünü her hissettiğimde bu mektubu okuyarak kendimi, davranışlarımı kontrol altında tutacaktım. 4 Daha sonrasını hiç düşünmedim. Belki daha dayanıklı olsaydım, biraz daha gür sesle bağırabilirdim. Soğuktu. Sırma saçlarını omuzlarına atmıştı, sende gördün dimi? Çok güzeldi. Ama senin fark etmediğin bir şey var; gözlerindeki korku... Bunu abartmanın bir anlamı yok. Sabahın en güzel saatlerin de senin adını anardı. Yaşarken sevdiği bir kaç şeyden biri de sendin. Akşamları yabancı sözlü şarkılardan fal tutar sonra bunları çevirmemi istedi. Ben o şarkı sözlerini anlayacağı dile çevirdikçe yüzü ekşirdi. Ne manasız, kafiyesiz, uyaksız şeylermiş bunlar, derdi. Bu sözlerden fal tutmanın kimseye faydası olmaz, derdi. Sabahları da "bir roman bir hikaye", "halk hikayeleri", dinlerdik. Çayın odaya yayılan çiğ tadı demlenmemiş bir dostluk olur bizi tedirgin ederdi. Çökeleği öyle yapma, bak, biraz tereyağı, biraz bal, biraz çökelek, eğer seviyorsan kırmızı biber bile koyabilirsin... Uyandığında yüzüne yapışan mutluluk! Sabahları en güzel entarilerini giyer üzerine. Kırmızı yakalı, uçları siyah şeritli, krem rengi cepkenli, cepken ne demekti? Ne diyorsun sen? Ne için? Zamanı gelmiş olmalı, yani şimdi sussak, beklesek ne geçer eline? Kimin? Sebepsiz, belki de biraz gereksiz bir dostluk kurmuştuk, sarı gözleri vardı, saman rengi dudakları, göz bebekleri ölü gibiydi. Şimdi hatırlıyorum. Zamanında elinden tutmasını bilmedin. Sabahın en güzel saatinde gelirdi. Ellerinin sıcaklığını tenime geçirmek için gelirdi sanki. Onun gelişi durmadan kazanılan bir piyango gibiydi. Sana hiç böyle oldu mu? Bir insanın varlığından piyango çıkmış gibi mutlu oldun mu? Elindeki bir çantayı bir köşeye bırakır, saçlarını topuz yapar, bir bardak su içer, sonra yavaşça soyunurdu, ben yatakta onu beklerdim. Sıkı sıkıya sarılmak için beklerdim onu. Ellerimin terlediğini hisseder, çarşafa silerdim teri, sonra gözlerimi yumardım, eğer gözlerimi açtığımda oradaysa az sonra benimle olacağından emin olur sevinirdim. Gözlerini de severdim onun, bakmaya kıyamazdım, o yüzden adam akıllı hiç yüzünü seyredemedim, korkaklık belki, kendini ele vermek. Kimi zaman çırılçıplak girerdi yatağa, kimi zamanda özerinde bir tişört ya da sutyeni ve işlemeli parlak donu olurdu üzerinden. İçim titrerdi ama beni hep sakin olmaya çalışırdım. Yatakta sıcaklığını hissetmeye başladığında gerçekten dinleşir, parmaklarını yavaşça onun sıcak tenine dokundururdum. Bana sarılırdı, bir iki defa gözlerini yumduğunu gördüm, uykun mu var, diye sordum. Hayır, dedi, sadece çok mutluyum. Güzel bir şarkı vardı, dilinden düşürmediği, biraz hüzünlü, biraz asi, biraz kahramanca. Yalnız onun ağzında güzelleşiyordu o şarkı. Öyle miydi? Bizim sesimiz o şarkıyı söylemeye sanki yetmiyordu. 5 Öğleye doğru salına salına yokuştan aşağı inerdi, ilk önüne çıkan masaya oturur, ufka bakardı bir süre, sonra, ilk defa bu manzarayla karşılaşan bir turist edasında etrafı kolaçan ederdi, sigarasını masanın ucuna (ama özellikle ucuna) bırakır birinin kendisini, adıyla çağırmasını beklerdi. Beklerdi dimi? Sen ne diyorsun? Ne diyeyim, güzeldi. Sabahlara kadar seviştiğimiz de olmadı değil, oldu, sevgisini iliklerine kadar hissettirirdi karşısındakine. Beklemesini bilemedin? Sen öyle san, bana kimse sen haklısın, demedi. Yaman bir durum değil belki, belki bildiğimizden daha can acıtıcı, beklemenin ne demek olduğunu biliyor musun? Senin hiç bir organın koptu mu? Ne iğrençsin! Zamana bırak unutursun? Bana öyle gelmiyor. Önce içini boşaltmalısın istediğin gibi dökmelisin içini! Hadi şiir oku! Bırak kıvırmayı, abartıyorsun. Bence de......
|
|
|
|
RIZA KIRAÇ
|
|
|
|
|
|
|
|