Evinize hiç hırsız girdi mi sizin ? Ya da yüreğinizin aynasını çaldırdınız mı hiç ? Kadife mücevher sandıklarında sakladığınız, olmazsa olmazlarınız var mıydı sizin de ? Varsa eğer modası geçmiş miydi sizinkilerin de ?
Hiç besmele çekip de ipek bir bohçaya VEFA’yı sarıp sakladınız mı ? Evet, belki bu devirde geçer akçe değil ama; “âsâr-ı antika” derler ya, işte öyle ! Kimbilir, hani günün birinde kıymet kazanır diye... Her ne kadar tâbir-i âmiyane ile “enayi” kabilinden sayılmak hoşuma gitmese de ben seviyor ve saklıyorum yürek sandığımın bir köşesinde; dört duvarlar, ipek bohçalar, cam fanuslar içinde.
Öyle ya ! bakınıyorum bazan etrafıma, insanlar görüyorum; eğer insan denirse ! Öyle ki hep çevrenizdeler ve hep bir şeyler veriyorsunuz kendinizden onlara. Siz verdikçe obur bir iştihanın doyumsuzluğu içinde hep istiyorlar. Gün geliyor, tükendiğinizi hissediyorsunuz . Hiç durmadan kendinizden verdiğinizi , yürek sermayenizin suyunu çektiğini farkediyor; bir yerde “dur” demek istiyorsunuz. Gayri tükenen takatinizin akabinde siz de bazı beklentiler içine giriyorsunuz. Mesela VEFA gibi... İşte o zaman birden bire iştah sahibi kalabalıkların darmadağın olduğunu, etrafınızın bomboş kaldığını görüyorsunuz. “Oysa birileri olmalı” diye düşünüyorsunuz, kendi kendinize. Bakıyorsunuz, yüreklerinin soğukluğunu yüzlerinde görüyorsunuz insanların. Ve üşüyorsunuz... Anlatıyorum, etkili ve yetkili mercilere duyuruyorum. Evet ! İşte bu insanlar, yürek sandığıma girip, ipek bohçamın içinden VEFA "M"ı çaldılar.
Üst limiti olmayan değerlerim vardı bir zamanlar benim de. Cam bir fanus yaptırıp koymuştum içine, hani ne olur ne olmaz diye... Her birine bir isim vermiştim; birine ahlak, diğerine dürüstlük, ötekine cömertlik, berikine adalet...demiştim. Ne pahasına olursa olsun koruyacaktım onları. KAVGA “M” dı bu benim... Yine kalabalıklar toplandı etrafıma; hüküm verdiklerim, cihanşumûlünü vâdedip adaleti; güven duyduklarım, ihanetleriyle dürüstlüğü; canımı, malımı, her şeyimi gözüm kapalı inandıklarım, cömertliği çaldılar. “Yetişin! Bir Allah kulu yok mu ?” diye bağırdım. Cam fanusumu tuzla buz, bütün değerlerimi alt üst ettiler. KAVGA “M”ı çaldılar !
“Çarşıdan aldım bir tane, eve geldim bin tane” bilmecesine SEVDA cevabını bulmuş, tirilyonlarca sevgiyi, bu bir tek kelimenin içine sığdırmıştım. Bir dostun sevgisini, ya da ne bileyim bir sevgilinin, bir çiçeğin, bir umudun sevgisini işte... Hasılı kelam, sevgilerin hepsini ! Dört duvar örmüştüm SEVDA “M”ın etrafına, kem gözler görmesin diye. Çelik kapılar koymuş, kocaman kilitler asmıştım üzerine “kimse alamazdı artık onu benden !” Lakin birgün, bir dost geldi gönül evime. Kocaman hediye paketleri vardı ellerinde. İçlerinden VEFA, içlerinden yitirdiğim DEĞERLER çıktı. Hepsini geri veriyordu bana cömertçe. Hırsızların çaldığı bütün değerlerimi. İnandım, çok ama çok sevdim onu. Yalansız, hesapsız sevdim. Çelik kapıyı kırıp duvarları, hâk ile yeksân ettim. “Dilediğince gezin” dedim “artık benim gönlüm, senin de evin sayılır.” Çok sevindi, yerleşti sere serpe... Sonra birgün, ben de anlamadım ki ! Her nedense, dayanamadı yürek çemberime “sevgin sık boğaz ediyor beni, boğuluyorum ve ben senin yüreğinde ‘seninle sen’ oluyorum.” dedi ve vefayı da, çalınıp da yeniden bulduğuma sevindiğim değerlerimi de, SEVDA’yı da sildi, gitti. Keşke sevmeseydi beni. Keşke hiç gelmeseydi gönül evime. Peki ama neden ? Ben onu beni sevsin diye değil ki ?.. Ben onu sevdiğim için sevmiştim. Çok bir şey de beklemiyordum ondan üstelik. Benim sevgimin hatırını benim sevdiklerim değil; beni sevenler sayacaktı çünkü. Keşke beni sevmeseydi!...
Suç duyurusunda bulunuyorum: “-SEVDA“M” I ÇALDILAR-