Uykusuzluk gibi oyun oynamayı seveni görmedim.
Gürültüyle bir tren geçer insanın
kırk yıllık uçurumlarının kenarından,
boynumuzu raylara uzatır bakarız
uzaklaşmakta olan gençliğimize,
bazı oyunlar değişik zamanlarda
farklı oynanabilir. Şans oyunlarının
yüz güldürdüğü de olmuştur.
Hayır ben Fernando değilim,
hiç Fernando olmadım hayatımda,
Fernando geceden kalkan sesleri sayar,
gözden geçirir karanlığın pencerelerini,
duvarlar hakkında hepimizden çok bilgisi vardır,
boş zamanlarında uykusuzluk rengine boyar
gözkapaklarını
gecenin türlü böceklerinin.
Burda zaman yok
yeni bir yüzyılı hiçbir şekilde
göremeyeceğiz.
İşe gidiyoruz diyelim,
çalışmıyor gökteki saat, bu
demektir ki hiçbir kuyrukluyıldız
uğramayacak güvensiz boşluğumuza.
Aynaya bakıyoruz, aynada yalnızca
sessiz bir orman fotoğrafı.
Ben sayı saymasını bile bilmem
eskiden beri beşleri hep unuturum,
sonra da bu uykusuzluk başladı,
yine de hayata bağlar beni
üşenmek nedir bilmeden
ağaçların yeşilinden geçmek.
Aşk gibi ayrılık gibi
eğlenceli yaşanmalı hayat, oysa
uykusuzluk başlayınca ölüler de geldi,
ölüler anlatılmaz derecede utangaç
ve bir zaman önce
yaşıyor olduklarını hiç bilmediklerinden
yaşamaktan da korkmuyorlar.
Her zaman her şeye hazırlıklı olmak mümkün mü,
ayarsız bir adam olur çıkar insan bazan,
uzun bir çizgi şeklinde
gelir oturur ateşin yanına,
sudan korkar,
sudan korkulacak ne vardır, o
yine de korkar, olabilir, çok görülmemelidir,
herkesin hayatında bu kadarcık
silinti kazıntı bulunabilir.
Fernando sabaha kadar gitti
gelecek. Burdakilerin hepsi
ansiklopedi karıştırıyor sıkıldıkça
ve bekliyor,
biliyorlar Fernando
aşk için
gerekli araç gereçleri topluyor. Gelecek
belli olmaz
belki de yepyeni haberlerle döner sevinçten,
yoksa uykusuzluktan kırılacağız burda
oturup kara kara
birbirimizin gözlerine bakıyoruz,
böyle giderse sonumuz elbette körlük.
Uykusuzluk gibi oyun oynamayı seveni görmedim,
birimizi bir yerlerde unutmuş gibi olduk.