Önce hayalini sevdim. Soğuk kış geceleri kapıma dayanan davetsiz misafir gibi uykularımı bölen o hayali. Saçları uzundu, boyu gibi. Rengi siyaha kaçıyordu, teni gibi. Hazanın bittiğini müjdeleyen gözleri vardı, bahar gibi.
Daha sonra birçok şeyi de onunla beraber sevdiğimi anladım. Islandığım yağmurları, onu beklediğim bankları, kız yurdunun kaldırımlarını, hayatı , kendimi...
Gözlerimde onun gözlerinin parmak izleri dururdu. Ve ben nerede bir esmer görsem hep o hayali hatırlar, şarkım yarım kalır hüzünlenir,ağlardım.
Bir ihtimali bekliyordum... Ümitlerimse sevda yokuşunda. Belki bir sokak ortasında,taş kaldırımlarda;belki bir çay bahçesinde karşılaşma ihtimalini. Bekliyordum, beklenense beklediğimden habersizce.
İşte karşımdaydı. Saçları yine teni gibi esmer ve gözleri yine bahardı. Çok rahattı, sanki kırk yıllık ahbaptık. Ama gözlerinde bir ürkeklik vardı hep. Bana bir handeyle baktı, tanıyor gibiydi. Biliyordum, gözlerimiz aynı dili konuşuyor ve susmak ilk kez bu kadar anlamlı oluyordu. Fincandaki çayından son bir yudum aldı, kalktı, ağır adımlarla kapıya yöneldi. Tam çıkarken arkasına dönüp hüzünle baktı. Sonra bir sis bulutu gibi yavaşça kayboldu.
Ben bir hayali sevmiştim. O hayal sen oldun. Ben seni sevdim, şimdi de sen hayal oldun.
Ve şimdi ben...
Yüreğimin çölünde, gözlerinin feriyle bir hayalin ayak izlerini sürüyorum. Avuçlarımda pusulam olan yüreğin ve dilime dolanan bir şarkıyla belki bir gün diyorum. Belki bir gün...