Bilginler onlu sayı sistemini kullanıma soktuğundan beri insanlık, eli açık tüccarlar gibi her alanda onu kullanmış. Küçük çocuklar saymayı öğrendiklerinde parmaklarının da yardımıyla önce ona kadar, sonra da onar onar yüze kadar saymayı daha kolay öğrenmişler. Fizikçiler ölçümlerini yapmak için her nedense gerekli uzunlukları, ağırlıkları onar birimlik aralıklardan meydana getirmişler, ve toplumbilimcilerin incelediği dönemler yüzyıllarla kategorilendirilmiş veya onyılları ayrı ayrı değerlendirmeyi nedense daha doğru, belki de daha kolay bulmuşlar. Ve belki, sıralanabilecek bir sürü ayrıntı, bir dayanak noktası bulamadan yok olup gitmiş.
Tarihe bakıp ayrıcalıklı bir üç yıl bulamamak, bulunsa bile onu önemli kılacak sebepleri sıralamak yararsız mı yoksa ön kabul sınırlarını zorlamaktan öteye gitmeyecek bir uğraş mı olurdu bilinmez. Hiç denenmedi, belki denendi de biz duymadık ya da herkes duydu ve yine herkese saçma gelen bir iddia olarak tarihin tozlu koridorlarında kayboldu. Ya da tüm bunları tersyüz edersek yani Yüzyıl, Otuz yıl, vs savaşlarını bir yana koyarsak, Şen Yirmileri ve bunalımlı otuzları da bu tarafa attıktan sonra, örneğin iki dünya savaşı çıkınca karşımıza ki biri dört, bir diğeri altı yıl sürmüştür, yine de o yılları altıyıllar, hatta 39-45 arası olarak görmemekte inat ederiz. Milli Şef dönemi kırklardır, hatta kırk karanlığı. İnönü'nün başa 38'in sonunda geçmesi yüzünden koskoca 1939 yılı 1940'larm kuyruğuna takılmıştır. Ve biçare 39 Senesi ne Milli Şef dönemi içinde yerini bulabilmiş, ne de Ebedi Şefin ölümsüz inkılâplarının gerçekleşmesine sahne olabilmiştir.
Yetmişleri de anarşi ve terör dönemi olarak anımsatan gayri resmi bilincimizin tarihi, 68, 69 yıllarını da her nedense unutuverir. Tabii burada bir ayrıntıyı gözden kaçırmamakta yarar var. 1968, on yıllık değerlendirmelerin dışında kalma şerefine erişmiş nadir senelerimizden biridir. Üstüne üstlük, 1917, ve 23 gibi tek bir sayı olarak hatırlanmayıp, -ler çoğulu ekleniverir sırtına. 68'ler sırf bu özelliğinden dolayı mistik ve mitile bir anlam kazanmıştır. Şöyle ki, Altmış sekizler birbirini takip eden tarihler midir, yoksa şu anda aramızda yaşamayan insanlar mı; ya da bir masanın etrafına toplanıp, fincanı sallayınca, gelmesi zaman alacak nazlı naim bir ruh mu? Hepsinden ötesi, hiçbiri, belki de tüm bunların toplamıdır. Ne dersiniz?
Şimdi şöyle durup da geriye bakınca acaba hangi onyıl yalnız başına kendini tanımlayabilir. Bu, Yeniçağın başlamasına sebep olarak II. Mehmet'in Bizans'ı almasının gösterilmesi gibi yapıştırma bir soru gibi görülebilir. Ama şu da bir gerçek ki arada bir veya sıksık gözümüze çarpan seksenlerdeki depolitizasyon, yetmişlerde bol paça uzun favoriler, soğuk savaş, ve de alınışlardaki cinsel devrim, Wood Stock, Türkiye'de demokratikleşme ötesinde her şey bu kadar matematiksel açıklanabilir mi? Renkli dergilerin gölgesinde, lotarya gülü kanalları çevirirken dünyayı algılayışımız bu kadar basitleşse dahi, arada bir gerçeğin bu olmadığını, hiç olmazsa bundan daha farklı olabileceğini düşünmenin bize getireceği zararlar ne olabilir; çok çok budala derler. Belki de bu ödenmesi gereken bir bedel. O halde, budala olmak ayrıcalıktır, aydın olmaktan da ötede ve onurlu bir ayrıcalık, akşam haberlerine, yükselen değerlere, kategorize edilmiş beyinlere rağmen.