Ana sayfaya gitmek için tıklayın.
Online flash oyun listesine gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi forumuna gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi e-kitap listesine gitmek için Tıklayın.

  Üye Girişi
Oturum açın 
E-Posta
Şifre
 
 
Üye Olun
Şifremi unuttum
Bu sayfayı online sık kullanılan listenize ekleyin

  Ara - Bul

geri  YAZININ DEVAMI yeniYeni Yazı Gönderin
font1font2font3font4 İlk Önceki rastgele Sonraki En Son   TümüTüm Yazılar  
00000 09-04-2008
O GECE

Ne kadar da zormuş bir günün hikayesini yazmak. Oysa yazmak istediğim bir ömrün hikayesi. Amansızca birbirini kovalayan günlerden ibaretti hayatım. Şimdi durduğum yerden baktığımda ne kadar aynı olduklarını fark etmenin acısıyla, tek bir tanesini anlatmanın ömrüme bedel olacağına daha doğrusu bir ömre bedel bir gün yaşadığıma inanarak o geceyi yazmaya karar verdim. Neden bu kadar zorlanıyorum, anlamıyorum. Aslında her şey son derece basittir: Bir saatte uyanılır; mideden beyine giden haberler doğrultusunda bir şeyler yenir veya yenmez; gidilmesi gereken yere gidilmek üzere ev denilen kutudan çıkılır ve ufak toplulukları birbirine bağlamak için icad edilmiş yollarda yine bu kavuşma işlemini hızlandırmak için ortaya çıkmış çeşitli hacım ve hızda ulaşım aracına binilerek istenilen yere varılır; varılan yer ilk gençlikte genellikle okul denilen kasvetli binalardır, daha sonraları işyerleri denilen delikler okulların yerlerini alır falan... filan...

Çok sıkıldım. Böyle olmayacak, olmayacağını da biliyordum zaten. Yazamıyorum işte! Bir günün hikayesini yazamıyorum. Dehşetle o günü arıyorum. Mutlaka bana özel bir şeyler ifade eden bir günüm olmuştur. Hatıralarımı anı tüccarlarına satmadım, henüz bunayacak kadar da yaşlanmadım (maalesef). Tüm çekmeceleri indiriyorum, defterleri, yazıları, resimleri, mektupları, küçük notları, kısaca geçmişime dair bulabildiğim ne varsa ortaya saçıyorum, ama nafile. Yok.

Oysa çok sıkıcı bir hayat yaşamadığımı zannederdim. Hatta oldukça hareketli geçtiğini bile düşünmüşümdür. Çoğu insanın adını bile telaffuz edemediği dallarda iki üniversite bitirdim. Üstelik ikincisi doğduğum ülkeden çok uzakta bambaşka bir iklimdeydi. Oranın çok farklı olduğunu tüm hayatım boyunca yaşadığım en değişik ve heyecan verici şeyin orada geçirdiğim yıllar olduğunu sanmıştım. Yıllar boyunca hep enteresan anılar dağarcığınım en nadide parçası olarak yaşattım içinde. Ama şimdi bakıyorum da hiç bir farkı yokmuş o günlerin de. Hayat her yerde benzer şekillerde akıyordu, kimi zaman çağlayarak, kimi zaman uysal, kimi zaman çalkantılı ve tüm nehirler ve küçük dereler gibi tüm hayatlar da o büyük denizde birleşiyordu. "Nehir aynı anda her yerdedir. Doğduğu yerde, ortasındaki iskelede, denize döküldüğü yerde" *

Zamansızlık içinde kaybolmuşken birdenbire bir şimşek çakıyor beynimde. O kız. Kasvetli bir gecede yalnız başıma şehrin arka sokaklarında yürürken rastlamıştım O'na. "Ne kadar da sinematografik" demiştim içimden. Hayatımın içine film kareleri yerleştirmeyi çok severdim. Kalabalık bir sokakta yürürken bir anda beynimdeki kamerayı çalıştırırdım. Ağır çekimde yürümeye, etrafıma başka bir gözle, kamera gözüyle bakmaya başlardım. Ama bu küçük karelerde hep bir eksik olurdu: Fon müziği. İşte o kıza rastladığım an film karesi tam olarak oluşmuştu. Kızın arkasından bir yerden arya sesi geliyordu. Fazla eğitim almadığı belli olan bir kadın arya söylüyordu. O ise sisin içinde sokağın ortasında öylece duruyordu. Hiç bir kategoride adlandırılmamış gökten düşmüş bir yaratık gibiydi. Sadece dişi olduğuna karar verdim daha doğrusu kategori yapmaya şartlanmış beynim onun dişi olduğuna karar verdi. Ne giysilerini, ne elinde tuttuğu enstrümanı andıran cismi, ne saçlarının ne renk olduğunu tanımlayabiliyorum. Ürkütücü bir sıra dışılığı vardı ama ondan korkmamıştım. Şehir bir sürü manyak doluydu ve o da muhtemelen onlardan biriydi. Hayatını sıra dışı olmaya adamışlardandı belli ki. Ama doğrusu ilk defa bu kadar başarılısını görüyordum. Fellini'nin "Kadınlar Şehri"nden bir detaydı sanki.

Yanına gittim. Artık çok sıkıldığım bu şehirde, yine çok sıkıldığım bir partiden çıktığımı, yılgın bir şekilde evime dönerken ona rastladığımı, eğer izin verirse geceyi onunla geçirmek istediğimi söyledim. Tabii hiç konuşmayacak, sessiz bir gölge gibi onu takip edecektim. Bu sırada arkadan gelen fon müziğinde bir gariplik oldu, arya söyleyen ağlıyordu. Aryası hıçkırıklara karışan bir ezgi olmuştu ama yine de devam ediyordu, inatla detone olmuş sesiyle söylemeye devam ediyordu. Karanlığın içinde onu takip etmeye başladım. Elbette bana cevap vermediğini, benim yüzsüzce onu takip ettiğimi belirtmeme gerek yok. O, ben ve arya hep beraber şehrin sokaklarında gezdik durduk. Çıkmaz sokaklarda yolumuzu aradık, açık kapılardan içenlere süzüldük, perdesi kapatılmamış pencerelerden baktık, insanların içinden geçtik. Galiba bir şey arıyorduk. İşin garip tarafı girip çıktığımız onca yerde, içinden geçtiğimiz onca kalabalıkla bize garip gözlerle bakan kimse olmadı. O, ben ve arya geceyi anlamsızca tükettik. Şimdi düşünüyorum da O şehrin ünlü delisi, ben O'nun büyüsüne kapılan kurbanlardan biri, Arya da O'nun aşığı olsa gerekti. Sabah olduğunda uykusuzluktan şişmiş gözlerimle kendimi çalıştığım şirketin önünde buldum. Hayat devam ediyordu. O sokaklardan daha sonra da geçtim ama O'na hiç rastlamadım, ne sokaklarda, ne arkadaş muhabbetlerinde, ne bir gazete kupüründe. O'ndan hiç bir iz yoktu. O sabah da her sabah gibi yaşandı ve bitti.

Bu sıra dışı olmaya çalışan kadın hakkında fazla kafa yordum denemez. Ama şimdi kafama takıldı. Acaba O, benim gibi otursa ve bir gününü yazmaya çalışsa,böyle çaresizce çırpınır mıydı? Yoksa O da bana rastladığı geceyi mi anlatırdı?

"Bir gece sıradan hayatına renk katacağına inandığım bir partiye davet edildim. Aslında niye davet edildiğimi bile anlayamadım zira beni çağıran kişi getir götür işlerine baktığım şirketin en popüler, parlak şefiydi. Değil beni bir partiye çağırmak, varlığımın farkında olması bile beni dehşete düşürmüştü. Cevabımı vermeye çalışırken yüzümdeki afallamış ifadeyi anlamış olmalı ki -anlamaması için kör olmalıydı- "merak etme şirketten herkes geliyor" dedi ve evet olduğuna emin olduğu cevabımı beklemeye bile tenezzül etmeden yanımdan ayrıldı. Kalbimin çarpıntısı parti gününe kadar beni terk etmedi. Bu bir kıyafetli partiydi, herkesin son derece uçuk giysilerle, hatta giysi diye tanımlanamayacak acayip görünümlerle partiye geleceğinden emindim. Partiye beş gün vardı ve ben tüm vaktimi, enerjimi ve bir kaç aylık maaşımı feda ederek partiye hazırlandım. Hayatımda ilk defa böyle bir şans yakalamıştım ve bunu mutlaka değerlendirmeliydim. Kapısından içeri girmeye pek alışık olmadığım şehrin büyük kütüphanesinde saatler geçirerek tarihi kostümleri taradım, dergilerden topladığım resimlerle birleştirdim ve kumaş fabrikasında çalışan bir arkadaşımın yardımıyla acayip bir şey oldum. Sıra partiye gitmeye gelmişti. Karanlık bir gecede yalnız başıma yola çıktım ama verdikleri adreste bir gariplik vardı. İki cadde arasında bir sokaktı ama iki cadde arasında böyle bir sokak yoktu. Bu sırada beni takip eden bir ses dikkatimi çekmeye başladı. Korkudan kafamı bile çevirip kim olduğuna bakmıyordum. Bir kadın şarkı söylüyordu ve bu sesi çıkartabilmek için kendisini kastığı belliydi. Bir bu eksikti derken yanıma sessizce yaklaşan birisini gördüm. Paniğimi saklamaya çalışıyordum. Tüm heyecanım ve hevesim yerini öfkeye bırakmadan korkuya mı bırakacaktı? Hayır bu garip insanların beni yolumdan alıkoymasına izin vermeyecektim. Meğerse o da sıkıcı bir partiden çıkmış. Acaba benim gitmeye çalıştığım parti miydi? Hayır olamazdı zira son derece normal giyinmişti, ben ise kıyafetli bir partiye gitmeye çalışıyordum. Cevap vermemi beklemeden peşine takılandan mı yoksa arkada garip sesler çıkarandan mı korkmalıydım bilemiyordum. Sadece o partiye gitmek istiyordum ve hiç bir şeyin buna engel olmasına izin vermeden yoluma devam ettim. Onlar beni takip ettiler, ben ise yitirmemeye çalıştığım ümidime sarılıp kapı kapı, sokak sokak o partiyi aradım durdum. Sabah olduğunda hala ayaktaydım, yürüyordum, nefes alıyordum ve kalbim atıyordu. Başka bir şey hissetmiyordum. Nefesime, kalbime ve adımlarıma konsantre olmuştum. Bir daha o işe gitmeme kararını ne ara aldım hatırlamıyorum. Galiba kendiliğinden girdi beynime. Ve gerçekten de bir daha gitmedim o işe. Kıyafetimi satmak için girdiğim eskici dükkanının sahibi kıyafeti o kadar beğendi ki bana yanında iş teklif etti. Hayatımda hiç kıyafetli partiye gitmedim ama hep o partilere giden insanları giydirerek yaşıyorum!"

Eğer o kadının hikayesi gerçekten böyle ise işte hayatının gününü anlattı. Oysa ben hala kara kara düşünüyorum. Kum saati ileriye doğru akıtıyor zamanı ve biliyorum ki fazla zamanım kalmadı. Tek yapmak istediğim bir günümü yazmaktı ama kader beni başka birinin hayatının gününe götürdü.

Her şey öylesine olağan ve olması gerektiği gibi gelişti ki hayatımda, işte şimdi oturmuş tarihine bakıyorum ve hiç bir şey şaşırtıcı gelmiyor bana.

Belki de en şaşırtıcı şey Arya idi. Arya şanssız bir travestiydi. Tanrı O'nu iri yarı bir erkek görünümünde yaratmıştı ama O bu kaba erkek görüntüsünün altında nazik bir kadın ruhu taşıdığına inanıyordu. Küçükken annesinin temizlik yaptığı şehrin büyük konser salonunda opera dinleyerek büyümüştü. Sahnede opera tüm hızıyla devam ederken o kuliste bulduğu, kadın sanatçılara ait aksesuarlara bürünerek, sopranonun taklidini yapardı. Asla çekici bir kadın görüntüsüne sahip olamadı. Ancak arya söylerken kendisini gerçek bir kadın gibi hissedebildi. Kaderin bir gün ona da güleceğine ve Mösyö Butterfly olacağına inanarak kendisini aryalarıyla avuttu ve bekledi. Ama kader ona bir türlü gülmedi. Tatmin edemediği tüm duyguları onu dünyalar kadar mutsuz yaptı. Sadece geceleri yaşıyor, karanlık sokaklarda, kimselere çirkin görüntüsünü göstermeden, sadece soprano sesiyle insanlara ulaşmaya çalışıyordu. Yine böyle bir gecede garip bir kadına rastladı. Tüm hayatı sokaklarda geçtiği için bu şehrin geceleri tüneyen tüm delilerini biliyordu ama bu kadın onlardan değildi. Aslında cinsiyeti çok da belli değildi ama böylesine çekici bir varlık sadece dişi olabilirdi. İçinde garip bir fırtınanın koptuğunu hissetti. Bu kadını hem kıskanıyor hem de ona tapıyordu, kendi sesini seviyor ama görüntüsünden nefret ediyordu. Kadına kendisini göstermek, onunla sonsuza kadar sokaklarda birlikte, tek biri olarak yaşamak istediğini haykırmak istiyordu. Ama kadın onu duymuyordu sanki. Sesi onu hiç etkilememişti, oysa o kadının görüntüsünden ölesiye etkilenmişti. Derken biri daha takıldı kadının büyüsüne. Artık aryanın hiç bir şansı kalmamıştı. Karanlığın içinden çıkıp kendisini gösterebilen birisiyle, sadece sesini kullanarak mücadele veremezdi. Ama onları bırakmayacaktı. Eğer bırakırsa öleceğine, bırakmazsa kaderin ona mutlaka güleceğine ve bu kadınla sonsuza kadar tek bir vücut olarak yaşayabileceklerine inandırmıştı kendisini. Hüzün ve heyecanla ağlamaya başlamıştı. Hıçkırıklara boğulan sesi tüm bir hayatının dışavurumuydu. Ama o yılmadan aryalarına devam etti. Ta ki sabaha doğru artık sesini kontrol edemediğini hissedene kadar. Artık içinde hiç bir umut kalmamıştı. Belki de tek çare yok olan sesiyle birlikte kendisinin de yok olmasıydı. Onun da kaderi buydu.

Kader. Hayatım boyunca her şeyin benim kontrolümde gelişmesi için uğraştım. Kadere ve tesadüfe yer vermemek için her şeyi yaptım, oysa şimdi oturmuş gün sayarken ve beynimde iki yıldır büyüyüp duran tümörün beynimden fışkırarak beni öldürmesini beklerken kader karşısında çaresiz boyun eğiyorum. Geriye sayım başladı işte. Bugün altıdayım. Sona yaklaştım. Kötü kaderim veya sıkıcı hayatım yüzünden beynimde oluşan yara yüzünden ölüyorum. Ne fark eder ki? Üstelik hala yazabildiğim bir günün hikayesi bile yok. Galiba o gün sıfır noktasında yaşanacak ama maalesef yazacak vaktim olmayacak çünkü ölüler hikaye yazamaz.

"Demek kader aynı zamanda bu hayat için de ümit taşıyor. Ancak unutmayın ki insan hidayetinin sayesinde değil, saçma olanın sayesinde. Öbür türlü sadece akim kullanımıdır, kader değildir. Öyleyse kader Yunanlılar'ın adlandırdığı gibi kutsal deliliktir.**

* Herman Hess "Sidhatha"
** S.Kierkegaard

İlk Önceki rastgele Sonraki En Son  şairPINAR TÜREN
gonder 258 kişi okudu. yorum 0 yorum.  gonder 0 kişi gönderdi. yorum Yorum Ekleyin puanla Puan 
Tüm hakları saklıdır. Copyright 2007 © - C.A.O.
eXTReMe Tracker