Ana sayfaya gitmek için tıklayın.
Online flash oyun listesine gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi forumuna gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi e-kitap listesine gitmek için Tıklayın.

  Üye Girişi
Oturum açın 
E-Posta
Şifre
 
 
Üye Olun
Şifremi unuttum
Bu sayfayı online sık kullanılan listenize ekleyin

  Ara - Bul

geri  YAZININ DEVAMI yeniYeni Yazı Gönderin
font1font2font3font4 İlk Önceki rastgele Sonraki En Son   TümüTüm Yazılar  
00000 05-11-2005
ÜST KATTAKİ KOMŞU

Çat kapı geldi. Elinde bir tabak kurabiye... "Ben üst kata taşınan yeni komşunuzum" diyerek uzattı. Şaşkınlıkla, bir elime tutuşturulan tabağa, bir de ona bakakaldım. O ise gülümseyip "Girebilir miyim?" dedi. Kendime gelip "Tabii, buyurun..." diye kekeledim ve kenara çekilip yol verdim. Doğrusunu isterseniz bu davetsiz konuktan çok rahatsız olmuştum. Böyle habersiz çat kapı gelinir mi? Öyle ya ev hali... Sabah sabah... Tanımam etmem. Hem ne malum komşumuz olduğu? Hırsız mı, uğursuz mu? Burası kırk dairelik bir apartman. Kim kime dum duma... Aynı katta oturanları bile tanımıyoruz. Değil ki üst katları... Hem canım bu zamanda komşuluk mu kaldı? Her apartman koca bir köy... Hangi birini tanıyacaksın? Nerede o eski mahalleler? Ah! Eski komşuluklar nerede?

Sabahları kocamız işe gider gitmez ayıklanıp soyulacak sebzemizi yanımıza alıp doğru komşuya geçerdik. Bir yandan sohbet edip kahvelerimizi içerken bir yandan da ya fasulye ayıklar ya da yaprak sarması yapardık. Hele akşamları izmir'in ağdalı sıcakları imbatla dağıldığında, gökyüzü kararıp yıldızlar tek tük ışımaya başladığında kapı önlerine birer iskemle ya da kilim atar, elimizde dantellerimiz, karşıdan karşıya çene çalar, meyhanede iki tek atıp eve dönecek kocalarımızı beklerdik. O zamanlar nerede böyle apartmanlar? Evler genellikle tek ya da iki katlıydı. Geceleri de körfezden esen serin rüzgârda, komşulardan birinin kapısında toplanıp çekirdek çitler, içine buz kırılıp atılarak soğutulmuş limonata ya da karadut şerbeti içerdik. Evlerin arasından, mehtapla parıldayan körfezin karanlık suları, balıkçı sandallarının pır pır eden soluk sarı ışıkları görünürdü. Ah, Ah! Ne günlerdi onlar.

Ah, nerelere gittim. Sahi ne anlatıyordum? Kafa kalmadı ki... Hah! Evet, üst kattaki komşu. .. Buyurun dememle gidip salondaki koltuklardan birine oturuverdi. Ben de çaresiz karşısındaki koltuğa iliştim. Ne konuşacağımı bilemediğimden onu incelemeye başladım.

Hoş bir kadındı, iri yarı, boylu poslu... Ellili yaşlarda olmalı. Bakımlı.. .Daha bu saatte kaşını gözünü boyamış, saçlarını yaptırmış. Tırnaklar, dudaklar alev kırmızısı... Pek de şık. Üzerinde iyi mağazalardan alındığı belli olan bir bluz ve etek var. Kulağında halka küpeler... Ayaklarında ise şık ayakkabılar...

Bak densize... Öylece girivermiş içeri, insan kapıda çıkarıverir ayakkabılarını... Misafir terliğimiz bulunur elbette. Veriveririz ayağına.

Ayaklarına baktığımı görünce utanıp gülümsedi.

"Ev içinde giyiyorum bunları. Asansörle iniverdim aşağı.. .Onun için çıkartmadım" dedi.

Utanma sırası bana gelmişti.

"Ziyanı yok," diye kekeledim. Konuyu değiştirmek için hemen atıldım. "Nasılsınız?"

"iyiyim, teşekkür ederim. Siz nasılsınız?"

Aslında bu anlamsız hatır sormaları hiç sevmem; ama böyle sıkıntılı zamanlarda can kurtaran simidi gibidirler doğrusu.

"Ben iki kat yukarıda oturuyorum. Körfeze bakan dairede..." dedi. "Sizi asansörde, apartman girişinde filan hep görüyorum. Gelip tanışayım dedim. Öyle ya ne olsa aynı yaşlarda sayılırız. Bu apartmanda daha çok gençler oturuyor. Yeni evli, ya da küçük çocuklu aileler..."

"Sizin çocuklar?... "

"Ben evlenmedim hiç..."

Tam bu sırada bizimki salonun kapısında belirdi. Üzerinde pijama ve eski bir atlet... Elinde de gazetesi...

"Kim geldi?"

"Üst kattaki komşumuz.

Koltukta oturan şık hanımı görünce utandı tabii. Buruşuk bir gülümseyişle, hafifçe eğilerek "Hoş geldiniz," dedi ve içeri kaçtı.

Ben ayağa fırlayıp "Size bir kahve yapayım" dedim.

"Zahmet olmasın?"

"Yok canım olur mu hiç? Birer sabah kahvesi içeriz. Nasıl içersiniz?"

"Orta olsun lütfen."

Mutfağa gidip kahveyi cezveye koydum, şekerini, suyunu ekleyip ateşe sürdüm. Bir yandan karıştırırken bir yandan da düşünüyorum. "Neden geldi bu kadın bize? Öyle ya bunca komşu varken? Bizi iki ihtiyar buldu da soymaya mı geldi acaba? Neler duyuyoruz, neler oluyor. Eh!... iri yarı kadın... Bizimki de, ben de ufak tefeğiz. Valla ikimizi de haklar..." Düşünçelerimin saçma kuruntular olduğunu fark edip kafamdan uzaklaştırmaya çalıştım. "Yok canım daha neler. Hem aramızda o kadar yaş farkı yok ki... Biz gerçi yetmişe yaklaştık; ama yine de yakın kuşaklardanız. Belli ki kadın ahbaplık edecek birilerini arıyor. Demek ki bizi uygun görmüş kendine..."

Kahveyi pişirip de salona girdiğimde bir de ne göreyim. Bizimki giyinip kuşanmış, hatta tıraş olup kokular sürünmüş, komşu hanımla muhabbet ediyor. Erkek milleti değil mi biraz süslü birini görmesin... Kendime yaptığım kahveyi de almasın mı? Neyse sesimi çıkartmayıp gittim, bir de kendime kahve pişirdim. Yeniden salona geldiğimde kadının sigarasını yakıyordu bizimki. Ne anlattıysa kadın kahkaha atıp duruyordu.

"Ay! İlahi pek hoşsunuz doğrusu..." diye kırıtıyordu.

Bizimki, dinleyen birini buldu ya anlattıkça anlatıyor, arada da kadına iltifatlar yağdırıyordu. Yok efendini iyi ki bizim, apartmana taşınmış, iyi ki bizimle tanışmaya gelmiş, böyle değerli, zarif ve güzel insanlarla ahbaplık etmeye bayılırmış... Bizimki konuştukça kadın da kırıtıp duruyor.

Ah! Ah! Bu yaşa geldi uslanmadı. Hâlâ gözü çöplükte. Gençliğinde ne çok çektim çapkınlığından. Kaç tane sevgilisi oldu. Kaç gece gidip sevgilisinin koynundan alıp getirdim eve. Hele bir metresi vardı ki, zor vazgeçirdim ondan. Tutturdu seni boşayıp onu alacağını diye. Kadın Güzelyalı'da terzi... Hem zengin hem de gösterişli bir kadın. Ne buldu bizimkinde bilmem ki... Gençken de böyle ufak tefek, zayıf, kaytan bıyıklının tekiydi; ama ağzı iyi laf yapar. Kim bilir ne diller döktü kadına da gönlünü çaldı.

Bir gün dayandım kadının kapısına. Hiç unutmam ılık bir bahar sabahıydı. Mandalina çiçeklerinin kokusu tütüyordu evler arasında. Bizimki işe gider gitmez soluğu kadının evinde almıştım. Ev dediysem aslında aşı boyalı ahşap bir köşk. Hurma, manolya ve karabiber ağaçları arasına gömülmüş. Gül ağacı işlemeli kapının üzerinde aslan başlı pirinç tokmaklar. Elim titreyerek çaldım kapıyı. Açtığında üzerinde mavi, ipek bir sabahlık vardı. Uykudan yeni uyandığı belliydi. Yüzünde ne allık ne sürme.,. Doğrusu ay parçası gibi güzel bir kadındı. Beni tanımadı tabii... Nereden tanısın? Âşığının karısı olduğumu ne bilsin? Kendimi tanıtınca şaşırdı, biraz da ürktü, içeri buyur etti.

Ben hayatımda böyle güzel bir ev görmedim. Denize bakan salona aldı beni. Kadife koltuklara oturttu. Kendisi de geçip karşıma oturdu. Öyle güzel ki gözlerimi alamıyorum kadından. O sırada karşımda duran konsolun aynasında kendimi gördüm. Başında başörtü, sırtında eski bir manto, üç çocuğun yıprattığı, bozduğu hantal bir beden, sapsarı bir yüz. Doğrusu beni bırakıp bu kadına gittiği için kocama hak vermemek elde değil. Zaten iyice dolmuşum. Daha ağzımı açar açmaz ağlamaya başladım. Kolay mı, üç çocuk var başımda. Bizi bırakır giderse ne yaparız? Benim diplomam yok, mesleğim yok? Nasıl geçiniriz? Ne yer ne içeriz? Bir bir anlattım halimizi... Bana acımıyorsa çocuklarıma acımasını söyledim. Hem ben bizimkini iyi tanırım. Gelgeç gönüllüdür. Çabuk bıkar.

Doğrusu efendi kadınmış. Beni dinledi, dinledi; sonra:

"Merak etmeyin, kocanız evine dönecek." dedi.

Gerçekten de bizimki kös kös geldi eve.

Görüyor musunuz yine nerelere daldım. Ne diyordum? Ha! Üst kattaki komşu benden yüz bulamayınca biraz oturup gitti. Belli ki kadının derdi başka. Yalnızlıktan sıkılmış, kocamı gözüne kestirmiş.

Sonra ne mi oldu? Hiç. Ne aradım ne sordum kadını. Bir iki kez yine geldi; ama açmadım kapıyı. E... Bunca yıldan sonra kocamı başkasına kaptırır mıyım hiç?

İlk Önceki rastgele Sonraki En Son  şairGÜLSEREN ENGİN
gonder 152 kişi okudu. yorum 0 yorum.  gonder 0 kişi gönderdi. yorum Yorum Ekleyin puanla Puan 
Tüm hakları saklıdır. Copyright 2007 © - C.A.O.
eXTReMe Tracker