Sessiz ve karanlık bir gece,
Kara bulutların kapladığı sokaklarda.
Yere inen kar taneleri bile,
Aydınlatmıyor dünyamı senin kadar.
Biraz can lazım Leyli Fer…
Yorgunluktan halsiz düşen gözlerime.
Ufuklarımı karartan geceme yıldız,
Fırtınalı denizime de durgunluk,
Olacak olan sensin…
Bana yoldaş gözlerinle birlikte,
Takatim olacak kutsi duaların.
Benim Zümrüdü Anka’m olacaksın
Leylimin feri olacaksın Leyli Fer…
Gecenin en karanlık zamanında uykum kaçarsa, rüyalarım uyutmazsa beni… Gayri ihtiyari tutar elim kalemimi ve yazarım… Aklıma eser geçmişim ve sevdalarımın tutanakları. Payıma düşen hüzünle yetinmem daha fazlasını isterim her daim. Yoktur üstüme her daim hüzünlenecek bir şey bulmakta. Yuvadan ayrılan yavru kuş kadar hüzünlü, bir o kadar da hayatla mücadeleyi göze alacak ve başının çaresine bakabilecek kadar güçlü…
Gecelerim karanlık yolunda ilerlerken, hüzünlerimle boğuşurken ben… Ummadığım anlarda elimden tutar bir melek… Önce hüzünlerimden kurtarır beni, ardından aydınlatır karanlığa bürünmüş dünyamı. Yürümeye yeni başlayan bir çocuk kadar acemidir adımlarım ve ayakta durmadan önce düşmemeyi öğrenirim. Acemi adımlarıma inat ben koşmaya çalışsam da izin vermez buna melek… Aşk; adımlarken tek tek ve sırayla her basamağı, zirveye ulaşmaktır. Ve durmasını bilmek zirvede… Sen tuttun ya ellerimden Leyli Fer… Kolay kolay düşmem bu basamaklardan… Gecelerimi aydınlatan bir Süreyya, kara bulutları dağıtan bir güneşsin bana. Bana lütfusun sen Latif’in… Hayatı veren Hayy, korumuşsa beni bebekken şeytanlardan, bırakmaz bu durumda beni. Tutar yine ellerimden ve bana yeniden yürümeyi öğretir., defalarca düşsem de taşlı yollarda. Mevcudiyetimin maksadı bellidir. Maksat muhabbet olsun diye gelmedik bu dünyaya. Maruf’u tavsiye etmek kadar da kötülükten de uzakta tutmalıyım dostlarımı. Uzak kalmamak için ebedi muhabbet dergâhından… Leyli Fer, marifet yollarından yürüt beni… Kör dilencinin sağır rehberi olma sakın…
Bir katre aşk sevda düşmüş payımıza aşk deryasından. Yanmak isteyene bir kıvılcım yeterken sevdada, bir damla ile doldurur ruhunu sevdalı çocuklar bir damla ile… Can yanar, esrarlı bir bakışla ve oklar ruhuna saplanır acemi sevdalının. Başlar yolculuğu düşe kalka, koşar adımlarla ilerlerken kaybolur bu sonsuz sevda okyanusunda. İnsanoğlu kaybolduğunda bulur kendini… Buldum dediğinde anda da kaybolur. Beyazıdi Bestami’nin dediği gibi; “ O aramakla bulunmaz, bulanlar da ancak arayanlardır”. Bu yola çıkıp da dönenler geriye, göze alamadılar kaybolmayı… Bulamadılar…
Şimdi, bana yabancılaşan ve kararan dünyama aydınlık ol Leyli Fer. Kuruyan çöllerimi bir vahaya çevir. Kargaların saltanatı sürerken gülizarda, bülbüllerin sesi uzaktan gelmesin… Bir pınarda kanarak içelim abı hayattan… Yaşarsın gözlerim seninle Leyli Fer, kendimden de geçeyim, gözlerine vurulduğum yardan da… Bana yaşamayı öğret ölüme rağmen. Ölmeden önce ölmeyi öğret… Ölmemeyi öğret Leyli Fer, ölümlü dünyada. Cenazem omuzlarda, ruhum gönüllerde olsun…
-Leyli Fer: Gece karanlığını aydınlatan parlak ışık