Ana sayfaya gitmek için tıklayın.
Online flash oyun listesine gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi forumuna gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi e-kitap listesine gitmek için Tıklayın.

  Üye Girişi
Oturum açın 
E-Posta
Şifre
 
 
Üye Olun
Şifremi unuttum
Bu sayfayı online sık kullanılan listenize ekleyin

  Ara - Bul

geri  YAZININ DEVAMI yeniYeni Yazı Gönderin
font1font2font3font4 İlk Önceki rastgele Sonraki En Son   TümüTüm Yazılar  
00000 17-04-2008
FOUCAULT SARKACI 37. BÖLÜM

"Otur, Casaubon. İşte bizim metallerin tarihi projemizin planlan". Yalnız kalmıştık ve Belbo çeşitli bölüm başlıkları, indeksler ve öneriler gösteriyordu. Metinleri okumaya, ilüstrasyonları bulmaya çalışıyordum. Ümit verici kaynakların bulunduğunu sandığım birkaç Milano kütüpanesinden bahsettim.

"Yeterli olmayacaklardır" dedi. "Öteki yerleri de görmelisin. Mesela Münih'teki bilim müzesinin nefis bir fotoğraf arşivi var. Paris'te Arts et Matiers Konservatuarı var. Zamanım olsaydı ben gitmek isterdim."

"İlginç mi?"

"Rahatsız edici. Makinenin zaferi. Gotik bir kiliseyi mesken edinmiş..." Tereddütle sustu. Masanın üzerindeki kağıtları tekrar düzenledi. Sonra, söyleyeceklerine çok fazla bir önem atfetmekten korkarak: "Ve, Sarkaç orada" dedi. "Ne sarkacı?"

"Sarkaç. Foucault sarkacı." Ve onu bana tarif etti, aynen iki gün önce, Cumartesi günü onu gördüğüm şekliyle. Belki de Belbo beni o şekilde hazırladığı için öyle gördüm. Fakat o anda çok fazla bir heyecan göstermemiş olmalıyım ki, Belbo, Şistine Chapel'i görüp de 'ee, hepsi bu mu?' diyen bir adammışım gibi bakıyordu bana.

"Belki de atmosferin etkisidir. Yani bir kilisenin içinde olması. Fakat, inan çok güçlü duygular hissedeceksin. Evrende, y u kardaki o sabit nokta haricindeki herşeyin hareket içinde olması düşüncesi... Kaderi olmayanlar için, Tanrı'yı tekrar bulmanın bir yolu. Ve inançsızlıklarıyla ters düşmeden, çünkü o bir hiçlik noktası. Sabah, öğlen, akşam ümitsizlik yiyip, ümitsizlik içen benim kuşağımın insanları için çok rahatsız edici olabilir."

"Benim kuşağım daha çok ümitsizlik yiyip içiyor". "Bununla övünme. Herneyse, yanılıyorsun. Senin için bu sadece bir an. 'Carmagnole' şarkısını söyleyip sonra hep birlikte Vendee'de buluşabilirsiniz. Bizim için tamamen farklıydı. İlkin faşizm vardı ve biz onca çocuk oluşumuza ve tüm olup bitenleri bir macera hikayesi olarak algılamamıza rağmen, halkımızın ölümsüz alınyazısı sabit bir noktaydı, ikinci bir sabit nokta ise Rezistans'dı. Özellikle olayları benim gibi dışarıdan seyredip bir takım edebi metinlere dönüştürenler için... Baharın geri dönüşüydü, bir ekinoks veya bir gündönümü gibi; onları her zaman birbirine karıştırdım... Bazıları için ikinci sabit nokta Tanrı'yclı; bazıları için çalışan sınıflar; ve bir çokları için her i k i s i de. A y d ı n l a r , sağlıklı, güçlü ve dünyayı yeniden yapmaya hazır pırıl pırıl işçilerle beraber olmaktan mutluydular. Ve şimdi, senin de gözlemlediğin gibi, işçiler hâlâ var ama çalışan sınıf yok artık. Belki de o Yugoslavya'da öldürüldü. Sonra senin kuşağın geldi. Senin için olup bitenler doğaldı, muhtemelen bir tatil gibiydi herşey. Fakat benim yaşımdakiler için değil. Bizler için bu bir duraklama, bir pişmanlık, bir tövbe etme dönemiydi. Biz başaramamıştık ve siz geliyordunuz, heyecanınızla, cesaretinizle, özeleştirinizle... Bize ümit getiriyordunıız, yaşı 35-40 olan bizlere ümit ve aşağılama, fakat yine de ümit. Herşeye sıfırdan başlama pahasına da olsa, sizin gibi olmalıydık. Kravat takmayı bıraktık, trençkotlarımızı bir tarafa atıp ikinci elden kaba yün paltolar satın aldık. Bazıları işlerinden ayrıldılar ve yapılanmaya hizmete soyundular..."

Bir sigara yaktı ve çok acı bir şey yapıyormuş gibi bir yüz ifadesi takındı. Kendine devam etmek için bir mazeret olarak bunu abarttı.

"Ve sonra siz herşeyden vazgeçtiniz. Oysa biz, tüm o kutsal pişmanlığımızla Coca Cola için reklam metinleri yazmayı reddettik, çünkü biz anti-faşisttik. Garamond'da çerden çöpten kitaplarla uğraşmaya başladık, en azından kitaplar insanlar içindi. Fakat siz, burjuvaziyi alt etmeyi beceremediniz ve onlara videokasetler, hayaller sattınız, Zen ve motosiklet bakımı gibi şeylerle beyinlerini yıkadınız. Bize Başkan Mao'dan arakladığınız düşüncelerinizi sattınız, belli bir indirimle tabii, ve o parayı yeni yaratıcılık için yapılan kutlamalarda havai fişek almak için harcadınız. Utanmadan. Biz hayatımızı utanarak geçirirken üstelik. Bizi kandırdınız; saflığı temsil etmiyordunuz bu sadece bir ergenlik sivilcesiydi. Kendimizi solucan gibi hissetmemize neden oldunuz çünkü Bolivia milisleri ile karşıkarşıya gelecek cesaret bizde yoktu ve sokakta yürüyen birkaç zavallı piçi arkadan vurdunuz. On yıl önce sizleri hapisten kurtarmak için yalan söylüyorduk; siz arkadaşlarınızı hapse yollamak için yalan söylüyordunuz. İşte bu makinayı bu yüzden seviyorum; bu makina aptal, inanmıyor, beni inandırmıyor, yalnızca ne söylersem onu yapıyor. Ben aptal, makina aptal. Dürüst bir ilişki."

"Fakat ben..."

"Sen masumsun, Casaubon. Sen taş atmak yerine kaçtın, okulunu bitirdin ve kimseyi de vurmadın. Gerçi birkaç yıl önce senin de beni kazıkladığını sanmıştım. Kişisel bir şey değil, sadece bir kuşak çatışması. Sonra, geçen sene Sarkacı gördüm ve herşeyi anladım."

"Herşeyi mi?"

"Nerdeyse herşeyi. Görüyorsun ya Casaubon Sarkaç bile bir yalancı peygamber olabiliyor. Ona baktığında kozmozdaki tek sabit nokta o l d u ğ u n u görüyorsun, fakat onu Konservatuarın tavanından söküp bir geneleve astığında aynı şekilde çalışmaya devam edecek. Ve başka sarkaçlar da var: New York'da BM binasında var örneğin, San Fransisco'daki bilim müzesinde var ve Allah bilir daha kaç tane var. Foucault Sarkacı'nı nereye koyarsan altında yeryüzünün döndüğü hareketsiz bir noktadan salınıyor. Evrendeki her nokta sabit: Tüm yaptığın Sarkaç'ı o noktaya raptetmek"

"Tanrı her yerde o halde?"

"Bir bakıma, evet. İşte Sarkaç'ın beni neden rahatsız ettiği. Sonsuzu vaadediyor fakat sonsuzun yerini saptamak yine bana kalıyor. O yüzden S arkaç'a tapınmak yeterli değil; hâlâ bir karar vermek zorundasın, onun için en iyi noktayı bulmak zorundasın. Ve hâlâ... "Ve hâlâ..."

"Ve hâlâ... Beni hiç ciddiye almıyorsun değil mi Casauban? Yo, içim rahat; biz şeyleri ciddiye alan tiplerden değiliz... Güzel, dediğim gibi, ömür boyu Sarkaç'ı bir çok yere asmaya uğraşsan da bir işe yaramayacağını düşünüyorsun, fakat orada. Konservatuar'da çalışıyor. Evrende özel yerler olduğunu mu düşünüyorsun? Bu odanın tavanı mesela? Hayır, buna kimse inanmaz. Atmosfere ihtiyacın var. Bilmiyorum belki hep doğru yerin peşindeyiz, belki de o ulaşabileceğimiz bir yerde fakat farkına varamıyoruz. Belki de onu farketmek için ona inanmalıyız. Neyse, gidip Signor Garamond'u görelim."

"Sarkaç?"

"Ah, budalalık! Şimdi ciddi olmalıyız. Eğer paranı almak istiyorsan patron seni görmeli, sana dokunmah, seni koklamalı ve sen yapacağını söylemelisin. Hadi gel, patronun sana dokunsun; patronunun teması sıraca illetini bile iyileştirir.

İlk Önceki rastgele Sonraki En Son  şairUMBERTO ECO
gonder 53 kişi okudu. yorum 0 yorum.  gonder 0 kişi gönderdi. yorum Yorum Ekleyin puanla Puan 
Tüm hakları saklıdır. Copyright 2007 © - C.A.O.
eXTReMe Tracker