Odanın her kösesıne İTHAL DUMAN sinsice yayılmış,bayanların İTHAL KOKULARIYLA da birleşerek artık ortamı nefes alınmaz hale getirmişti İşte ne “in”in ve ne de “cin”in yanaşmaya cesaret edemediği bu odayı; dört yetişkin, üç de çocuk paylaşıyordu.
Beyler, COTTERELLI’NİN SON EMİRLERİNİN borsayı nasıl etkileyeceğini konuşurlarken; hanımlar HÜLYA AVŞAR'IN HADDİNİ BİLDİRDİĞİ son PROFESÖRDE takılmış kalmışlarlardı Aynı zamanda farkında dahi olmadan, her dudak hareketiyle ve hep birlikte odadaki sise katkıda bulunuyorlardı. Gözlerindeki ışıkların insanlara ümit vermesi gereken iki çocuk ise, olması gerekenin aksine dünyadan da ahiretten de el çekmişcesine, büyükleri tarafından özenle seçilip önlerine konulan İTHAL OYYUNCAKLARLA adeta bütünleşmişlerdi. Zaman zaman bu oyuncakların büyülü atmosferi yetişkinleri dahi sarıyor ve meşgul ediyordu. Ne duman umurlarındaydı ne de koku, çocukların... Oyuncakları vardı ya, karınları toktu ya, her şey yerli yerindeydi ve tamamdı. Haa! Az kaldı birini unutuyorduk. Bir de Sezen vardı, bu sisin içinde yaşadığını sanan ölülerin arasında. Onunsa oyuncaklar umrunda değildi. Tıpkı yetişkinlerin konuşmalarının umrunda olmadığı gibi. Çünkü o farklıydı, biricikti , (Sez-en+)di o. Ümit vardı üzüm gözlerinde, hem kendıne hemde başkalarına yetecek kadar...O sisten de kokudan da rahatsızdı. Odanın bir köşesine terkedilmiş, içinde her biri ayrı renkte ama tek bir sanatkârın mührünü taşıyan balıklar olan akvaryumu izliyordu. Diğerleri ise ne onun ne de balıkların güzelliğinin farkındaydılar. Âdeta ülkede (ah şey, pardon yani odada)üç ayrı dünya vardı . OYNA(YAN)LARIN, OYNA(NAN)LARIN ve bir de ( SEZEN)İN DÜNYASI.
Akrep yelkovan ikilisi , bufalo mersedes ilişkisi içerisinde birbirini kovalarken ya da belki de öyle görünüp oynaşırken , bizim çocuklar da oyuncak kavgasına başladılar.
Beriki, ötekine vurdu, öteki ağladı; berikine anne kızdı, beriki de ağlamaya başladı; kızan anneye baba kızdı, tartışmaya başladılar, tartışma erkek- kadın kavgasına dönüştü, böylelikle diğer çift de arbedeye katılmış oldu. Sanki DERİNLERDEN gelen bir ses, odadakilerin kulaklarına fısıldamış ve kavgayı emretmişti. Her biri, bir diğerini susturmak için avazı çıktığınca bağırıyordu.
Sezen ise bütün bunların olabileceğini tahmin edip de engel olmaya gücünün yetmeyişinin ezikliğini hissediyordu.
Aniden SÖNEN IŞIKLAR, tüm seslerı SUSTURMUŞTU. Oynayan çocuklar şimdi korkuyorlardı. Yetişkinler ise herkesin susmasını sağladığı için elektiriğin kesilmesinin iyi olduğunu savunuyorlardı. Bu defa sessizliği Sezen bozdu. Cevap alamayacağını bile bile babasına sordu:
Babacığım, eve taşındığımızdan beri elektiriğin bu kaçıncı kesilişi ... Bazen gidip hemen geri geliyor. Hani göz kırpar gibi... Hem zaten yeterince aydınlatmıyordu da...Bir yerlerde arızası var herhalde. NEDEN YAPMADIN BABA ?..
Baba cevap veremedi. Odadakiler karanlığa uyup susmaya devam ettiler.
Bir süre sonra Sezen:
"Babacığım, balıklar akvaryumun içindeler ya dünyayı akvaryum kadar sanırlar , öyle değil mi?”
BU SEFER BABA ÖFKEYLE :
"Tuhaf bu çocuk yaa! Deli midir nedir? Bir doktora göstersek diyorum...”
Diğer baba :"Benim yakın dostum ORDULU bir doktor var, ona gösterelim...............”