Bir araya gelindikten sonra, ayrılıklar çabuk unutuluyor. Hiç yaşanmamışçasına araya giren zaman, önemini yitiriyor. Tabii ki gelen bir daha geri dönmeyecekse.. Uzun sayılan zaman, aslında, başlangıçta uzundur; bittiğinde değil. Yaşarken aktif rol oynadığınızı bile fark etmeden, karşı tarafta bunların aynısını yaşıyor avuntusuyla. Kendi yalnızlığınızı kabullenirsiniz. İnsanların ayrılıkları böyledir işte. Bir özlem duygusudur başlar, gün içinde sizinle yaşar. Akşam yatağa bile birlikte girersiniz. Sabah uyandığınızda o sizden önce ayaktadır. Artık yaşanası değildir, harcamaya başlarsınız. 2 hafta kaldı, 3 gün sonra oradayım, görüşmemize 7 saat kaldı.
Zaman kavramını henüz anlayamamış, kavrayamamış, öğrenmemiş çocuklar sorarlar: "daha kaç gece uyuyacağım?" Bilinmeyen zamanı ne kadar güzel bir ifade ediş tarzı. Birbirine özlem duyanlar için de bu böyledir. Gün; yaşanması gereken bir yük gibi önünüzde durur. Oyalanacak bir şeyleriniz varsa, hızla geçip giden gününüze sevinirsiniz. Bir günü daha eksiltmişsinizdir zamandan.
Sonra o yola çıkışlar, o gidişler ve finaldeki buluşmalar... Güzeldir bunlar ve de çok özeldir. Birden iki taraf, öteki yok iken değişen şeyleri anlatıyor olsa da, arada duran ortak duygu, aslında hiçbir şeyin değişmediğidir. Birliktelik oluştuktan sonra neleri ve niye özlediğinizi daha iyi fark etmeye başlarsınız. Ne güzel gülüyordur, isminizi ne hoş söylüyordur, bakışlarındaki mutluluk yüzüne yansıyordur gibi binlerce atom parçacığı..
Bu duygusal ilişkinin özlemleri!. "insan hayvanını da özler, evini de, şehrini de" diyenlere derim ki, insanın insana özlemi başka bambaşka. Karşılaştığınız anda, neler söylenileceği unutulur. Söylenilenlerin de bir önemi yoktur aslında. Bir dokunuş, bir bakış daha çok şeyi ifade etmeye başlar. Bu yoğunluktan kurtulamamanın çaresizliğini anlarsınız. Ertesi güne gözünüzü açtığınızda, bir an nerede olduğunuzu unutsanız da, kavuştuğunuz yerde olduğunuzu kalbiniz size hatırlatır. Biraz yatakta kalır, olanları düşünürsünüz. Gülümsersiniz . Ve ayağa kalktığınızda, bir ayrılıktaki mutluluğu sonlarsınız. Günler tekrar tüketilmeye başlanır.
Bu mutlu sonların hikayesiydi...
Mutsuz sonlu ayrılıkların başı da tuhaftır. Sanki araya giren ya da zorla sokulan zaman, bir düşünme müddetidir. Bırakıp giderken bir şeyleri, değişeceğini bilirsiniz. Olaylar gebedir ve doğum için gidişinizi bekliyordur. O da, siz de düşüneceksinizdir. Neyi düşündüğünüzün pusulasını bir türlü tutturamadan, düşünürsünüz. Bir taraf olumlu davranacak olsa, öteki taraf zaten bütün vazgeçişleri yaşıyordur.
Ben de mutlu sonlu bir ayrılıktan yeni döndüm... Kendimi bir yerlere bırakmıştım almaya gittim. Geldim. Sabah oldu uyandım. Bu süreçte yazmaktan da ayrılmışım Yazmadığım yazılarla da yaşadığım ayrılık, beni nereye götürecek bilemiyorum. Kendime "Merhaba" diyorum. Umarım yazılarım da bana "Hoş bulduk" diyordur...