öylece çocuk gibi uyur kalırdı akşamlarıhiçbir Yunan'lıya benzemeyenkızıl saçlı bir adalının geniş göğsündezeytin ağaçları kadar sık gülüşleri vardıgünbatımlarında korularında dolaşırdı erkek
anlaşılmaz şarkılar söylerdi denize kime seslendiği bilinmezdi esrik zamanlardaneski bakışlı adamın tuzlu tenini severdi en çok ki ekmeğinden sonra gelirdi sofrasındabirbirlerinin gözyaşlarıyla beslendikleri hâlâ bir rivayet
son akşam yeraltı ve yerüstü tanrıları hiç konuşmadılarson sabah çiy düştü tenlerine çok üşümektenki yalnız birbirlerine sarılırlardı korkmadanyeşil eriklerin mevsimi gelmemişti henüzo zamanlar gökyüzünde Ay yoktu üstelik
ve vaki oldu ikindi vakti ayrıldılar; sonraları Meryem nasıl bir acıyla baktıysa son nefesini vermekte olan Nasıra'lı çocuğa o da son kez dönüp, öyle şefkatle baktı giderkenkızıl saçlının elini bıraktığına üzülüp ağladıgökyüzüne ışıl ışıl yıldızlar saçıldı birden