can alıcı kuşlar gibiydi bulutlar memleketimdeki yağmurlara benzemeyen gök gürültüsüyle başladı sağanak ıslanan kaldırımlarında yürüdüm memleketimdeki topraklara benzemeyen toprağın kokusunu çektim içime
ölüm haberi taşıyan araçlar kadar hızlı ve bir dul kadın yalnızlığında güneş açtı sonra
her sabah vaktinde cennet kapısını aralar gibi dağları geride bırakan güneş uçsuz bucaksız mavilik içindeki gökyüzü ve aldığından çok daha fazlasını vermek telaşındaki toprak gebe kadınlar gibi yüklü başaklar umudun ve umutsuzluğun aynı anda boy verdiği filizlerle gökyüzü ve toprak arasında açılmayan kapılara benzer memleketim
yangın yerlerinin kokusunu taşıyan sokakları bırakıp arkamda koşan adımların arasına karıştım anılar kadar geride kalır memleketim
bir ürkek kedi yavrusu gibi üşüyen ve titreyen yüreğim yağan yağmurlarda ıslanmaz yaşadığım ve tadını unuttuğum duygularımla uzak bir düş olur memleketim