Ana sayfaya gitmek için tıklayın.
Online flash oyun listesine gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi forumuna gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi e-kitap listesine gitmek için Tıklayın.

  Üye Girişi
Oturum açın 
E-Posta
Şifre
 
 
Üye Olun
Şifremi unuttum
Bu sayfayı online sık kullanılan listenize ekleyin

  Ara - Bul

geri  YAZININ DEVAMI yeniYeni Yazı Gönderin
font1font2font3font4 İlk Önceki rastgele Sonraki En Son   TümüTüm Yazılar  
00000 28-01-2006
SARMALLAR

Gözleri berrak bir ışıltıyla geceyi aydınlatıyordu. Gölgeler duvarda gezindikçe karıncalar etrafımı sarmalıyor, gece ilerledikçe yutkunmalar artıyor, bir ileri bir geri giden saatin göstergeleri durmaksızın hızlanıyor, hızlandıkça yüreği daralıyordu.
Tik tak... Tik takk... Tik takkk
Kilitlenen bakışlardan en ufak bir ayrıntı bile kaçmıyor. Duvar kâğıtları söküldükçe yaşam katlanıyor. İçinde hissettiği üzünç dalgaları yüreğini yoklayıp gün yüzüne çıktığında:
KAPILAR ARDINDA SESLER YÜKSELIYOR.
İPİNİ BIRAKMA! SIMSIKI SARIL!
Ufuk sarardı, gün döndükçe içinde, dönüyordu kendi etrafında. Lal olmuş bir hayatın nakıs umutlarını taşıyordu yüreciğinde.

Uzunca bir koridordan ilerledikten sonra kafes yapılı ahşap odacığına vardı. Etrafında duvardan başka ne vardı ki? Odasında hasıra çömeldi, ellerini göğe dogru tuttu; sadece yanaklarından süzülen birkaç damla yaş yüreğinin eriğini oluşturdu. Dün, öte dün, öte öte dün. Kıpırtısız bir havada, duvara kilitlenen bakışları zamanla resim çizerek odayı soluyordu. Burası onun eviydi. Yuvasıydı. Al al süslemeler içinde algıladı odayı önce. Çini desenler, minyatürler, ebrularla süslenen bir dünyayı gözlüyordu.

Sabah oldu, kâbus doldu havaya. Duvarlar boyandı. Sarı badanalı duvarlardan kaçtıkça geriliyor, içinde taşırdığı mutluluk musikisi yerini devasa bir çıngırak sesine bırakıyordu. Baktıkça duvarlarda sarmallar dolanıyor. Birbirine geçmiş sarmaşık düğümler görüyor.


Rüyasında dev bir aynada gördü kendisini. Aynanın içinde sarmaşıklar. Kendini sarmalayan anlamsız görüntülerden sıyrılmaya gayret ettikçe aynada çizilen kuyuya düştü. Kuyu gövdesini yuttu, elleri havada kaldı.

Duvara baktıkça ürken yüreğini teskin etmesi imkânsızdı. Gözleri tavana asıldı.

Kaç gündür soruyorum kendime, hayatın serkeşliği içinde neredeyim. Çok yakın olduğumu sandığım dünyanın benden ne kadar uzak olduğunu görmek belki hayatı bana ağırlaştırıyor. Daracık bir odada yaşamanın anlamını ben bilirim. Köhneleşmiş bir umut teknesine bakar gibi beklemek... Çoğu zaman okumalarımdan öteye fırlıyorum, yazmak hem tutkuyu hem de gerilimi getiriyor. Yüreğim dar bir kapı aralığında. Ne geçebiliyor ne vazgeçiyor. Fırsat vermiyor zaman. Koynumda esir alarak geceleri yaşıyorum. İçinde bir silik siluet olarak kalmak ne acı! Woolf'u okurken kadın olmanın saygınlığını anlıyorum. Ben bir şairim ve şiirden kaçışım beni hayatın oyuklarına getirdi. Kalbimin dinginsizliği ruhumu kasvete bürüyor. Evin tüm odalarını dolaşıyorum, yine gelip şu köşeye çömeliyorum. Acıyı bile yaşamıyorum. Eğreti bir gelin gibi salınmaktayım evin içinde. Yüreğim soğuyunca mutfağa sıgınıyorum. Kat kat daireler üstünde havanın nemsizliği beni korkutuyor. Bir servi de olmasa! Bana o kadar yakınlaşıyor ki. Neredeyse mutfağın ufacık penceresinden bana eğilecek. Gülümsüyorum onu gördükçe, bak yine bana baktı, yeşiller. Yaprakları rüzgârın salınışında yere düşerken bile bana bakarak gidiyorlar. Tabaklar... Bardaklar... Çatallar... Bir hüznü akıtıyorlar. Pencereden balkona çıkamadım. Mutfakta çay demlerken geçirdiklerim, hırpani duygulanm nefsim ve ben. Gözleri durmadan anyor, duvarlardan kalkanlar yapıyor. Dünya ışığını görmemek için yuvasına dalıyor. Beyaz duvarlar gitükçe grileşiyor gözünde. Önce ufak lekeler beliriyor, sonra yavaştan sararmalar ve kirli lekeler... Salonun en köşesinde ufak bir ayna var. Daha salona girerken gözüne ilişen aynadaki imgesi gün boyunca peşini bırakmıyor. Gülümseyişler çoğalsa da içinde biriken acmm yuvalanmasını engelleyemiyordu. Derhal odasma yollanıyor.

Duvarlar az buçuk gölgeleniyor, kararıyor. Odasında gün ışımıyor sanki. Bahar sabahının esrik kokuları odasına yollanmadan cirit atıyor, bir başına çömelen kız imgesi odanın etrafında dönüyor. Ellerini kavuşturmuş, annesine bakıyor. Annesinin gözlerinde kendisini gördü. Hıçkırık düğümlendi boğazında. Gözleri nemlendi ve tekrar odasına yollandı.

Uzun uzun koridorlar arasından geçti. Odasının kapısı aralıktı sürekli. Hasırlarda gezinen karıncalardan ürküyordu. Kendini geriye çektikçe karıncalar etrafını sarmalıyor, sarmaladıkça içinde birikiyor karıncalar. Duvarların rengi kararmış. Karıncaların yılankavi dolanışlarını duvarda gördü. Onu durmadan içine alan halkalar çoğalıyordu. Soluksuz bezgin bir şekilde korka korka kendini kendine sakladı. Ancak karıncalar ayak uçlarından yukarıya dogru yol almakta ısrar ediyorlardı.

Yağmur damlalarını seyretmekten keyif alıyor. Pencereyi açmış toprağın haki kokusuna doyamıyor. Bir dışarı çıkabilse tozu toprağa katıp yağmurun altında koşsaydı, üşüyen damarlarına güç gelirdi belki. Tatil günlerini hiç sevmezdi. Evde tıkanıp kalmak ona her şeye rağmen bir darlık hissi veriyordu. Sadece annesinin sağlığı onu çok endişelendiriyor. Onun geceler boyu uykusuz kalışı onu onulmaz bir acıya tutsak kılıyor. Durmadan annesini gözlüyor. Kulağı hep yan odada. Her çağırışında kalbinde dinmeyen acı yekiniveriyor. Onulmaz bir hastalığın çaresizliği ve annesinin teslimiyetiyle teskin bulan genç kız, her an bir kaybı yaşayacak diye korkuyordu. Anne kucağı küçükken onun tek sığınağıydı. Onun yanında biterdi devamlı. Son zamanlarda annesinin ısrarları onu kırmıştı. Annesini çok seviyordu, ancak kendi adına korku doluydu içi.

Bir noktaya bakmakla dünyaya bakmak arasında ne gibi fark vardı? Onun bakışlarını çeken o noktada ne saklanmıştı? Öncesinde bir karaltı, sonra devasa bir dünya oluyordu. Noktaya baktıkça nokta genişliyordu. Büyüyor büyüyor, onu kucaklayacak kadar genişliyordu. Gün ışıyınca noktadan eser kalmıyordu. Genç kız o yöne bakmakta ısrar ediyordu. Saatlerce gözlerini ayırmıyor, kıpırtılardan resimler görüyor, bir kedi yanı başında onunla oyun oynuyor. Sürtünüyor ayak uçlarına. İçini okşar gibi kediyi sıvazlıyor.

Kapı içinde kapı, oda içinde oda vardı. Birbirini örten tam üç odanın en ufağında kendini gördü. Bütün ağrılar içinde. Sancılardan Örülen duvarlar göz erimini kısaltıyordu. BİR BAĞIRIŞ kızım acele etsene! Elleri ayakları titredi, kalbi küt küt vurmaya başladı. Gecenin bir vakti. GELİYORUM. Nemli gözlerini ovdu, el yordamıyla salondan geçti ve diz üstü yığıldı sesin geldiği yerde.

Çığlığı çağırdı yüreğini, gelen sese kulak vermesini salık verdi:

İPİNE SIMSIKI SARIL

Nefesini içine alıyor oda. Gözleri duvara iliştiginde yılankavi şekilleri görüyor. Sarmaşıklar, düğümler. Uykusuzluktan zonkluyor kafası. Kafasını önüne eğmiş bekliyor. Köşelerde örümcek ağlarına takılan bakışları perdeleniyor. Ne duvardaki iç içe geçmiş düğümleri görebiliyor ne de yanını yöresini seçebiliyordu. Bütün vücuduna karıncalar yuvalanmıştı. Hasırda biriken simsiyah öbekler onu bir cansız gibi kucaklıyordu.

Kendi varoluşumu yaşayamamanın yegâne sebebi, etrafımda beni durmadan sarmalayan dürtülerdir. Ben sanatçıyım, en azından alınganlıklarımdan vazgeçemiyorum. Duyarlığımın içime acı olarak çöreklenmesini yazarak yenmeliyim. Yazdıklarımın nüvesini görmüyor değilim. Ama içimde hep bir eksiklik var ki onu yeniden yaratarak kurmalıyım. Kasvetten kurtulmak için değil, kaygımın dilini arıyorum aslında. İmkânın dilini arıyorum. Kaygının dilini arıyorum. Dünyamı değil belki de dünyamın kavrayışındaki yetersizliği anlamıyorum. Paramparça dönüşlere kayıt tutmak ne kadar acıdır! Virgüllerin hüznünü yazmayan bilmez. Her virgül, virgül gibi kalbime bir çengel atıyor. Yüreğim titriyor, nefeslerim duraksıyor soluksuz dünyada. Kavrulmak neden bize pek yakıştırılmaz. Ama içimde kavrulan yüreğim hüzün tonunu gizledikçe gözlerim kuytu bir mağaranın içe geçişi gibi gömülüyor. Kanatları kırık kuşların merhamet istemlerini gördükçe, yüreğim kıpırdanıyor. Kaldırım taşlarının şikâyetini duyumsuyorum. Sayfalar yerine taşlara çiziktiriyorum yüreğimin haykırışını. Beni bekliyor orada. Yüreği korkulu bekleyişler. Belki karşılıksız bekleyişler, ama samimi bekleyişler...

Odanın köşelerinde örümcekler aranıyor. Yüzü aydınlıktan sararan genç kız, örümcek ağlarına takıldı. Ve duvarda çömelen büyücek bir örümceğin ağlarına takıldı. Kıpırtısız... durgun... Kaç gecedir çömeldiği yerde uyuyor, hiç kimse ona aldırış etmiyor. Dışarıda gül kokulu baharlar... Kardeşleri sadece bakıp geçiyor. Annesi yan odada onu bekliyor... Genç kız yere takılmışçasına duruyordu. Küçük kardeşi ona yemeği çömeldiği yere getiriyor. Onu çok seviyor. Doktor, kızın kendi doğasını bozduğunu söylüyordu. Odanın köşelerini tercih ediyordu. Ansızın yükselen naralar içini darmadağın ediyordu. Bir haber beklercesine gözleri durmadan seğiriyordu.

Küçük kardeşinin yanına getirdiği kedisi onun dert ortağı olmuştu. Kedi sevdikçe ona sokuluyor, bir türlü yanından ayrılamıyordu.

Gece rüyasında yine dev bir aynada gördü kendisini. Ayna içinde çoğalıyordu. Kendisini binler kadar çok gördü. İnanamadı, bütün aynalar cilalanmış güllerle bezenmişti. Kalbinde güller gördü. Yüzünde neşe belirdi. Bütün kırgınlıklar dinginlik bıraktı ona. Ve ona sağdaki kapıdan içeri gir dendi. DİLEKEVİ yazılı odacığa sığındı. Nimetlerle donanmış odanın her tarafında pırlantalar... Kendisine buradaki nimetlerden istediğini alabilirsin dendi. Öyle sarhoş edici güzellikte bir havayı soluyordu ki sadece bu havanın onu sarmasını diledi.

Ahşap evde yok oluşun sancısı içini yokluyordu. Gözlerine çöken yaşlı bir merakla etrafında dönüyordu. Bitimsiz bir devranla dönüyordu.

İlk Önceki rastgele Sonraki En Son  şairAHMET SAİT AKÇAY
gonder 124 kişi okudu. yorum 0 yorum.  gonder 0 kişi gönderdi. yorum Yorum Ekleyin puanla Puan 
Tüm hakları saklıdır. Copyright 2007 © - C.A.O.
eXTReMe Tracker