Ana sayfaya gitmek için tıklayın.
Online flash oyun listesine gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi forumuna gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi e-kitap listesine gitmek için Tıklayın.

  Üye Girişi
Oturum açın 
E-Posta
Şifre
 
 
Üye Olun
Şifremi unuttum
Bu sayfayı online sık kullanılan listenize ekleyin

  Ara - Bul

geri  YAZININ DEVAMI yeniYeni Yazı Gönderin
font1font2font3font4 İlk Önceki rastgele Sonraki En Son   TümüTüm Yazılar  
00000 24-09-2005
KÖPRÜALTI, VELER, VESAİRELER

Kim bilebilir hangi dağın sırrına saklandı da güneş, akşam el koydu Galata Köprüsüne. Eski çamlar alın terine dönüştü bardak yapımında. Gece, tarihin emir kulu oluşundan öfkeli, geldi çöktü köprü altına. Hiç görmemişti kendi yüzünü, yorgundu.
Mehmet’in mezelerden otlanışı ayın güneşten ışık araklamasından daha dürüstçe değildi. Ve bir içki içeni en sinirlendirici ağız şapırtılarıyla israfa masraf kazandırıyordu. içmiyordu, yiyordu. Nejla ise inadına çok içiyor, çevreye dikkat çekici, namus dürtücü göz gezintileri yapıyordu. Halil çok kızmaktaki çok haklılığını birayla tedavi etmeye çalışıyordu.

Sazı döven kim? Kaç zaman daha çalışsa müziğe benzeyebilir bu kerpetenle tırnak çekişmesi? Neden çalmaya çabalıyor? Binleri Onu zorluyor mu? Çalmasa daha iyi olmaz mı? Herkes hangi gücün etkisiyle, sanki saz çalını yormuşçasına türküler heba ediyor? Kim bu tecavüzü durduracak? Ve hep aynı türküleri söylemek mecburi mi? Bir yiğit gurbete gitse başına neler gelebilir? Buna bayram günü deniyor diye niçin barışalım? Belki çelişkimiz uzlaşmaz, belki kanlı bıçaklıyız da halilim aman kurşun saçacağız?
— Şerefe. Pekiyi.
— Seninle aynı görüşte olmadığımı söylemek zorun dayım.
— İyi.
— Ne demek iyi. Seninle aynı görüşte olmayışımın neresi iyi? Bir tane daha alayım.
— Merhaba, n’olsun içiyoruz işte.
— Bir kere seninki şiir değil oğlum, şiire anal tedavi.
— Leylimleeeey, leylim ley.. Ayın şavkı vurur sazım üstüne.
— Pekiyi diyelim ki sen haklısın, bireyi anlamıyoruz. Birayı anlamıyoruz. Benim rakımı kim içti?
— Ha şerefe moruk.
— Kardeş, bize bira. Çok.. Sen yüz elli tane getir, biz içinden seçelim.
— Ne yaptınız bugüne kadar, birini söyle.
— Bana da çerez söylesene.
— Yedi tepeli şehrimdee.. Neydi lan devamı?
— Yanlış kıtadan girdin salak.
— Ne?
— Yok bir şey.

Masalarda dolan, boşalan yenik içki bardakları. Bitişik omuzlar arasından yürümek, tanıdık arayışına yönelik bakışlara güçlük getirmekle birlikte, yakışıklı bir mizansen oluşturuyordu. Hemen bir masaya yazılıp şu mayıştırılası ve tahtakurusu alkolsüzlüğe son verme isteği işin duygusal yanıydı.

— Arkadaşım kusura bakmayın, konuştuğunuz konuyla ilgiliyim de. Bana güvenmeyebilirsiniz ama emin olun ki ben polis değilim.. Ağbim polis.. Şey, ben espri yapmıştım. Pardon. Allahaısmarladık.
Affedersiniz oturağınızı biraz, hah, sağ olun.
— Şerefe.

Şey diyordum.. Ne diyordum ben ya?

— Ulan çıksana artık şu keneften. Haftada bir gün mü sıçıyorsun nedir? Belli, bu da kenefte kütüphane girişimcilerinden. Hadi be.. hele şükür... Ohh.. Yazılar.. Rakı güdümünde devrimcilik yapmak kolay şerefe, “Çiğdem seni seviyorum lan ibneler”, “Biraz daha sıkarsam bağırsakları mı sıçacağım. Ulan ben kabız olacak adam mıydım be..”

Ağbi şu masadaki herifler dün de buradaydılar. Ve aynı bugünkü gibi pis pis etrafı kesiyorlardı.
— Eee?
— Fazla emniyetli bir yer burası.
— Ya bırak allahaşkına bunca yıllık siyasiyim, hiç rakı içerken tutuklanmadım.
— Drama Köprüsü Haasan.. dardır geçilmez bre Hasan.. lan nerdedir bu Drama ve ne anlatıyor bu yerli drama köprüsü?
— Birader böyle iş olur mu? Sen git...
— Nereye?
— Nasıl?
— Sen git dedin ya.
— Yok oğlum sen değil, o gitsin.
— Kim?
— O ibne
— Hangi ibne?
— Ulan kim olacak...
— Nejla iyice uçtu baksana.
— Allah belasını versin.
— Üzülme. Nejla’nın huyudur. Benimle birlikteyken de böyleydi.
— Ne. Nejla ne zaman seninle birlikte oldu?

Sana söylemedi mi?.. Hassiktir sıçtık.. Ama... Şey.. Çok kısa sürmüştü.. Yani ilişkimiz önemsizdi. Üzülme, sekse fazla ağırlık vermedik.

— Ne diyorsun sen be? Bana bira getirin. Hayvan herif.
— Ağır ol bakalım, ne biçim konuşuyorsun?
— Hey, noluyo be? Bir de kavga edin bari..
— Ben gidiyorum Nejla..
— Dur lan nereye?
— Aaa,gitti.
— Siktir edin.. Kim işedi lan üstüme? Allah kahretsin.

Köprünün üstünde serinletmeyen ama yine de erimeyi önleyici sulusepken bir esinti. Halil biraz önce takındığı, masayı hışım içinde terkeden jön tavrından henüz sıyrılamamıştı. Bacaklarını yalpalamaktan vazgeçirip yürümeleri için ikna etmeye çalışıyordu. Kaçıyordu, Nejla dan, biradan, türkülerden, kavram güreşlerinden, tartışmalardan, sözcük soykırımından...

— Birader olacak iş mi? Sen git...
— Nereye?
— Efendim?
— Sen git dedin ya be oğlum.
— Yahu sen değil gitsin.
— Kim?
— O ibne.
— Hangi ibne?
— Nevzat, kim olacak?

Gürültü pis bir sarmaşık gibi. Ve Kazım ve sinirli ve üzgün ve hızlı yürüyor ve neredeyse koşmaya yetişecek ve fakat ve benzerleri.

— Arkadaşlar bu tip konuları rakıya meze yapmayalım
— Kim ulan bu?
— Hilmi.
— Ne var?

Şu masadaki herif iki saattir bana bakıyor.

— Deme kız. Adam rekor kırmış haberi yok. İki saat aynı yere bakmış. Ben bu azme ancak saygı duyabilirim.
— Sen dalga geç. Bazıları buna namus meselesi diyorlar. Dikkat ettiysen imalı konuştum Hilmi.
— Öyle ya.. Şimdi seyret.. Arkadaşım bir dakika konuşabilir miyiz, pardon şu oturağı.. Sağ olun.
— Buyurun.
— Sevgilim iki saattir Ona baktığınızı söyledi.. Ve bunun bir namus meselesi olduğuna kesin gözüyle bakıyor. Burnunu kırmak zorundayım yani.. Bardakları kırmayalım şöyle yukarı çıkalım diyorum.
— Bir dakika bir yanlışlık var kardeş.
— Ne gibi?
— Ben şaşıyım ve tam olarak nereye baktığım henüz tespit edilemedi.
 — Haa.. Evet.... Öyle mi?.. Çok affedersin kardeş. Çok pardon.. Sıcak soğuk ne içersin.. İyi günler.. ……….Kızım manyak mısın sen? Beni de rezil ettin?
— Niye?
— Çocuk şaşıymış. Yani sana baktığını sandığın sıralarda o, ters taraftan Edirne sırtlarına bakıyormuş.
— Sen öyle san. Şaşı maşı, adam gözleriyle beni soydu. Herkesin içinde don sütyen kaldım. Üşüyorum.
— Tamam kapatalım bu konuyu. Hatta bu konuyu gömelim.
— Hayır kapatmayacağım. Zaten senin gibi..
— Evet devam et, benim gibi ne?
— Giderek çürüyorsun. Çürütüyorsun bizi farkında değilsin.
— O ne demek öyle?
— Anlamam beklemiyorum zaten.. Sahiplenmekten başka bir şey yapmıyorsun.
— Ne diyorsun sen be?
— Söylediklerim çok açık. Bir şey anlatırken bana bakmıyorsun. Çünkü ben senin malınım, başka biri değilim. Elimi iş olsun diye tutuyorsun. Erken boşalıyorsun, özür bile dilemiyorsun.
— Allah belanı versin Aysel.

Koşarak çıktı merdivenlerden Hilmi. Hesap ödemedi. Başı dönüyordu. Ve midesinde çığlık kıvamında bir bulantı. Köprünün üstüne abanmış yıldızsız gökyüzüyle yüzleşti kusarken. Utandı. Nedir bu yalanla sıvanmış iç meler? Yok ü bana baktı, yok örgütlülük sorunu, o varken herif beni kesiyor, yok bilmem ne, yok Allah belamı versin.

Köprü altında önüne bakmadan ilerleyen gece, içki bardaklarını, midye dolmaları, kabuklarım, Çiğ börekleri, çiğ köfteleri, çiğ sohbetleri telefon-adres alışverişlerini, hesap ödemeleri, çıkması önlendikten sonra derin ve an lamsız bir sohbete yol açan kavgaları, türkülü türküsüz kusmaları, turistlerle konuşurken heba edilen Türkçeleri, İngilizceleri, Almancaları ve artık kapatıyoruz kovulmalarını birbirine düğümleyip bitişine kavuşuyordu.

Gece yarısı, köprü altı sakinlerini her zamanki gibi, anlayışlı ve sabırlı bir sarhoş kahrı çeken yüzle karşıladı. Hüznün şiire en yakıştığı ve ölümün en yüreklice selamlandığı zamandı. Bir alkol spazmını kokluyordu martılar.

“Her suçu üstlenebilir, her şeyi anlatabilirdi şiir.. Utanmasaydı...”

İlk Önceki rastgele Sonraki En Son  şairYILMAZ ERDOĞAN
gonder 135 kişi okudu. yorum 0 yorum.  gonder 0 kişi gönderdi. yorum Yorum Ekleyin puanla Puan 
Tüm hakları saklıdır. Copyright 2007 © - C.A.O.
eXTReMe Tracker