Restoran, sigara ve esrar dumanı altında karanlık bir hal almıştı. Dumandan göz gözü görmüyordu. Kim bilir kaç yıldır püfür püfür içilen esrar ve sigara dumanıyla birlikte duvarlar is bağlamıştı. Loş lambaların aydınlığı yakınlarda olan kişileri ancak gösterebiliyordu. Rızgar, köşeye sinmişti, etrafındaki birkaç kişi aralarında sohbet etmekteydi. Sarı saçları kirden kıvır kıvır olan genç bir kız durmadan Rızgar’a bakmaktaydı. Bu hırpani elbiseler içinde uyuşturucu bağımlılarının yüzleri tuhaf ve soluktu. Saçı sakalı birbirine karışmış olan biri kadehini kaldırdı:
- Haydi dostlar, şerefinize... aramızda kötülüğün izi bulunmaz... temiz yüreğiniz için içiyorum. Haydi!
Hep bir ağızdan “Şerefe!” diye bağırdılar.
Rızgar, sarsıla sarsıla gülmeye başladı. Adamı aniden komik yüzlü bir köpeğe benzetmişti. Ardından, durgun yüzüne acı bir tebessüm yayıldı. Büzüldü. Gözlerinin önünde et yığınları uçuşmaya başladı. Ani bir refleksle eliyle yüzünü kapattı. Ağabeyinin yüzü gözlerine oturdu. Etler ve kan durmadan kendisine yaklaşmaktaydı. Lime lime olmuş etler arasında Azad’ın yüzü acıdan kasılmış, bir şeyler anlatıyordu. Aynur geldi, tuhaf bir biçimde aniden uzayan Azad’ın elini tuttu ve uzaklaşmaya başladılar.
Köpek peşini bırakmıyordu. Zihninde oluşan köpek, kendisini öldüreceğini sandığı adamın ayağını ısırdı.
“Haydi, oğlum ne duruyorsun parçala bu adamı, beni öldürecekti,” diye haykırdı.
Herkes pür dikkat Rızgar’a bakıyordu. Kimisi de bu durumdan komiklikler bularak gülmeye çalıştılar. Pis elbiseler içerisinde kıvırcık saçlı kız, Rızgar’ın yanına geldi:
“Haydi kalkalım,” dedi.
Sokağa çıktıklarında hava buz gibiydi. Rızgar, paltosunun yakalarını kaldırdı. Kabadayılar gibi dik dik yürümeye başladı. Bu şekilde hem soğuktan korunuyorum, hem de görenler beni mafya babası sanıp yaklaşmazlar, diye düşündü. Kendisine bakanların hemen boğazına çökecekleri hissine kapılıyordu. Kız hafif geride kalarak Rızgar’ın uzun ve biçimli vücuduna baktı. Uzun zamandır Rızgar’a beslediği hislerini bu gece kolaylıkla açabilirdi. Yanına gelerek koluna girdi. Irmağa doğru yürümeye başladılar.
Iramağa vardıklarında ay ışınlarını suya salmıştı. Işınlar nazlı bir genç kız gibi göz kırpıyor, nehir ışınlarla oynaşıyor, güzel ebruli sular misali albenili bir biçimde ben buradayım diye haykırıyordu sanki. Ayın önüne bulutlar geçti, göz gözü göremez bir hale geldi. Kız sıkıca Rızgar’a sarılmaya çalıştı. İlk başta Rızgar pek yüz vermedi kıza. Kız yumuşak hareketlerle Rızgar’ın saçlarını okşamaya başladı. Elleri yumuşacıktı. Anası ve babasının hayatlarında hiçbir zaman kendisine yapmadıkları bu hareket karşısında mayıştı, içine sevginin kıvılcımları çakmaya başladı. Rızgar’ın bedenine şefkatin ve sevginin sarhoşluğu, damarlarında kanıyla birlikte akmaya başladı. Hiç kimseye güven duygusu beslemediği halde, şimdi yüreğinde güvensizliğin esamisi bile okunmuyordu. Eşini unuttu, kendisini kızın yumuşacık kollarına bıraktı. Kızın etlerini vücudunda hissettikçe de bir hoş oluyordu. Soğuktan korunabilecekleri bir çukur buldular. Çukur da soğuktu. Sonra da soğukluğu unuttular. Sevişmeleri bittikten sonra sırtüstü uzanıp, tekrardan ortaya çıkan ayı ve yıldızları seyre daldılar. Ayın ışınları kızın açıkta kalan vücudunun üzerinde tatlı tatlı geziniyordu. Halen gökyüzüne bakıyorlardı. Gökyüzünde, karanlıkta bir gölge belirdi. Bunun bir tür sanrı olduğunu bilmeden, çığlık çığlığa Rızgar, kafasını kızın göğsüne gömdü;
“Koru, beni koru Anjelika. Ne olur bu dev gibi köpeğe bırakma beni,” dedi. Hıçkırıklarla ağlamaya başladı.
Sabaha karşı, nehrin kıyısında ayrıldılar. Rızgar eve gideceğini söyleyip, kızdan uzaklaştı. Yine et yığını üstüne üstüne geliyordu. Gözlerini kapatmaya çalıştı, önünü göremeyeceği için bu düşüncesinden hemen vazgeçti. Eve vardığında soluk soluğa kalmıştı. Berivan hiç yüz vermedi. Konuşmadılar. Rızgar’ın gözünde Berivan hemen bir köpeğe dönüştü, avaz avaz bağırmaya başladı:
“Yaklaşma, yaklaşma bana. Isırma, ısırma. Kimse beni sevmiyor. Neden beni ısırmaya çalışıyorsun, sana ne yaptım ki, söyler misin, sana ne yaptım?” diye, sesi çıktığı kadar bağırıyordu. Azad’ın etleri yine durmadan gözüne görünüyordu. Bağırdıkça odaya pis kokular yayılıyordu. Berivan, ağlamaya başladı. Acıdı. Esrar içtiğini biliyordu, ama abisi öldürüldüğünden bu yana daha da çok içmeye başlamıştı ve gittikçe de sapıtıyordu. Önündeki bez parçasını katladı sonra yuvarlaklaştırdı;
“Bak” dedi, “benim de köpeğim var, seni ısırır. Yaklaşma bana. Deliyim, değil mi? Yani öyle düşünüyorsun. Değilim, deli değilim. Ben de hiçbir eksiklik yok, ama öyle sanıyorsunuz.”
“Hayır, deli değilsin. İnan sen de herkes gibisin. İnan ki seni çok seviyorum. Bırakma kendini. Dünyada her şey insanın başına gelebiliyor. Kızını düşün. O, sensiz ne yapar. Baba sevgisini tatmadan bir insanın tam olabileceğini mi sanıyorsun. Evde otur, çalışma, yeter ki yanımızda kal.”
Rızgar, kıpkırmızı gözlerinden şimşekler çakarak, esrar içtiği odaya koştu. Alışkın hareketlerle sigarının içindeki tütünü bir kâğıdın üzerine boşalttı ve avucunda ezdiği esrarla birlikte tekrar sigarasına doldurdu. Sigarayı içtiğinde rahatlamaya başladı. Berivan, ne yapacağını bilmez bir durumdaydı. Hastaneye telefon açsa çevredeki hemşerileri Rızgar’ı deli diye damgalayacaklardı. Sandalyede oturmuş ve masaya dayalı eliyle yüzünü kapatıp ağlamaya başladı.
Rızgar, esrarın etkisi geçtikten sonra tekrar eski durumuna döndü. Gözünde Berivan bir köpeğe dönüşmüştü. Can havliyle bağırmaya başladı. Hırsla bir şeyler arandı. Elinde süpürge makinesinin sapıyla dönünce, Berivan telefon açmak için oturma odasına doğru koşmaya başladı. Bir yandan kızını annesine teslim ettiğinden dolayı seviniyordu. Kızın yaşayacağı bu korku, onun ruhsal yapısında kalıcı hasarlara yol açabilirdi.
Polisler eve geldiklerinde Rızgar’ın saldırı bekleyen gözleri yerinde fırlayacak gibi bir hal almıştı. Korkudan tir tir titriyordu. Polisler her iki yakasını birden tutup, acı çığlıklar arasında onu arabaya kadar sürüklediler.