Bir ben var “varların” acizi olan. Kullardan kulum küle dönüp meçhule dalan.Çoğu zaman da yalan öylesine bir yalan, arasıra aralanan.
Öyle bir devirde yaşıyorum ki etrafım kızıl tufan.Ne söz söyleyen var ne de sözden anlayan. Ham ruhlar dolaşıyor buralarda hepsinin sinesi hicran. Bir vahşet sürüp gidiyor, yok mazluma acıyan. “Yoklar ülkesinde” koskoca bir yok ve yine yok nezih vicdan, diğergam insan. Güller susuz, gönüller susuz arıyor bir çağlayan. Nazlı gül yasta, dikenler çıkıyor bağırdan. Çünkü “benim”diyor baykuş “bu gülistan.” Dertleşelim, dertleşmek vaktidir ey gül, halin pek yaman. Derdini dedimiz sayalım, lakin nedir derdine derman?
Zamansızın ve mekansızın azameti karşısında bir biz varız, azlardan da az olan. Dalga dalga karanlıklar ve sayyalar içinde bir nefsimiz var, ruhumuz perişan mı perişan. Üst üste giyinmişiz ateşten fistan. Körelmiş, köreldikçe de körelmiş ruh var bizde hakikatten kaçan. Oysa gül kokulu insanlardan olmak gerekmez miydi içten içe güle kucak açan? Yok edildi sır dolu soluklar ve ediliyor an be an. Bir gül katresi ondan geriye kalan, hep horlanan hep hırpalanan. Beyhude arama! Arama hiç, ne bir göz var ağlayan ne de gönüllerde irfan. Gel gör ki “HAK” demeyi ar sayıyor insan. Yürekler yaralı yok bir tek onun adıyla çarpan. Sevgiden mahrum gönüller, yok haberi canın canandan. Kurtlar pusu kurmuş yüreklerimize, işaret bekliyor sırtlanlar. Nefret tohumları saçılıyor her yana biziz en büyük aldanan. Bunca yokluk içinde yazılır “yoklar” üstüne bin destan. Sır denizinde boğulmak isterdik ama bu yoklar içinde boğuluyor insan. Umut ışığımızı, hilalimizi de bağladı katran. Yine de geçmişin hatırına mahsunca gülümsüyor semadan. “Eğer can lazımsa işte can” diyen sultanlar gideli dünya oldu bize zindan. Bir uğursuz kış günü kurudu ulu çınar, öksüz kaldı aziz vatan. Zalimler, yağmacılar bayram ediyor şimdi gömdükleri yaralı arslanın ardından. Oysa, bir büyük soydan geliyoruz ki cihan ona hayran. Ancak fersah fersah uzağız mazideki o ihtişamdan. Gözyaşları ceyhun olmuş akarmış, boyun büküp haber beklermiş bizden Ftih, Yıldırım, Koca Yavuz Selim Han. Şahin bakışlarıyla bizi süzermiş ötelerden Kara Osman. Ve sefilliğimizi gördükçe edermiş hep ah ile efgan. Yürekler dayanmazdı buna, ancak farkımız yok ki taştan.
“Untulanlar gibi unutulmamak için, bir üveyk olup kanatlan ey aslından uzaklaşan.” Bizlere davettir bu yeryüzünde perde perde yankılanan. Kulak verelim kutlu sese dağlar yerinden oynamadan, gök şak şak yarlmadan. Yaradılışın gereği bilinmeli henüz duyulurken ferman. “Dağlarda ahu, deryada mahı” olmalı mevsim olmadan hazan, gülümüz sararıp solmadan.
İnlerken bunca yokluk içinde bir sevdiğimiz var herşeye aşikar ve nigehban. Gün gelip de kurulunca mizan, diller aman dileyecek ondan. O ki devasa karanlıklar içinde en pak olan, rahmeti gazabından çok, büyük sultan..