Masa sallanıyordu. Lanet olsaydı da sallanmasaydı. Şu anda masanın sallanmasından daha kötü hiçbir şey olamaz. Başını kaldırıp bir garson aramaya başladı İnan. O kadar kalabalıktı ki restoran, ne boş bir masa, ne de elinde bir şeylerle koşuşturmayan bir garson görebildi.
Kalktı, aralarında az boşluk bulunan masaların arasından geçerek kasada oturan adamın yanına gitti, öyle ya, kasada oturanlar ya patrondurlar, ya da en azından sözleri geçer. Göbeğinden belli.
"Bizim masada bir sorun var. Sallanıyor. Altına bir şeyler koyabilir misiniz?"
"Nerede oturuyorsunuz?"
"Şurada, duvarın yanındaki masada."
Eliyle işaret edince, Selma, "ne oldu?" diye soran bir yüz hareketi yaptı. Gülümseyerek başını salladı İnan, bir şey yok mesajıydı bu. Ah, masa sallanmasaydı da başını sallamasına gerek kalmasaydı...
"Hay Allah" dedi kasadaki, "Biz de bir iki saat önce fark ettik onu... Maalesef masanın ayaklarıyla ilgili değil. Ayaklarla masanın üst bölümün birleştiği yerde gevşeme olmuş. Ondan sallanıyor. Yarın yeni masa getireceğiz. Müşterileri rahatsız etmemek için kaldıramadık. Bugün oraya kimseyi almayacaktık ama size yanlışlıkla verilmiş herhalde. Kusura bakmayın."
İçinden bir küfür salladı ama "tamam" dedi yalnızca.
Masaya döndü yine.
"Gidelim istersen."
"Niye, bir sorun mu var?"
"Baksana, masa sallanıyor."
Kız eliyle masayı yokladı. "Çok sorun değil" dedi. "Bence oturabiliriz."
Kızın gözlerine baktı İnan. "Tamam" dedi sonra, "Ben hemen geliyorum."
Tuvalette cep telefonunu tuşladı aceleyle. "Sen demedin mi, her şeyden bahset ama sakın depremden bahsetme. En büyük sorunu bu diye.."
"Evet?"
"Şansıma tüküreyim ya, oturduğumuz masa kırık çıktı, sallanıyor, iyi mi? Çözüm yok, başka masa da yok. Gidelim diyorum gitmiyor. Ne yapacağım ben?"
"Bilmem ki... Onun için sorun değilse niye kafana takıyorsun?"
Kapattı. Haklı olabilirdi. Ama bu sallantının Selma için sorun olup olmayacağını tam olarak kestiremiyordu şu an...
Masaya dönüp oturdu.
"Ne yiyelim?"
“Bilmem, menü isteyelim mi”?
"Tabii... Bir menü getirir misiniz?"
İnan garsona seslenmek üzere arkaya dönünce masadan bir "taak" sesi geldi.
Siparişler verilirken, İnan kıza sezdirmeden masayı yokladı. İyice sallanmaya başlamış.
"Burada yiyebilir miyiz sence Selma... Baksana masa iyice gidiyor."
"Olsun olsun" dedi kız, İnan'ı rahatlatmak istercesine, "Şöyle düşün, en farklı masa bizimki."
"Peki, sen bilirsin."
Masanın ne kadar sallandığını fark edince kızın yüzüne bir tedirginlik oturdu. İki yanından elleriyle tuttu masayı.
Kızın yüzüne dikkatlice baktı İnan.
"Gerçekten sorun değil" dedi Selma.
"Tamam."
Birkaç dakika sessizlik sallandı masada. Neredeyse kıpırdamadan oturdular. İnan birden, "Ben" dedi, "Böyle bilmezlikten gelerek devam edemeyeceğim daha fazla. Kızsan da soracağım. Ahmet, senin en büyük korkunun deprem olduğunu söyledi. Ve şu an oturduğumuz masa sallanıyor. Bu beni rahatsız etti."
Bu kez Selma yüzünü inceledi İnan'ın.'Tedirgin olmana gerek yok" dedi. "Sadece masa sallanıyor, deprem olmuyor. Depremden bahsedilmesini istemiyorum. Her sallantıyı deprem saymıyorum."
Kızın kendinden emin sözlerine gözleri eşlik etmedi. Bir tedirginlik oturmuştu yüzüne.
"Öyle ya" dedi İnan, "Özür dilerim." İçinden, aklına gelen her türlü küfrü sayıp döktü kendisine...
Kız gülümsedi.
" Önemli değil."
Selma, suyundan bir yudum içti. Masa yine sallandı. Kız masanın üzerindekilere baktı.
İnan, aylardır binlerce kez baktığı, bu geceye kadar ise sadece bir kere, o da yemeğe davet etmek için, - o da Ahmet sayesinde- konuştuğu kızın gözlerindeki korkuyu okudu.
Gülümsedi Selma. Telefonunu tuşladı. "Ahmet, ne biçim kardeşsin sen be? Deprem de deprem... İyiyim ben. Ne güzel yemek yiyeceğiz, yiyemiyoruz senin yüzünden."
Telefonu kapatınca gülümsedi kız. "Eee" dedi, "benim en büyük korkumu öğrendin. Sıra sende... Söyle bakalım, sen neden korkarsın?"
"Beeen... ben."
İnan bir anda, her şeyi berbat etme korkusunun yok olduğunu, çünkü her şeyin zaten berbat olmakta olduğunu, bunun, kendisini yapaylıktan tamamen soyutladığını hissetti. Daha kötüsü olamazdı herhalde...
"Aylardır bugünü bekliyorum ben. Uzun süredir en büyük korkum ilk çıktığımız günün, yani bu gecenin berbat geçmesiydi. Davetimi kabul edeceğini, böyle bir gecenin olacağını da bilmiyordum ya... Diğer tüm korkularım altta kaldı herhalde, hiçbirini hatırlamıyorum.
İnan dirseğini koydu masaya. Kızın önünde duran bardaktaki suyun birazı masaya döküldü.
Güldü çocuk."Ne kadar başarılıyım di mi? Korkumla yüzleşmekte yani. En büyük korkumun ne olduğunu söylerken, onu yaşama geçiren tek kişiyim ben."
Kızın önündeki suları peçeteye yedirdi, masayı sallaya sallaya,...
Yine gülümsedi kız. Daha da tedirgin bir gülümseme...
"Korkunu yenmekte başarısız olduğun söylenemez. Ben çok eğleniyorum."
Garson tabakları masaya bıraktığında az öncekinden de daha yüksek bir ses geldi masadan.
Bakıştılar.
Neredeyse masanın üst bolümü, yalnızca üzerindekilerin ağırlığıyla yerinde duruyordu artık. Aslında yerinde durduğu pek söylenemezdi.
Önündeki yemekten almaya çekiniyordu İnan.
"Charlie Chaplin'in filminde görmüştüm" dedi kız. "Gemideler... O kadar büyük fırtına var ki, gemi bir oraya bir buraya sallanıyor. Uzun masanın sadece bir tarafına yemek tabakları koyuyorlar. Tabaklar bir o tarafa bir bu tarafa gidiyor. Bir kaşık masanın bir tarafındakiler alıyor, sonra bir kaşık diğer tarafındakiler. Biz de mi öyle yapsak?"
Çatalı tam düşerken masayla eli arasına sıkıştırdı kız. Gülümsemesinin ışığı tamamen söndü.
Kızın gözlerindeki sallantıdan, bu kez depremi gerçekten anımsadığını hissetti İnan.
Gülümsemeye devam ederken bakışları donuklaştı Selma'nın, dudakları büzüldü. İnan'a bakmayı bıraktı. Etrafına anlamsız bakışlar attı, hafifçe titredi, masaya uydu bir an için. Başını hafif yukarı kaldırdı. Bir süre öylece kaldı.
Nihayet, gözlerinden iki damla yaş sızdı.
"Kalk gidelim buradan:"
"Kesinlikle olmaz" dedi kız, "burada kalıyoruz."
"Tamam."
Yine sustular. Bir süre kızı izleyen İnan, "Şöyle düşünelim o halde" dedi. "Korkularımızla yüzleştik. Seninki gerçek değil, sadece masa sallanması... Şanslısın yani... Ama benimki gerçek oldu şu an... Berbat bir gece geçiriyorsun."
Güldü kız.
"Berbat mı dedin?"
Adamı arkasına almış korkusuna saldırıyordu şu anda. Gözlerinden yuvarlanan yaşlar masada da titredi.
"İnanmayacaksın ama masayı da seni de çok sevdim ben."
Yine de masayı tuttu İnan.
Sallanan bir masada, bir kadınla bir erkek birbirlerinin korkularına meydan okuyorlardı.
Bir kaşık kız adamın korkusundan, bir kaşık adam kızın korkusundan alıyordu. Korkularını dengede tutacakları birer ayaktılar o anda.
"Beyefendi, şurada bir masa boşaldı, buyurun geçin oraya."
Kasadaki adamdı bu. Masayı tutmayı bırakarak döndü İnan.
"Hayır, vazgeçtik, evde yiyeceğiz" dedi. "Masayı sarar mısınız lütfen?"
Kasadan yanlarına kadar gelmiş göbekli adamın şaşkın bakışları arasında kız öyle bir kahkaha attı ki, masa bütün gece olmadığı kadar sallanmaya başladı, birkaç dakikadır kızın yüzünde can çekişen tüm tedirgin gülümseyişler, bu sallantıda öldü.
Kız elini alnına, dirseğini masaya koydu. O duruşuyla biraz daha güldü.
Hiçbir zaman tamir edilmeyeceğini anlayan masa; son bir kez, olanca gücüyle sallandı.