Ana sayfaya gitmek için tıklayın.
Online flash oyun listesine gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi forumuna gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi e-kitap listesine gitmek için Tıklayın.

  Üye Girişi
Oturum açın 
E-Posta
Şifre
 
 
Üye Olun
Şifremi unuttum
Bu sayfayı online sık kullanılan listenize ekleyin

  Ara - Bul

geri  YAZININ DEVAMI yeniYeni Yazı Gönderin
font1font2font3font4 İlk Önceki rastgele Sonraki En Son   TümüTüm Yazılar  
00000 08-04-2005
VAKİT AKŞAM

Bir tarafından kıyıya tutunmuş mavi pencereleri açık, havadar salın üzerine atılmış beş altı masanın birinde tek başına oturup demleniyor Ahmet. Tehditkâr bakıyor etrafa. Daha çok masada dağınık duran iki çeşit salatayla yarısı tükenmiş otuz beşlik rakıya. Bazı içine döndürüyor yüzünü, yine tehditkâr hepsi tükenmiş otuz beş yaşına. Sigara içiyor bolca. Arada garson uğruyor, garson bir şey duymadan boşalan tabağı dolduruyor. Bol sarımsaklı, nar ekşili salata Ahmet’in rakısına yakışıyor. Olmalı ki Ahmet başkaca bir şey istemiyor. Rengini atmış pantolonuna düşen sigara külünü itiyor eliyle yere. Bakıyor küle. Üflüyor dumanı üstüne, pantolon şimdi külsüz. Bir daha silkiyor, orta parmağıyla baş parmağını birleştiriyor, atıyor, bir daha. Suya bakarak olurken rakı yudumluyor Ahmet. Yalnız, mavi pencereli sal yavaştan sallanıyor. Ahmet yavaştan demleniyor...

Balıkları buzluğa yerleştiren adam buzluğun kapağını kapatıp ufak tüpün başına geliyor, öğleden kalma sıcaklık kavuruyor her yanı. “Bir serinlik çökse de rahatlasak.” Dülger Mehmet, ellerini salın küçücük mutfağının duvarındaki çiviye asılmış havluya silip, çaydanlığa kaçak çaydan atıp, su ekliyor. Kapatıyor kapağı; çay demleniyor...

Elini cebine atıp çakısını yokluyor Ahmet. Çekip yüzüne götürüyor elini. Esmer suratını boydan boya avuçlayıp bir yudum daha alıyor rakısından. Suyu kontrol edip salata yiyor tabaktan. “Dülger, bugün vuracağım orospuyu,” diye haber veriyor. Dülger çayın başından kalkıp geliyor masaya. Demek geldi vakti, diyor. “Geldi ya! Aslında yıllar önce vuracaktım ben o orospuyu.” İri bir yudum daha alıyor rakısından. Dülger sessiz bekliyor. “Gidip kapısına çağıracağım dışarı. Ya da ben eve gireyim. Bakarsın çıkmaz kahpe. Çıkmaz çıkmaz, korkar o. Dayanırım kapısına. Kırarım açmazsa kapıyı.” Siniri her yanından belli Ahmet’in. “Buz ver lan!” Eliyle koca kalıptan söktüğü buz parçalarını bir kaseye koyup getiriyor garson. Yirmili yaşlarda, hayatı altı metrelik saldan ibaret garson ses etmeden geri dönüyor girişteki yerine. Paçalarını çekip suya indiriyor ayaklarını. Batmaya yakın güneşe bakıyor, “orospu çocuğu” diyor kendinden başka kimsenin duymayacağı bir sesle. “şunu iyi bir benzetmeli, hele biraz daha içsin de.”

Arnavut kaldırımından bir adam telaşsız yürüyor. İki ekmek var gazeteye sarılmış kolunun altında. Biraz kamburca, iki parmağının arasında ucuzdan sigara, tırmanıyor yokuşu. Süleyman. Kırklı yaşlarında. Soluğu kesilir gibi oluyor, durup bakıyor yokuşun başına; “...tiğimin yolu” diyor. Ağır ağır tırmanmaya başlıyor. Her bir adımda daha da öfkelenerek, kamburunu göstererek, duman üfleyerek...

Yokuşun başında üç katlı eski evin iki odalı birinci katında iki kadın kahve içiyor. Somyanın iki yanına dizlerini çekerek oturmuş iki kadın otuzlarında. Çiçekli entari ikisinin de yaşamında bir yara. Çiçekli entariler giymeye mahkum oldukları bu sokakta anca kahve içip, müjde içerikli fallar anlatıyorlar birbirlerine. Kadınlardan biri son yudumunu aldığı kahve fincanını tersine çevirip kapatıyor. “Saniye kız, bakarsın değil mi?” Saniye, adına yakışır bir hızla eteğini çekip bir sigara yakıyor. O ki bakacak. Daha önce beş yüz kere falına baktığı kıza gene iyiden şeyler uyduracak. Haberin var, bir telefon görüşmesi yapacaksın, iki de yol var, sıkıntıları atmışsın, için ferahlayacak...” İçi daralıyor Saniye’nin. Derin derin nefesler alırken sigarasından içi daralıyor. İç çekiyor bol bol...

Çöken akşam, batan güneş salın mavi pencerelerini göstermiyor artık. Vakit akşam. İkinci otuz beşliğine başlamış Ahmet. Salda daha kalabalıklar artık. Masalarda ikişer üçer adamlar oturuyor, yiyor, içiyor. “Dülger! Çok sevdiydim lan, bilirsin sen, deli gibi severdim, iş dönüşü her gün pencerelerine durur bakardım. Çıksın diye, bir göreyim diye az mı bekledim be Dülger. Şahitsin sen de.” Dülger suskun, acele etmeden dinliyor. Yıllardan beri her gece dinlediği hikâyeyi bir kez daha dinliyor Dülger. Hiçbir şeyine şahit olmadığı hikâyeyi artık iyiden iyiye biliyor. Kafasında canlandırıyor, düşlüyor, Ahmet’in geçmişine şahit oluyor. Dülger demlenen çaydan dört bardak içmiş, akşam çökünce rakı koymuş kendine. Dülger kendi geçmişini unutmuş. Adını bile unutmuş. Dülger aşağı, Dülger yukarı. Çıraklığından kalma bu lakabı kabullenmiş iyice. Adın neydi be Dülger? Sokak aşağı ilk yürümelerini anlatıyor şimdi Ahmet. Kafasında, çiçekli entarili yüzü olmayan bir kızla, Ahmet oluşuyor Dülger’in. Temizlendiydim, diyor. Yeni bir pantolon çekmişim, ütülü gömlek ağabey, böyle jilet gibi. Anama üst üste dört kere ütületmişim. Oğlana elli lira verip pırıl pırıl da boyatmışım ayakkabıları. Kız gönderdiğim habere olur demiş, çay bahçesine gideceğiz beraber. Tıraşımı da olmuşum ağabey. Kız göründü köşeden, yaklaştı yanıma, elini uzattı. Aceleyle sıktım tabi. Sıkıp bıraktım hemen. Ah eşşek kafam ah! Dülger ara ara rakısını yudumlayarak, gözleri lacivert suda, dinliyor. Olacakları harfi harfine biliyor. Çay bahçesine gidecekler oradan, konuşacaklar havadan, sudan. Sonunda bizimki isteyeceğim seni, beğendim, sevdim mevdim diyecek, bırakacak kızı evine. Ağır ağır ilk kez anlatır gibi anlatıyor Ahmet. Sinirlenecek birazdan. Kızacak, küfür edecek, Dülger şahit tutulduğu hikâyeyi dinleyecek

Garson Hüseyin yeni gelenlere yer gösteriyor. Salata yapıyor, rakı koyuyor. Açtığı biradan ufak ufak içiyor. Balık artıklarından sudaki salı karada bekleyen köpeği doyuruyor. Şehri seviyor. Seviyor sevmesine de bazı müşterilere uyuz oluyor. Lan diye çağırınca, nasihat vermeye kalktıklarında, sinirleri oynuyor Hüseyin’in. Hele şu Ahmet! Her gün dır dır aynı boku anlatıyor da patrona, gık demiyor adam. Dinliyor, dinliyor. Delikanlı da değil orospu çocuğu. Anca vuracağım. Vakti gelmişmiş. Peh! Buz getir lan diyor, ibne. Desin, görüşeceğiz bakalım.

Yokuşun başına gelen adam sağdaki birahaneye dalıyor. Ekmekleri masaya koyup bira istiyor garsondan; “Bir bira getir”. “Nimetnen gelinir mi lan birahaneye?” diye soruyor bir adam. İşine bak, diyor. Yorulmuş, sinirli. Aç. Aç diye, yoruldu diye mi sinirli, yoksa sinirinden mi acıkıyor bilmiyor. Hep sinirliyim diye düşünüyor. Sinir benim kanıma işlemiş, babamdan mı geçti ne? Vur ha vur! Ulan her Allahın günü de dayak yerdik ha! Fena mı sen de karıya şimdi, vur Allah vur! Haklıyım ben ama. Sıkılıyormuş, ben eşşekler gibi çalışayım, o sıkılsın. Yok öyle. Yatamazmış, ...ktir! nasıl yatmazsın sen? Kocanım lan ben senin... Daha da sinirlendi. Birasından son yudumu alıp kalktı. “Ne o Süleyman, erken kalktın!” Ses etmeyip çıktı ekmeklerle.

Nefes almaktan çok iç çekiyor Saniye. Ne işim var benim bu evde? Ne işim olur benim bu adamla? Hayatımı kararttı orospu çocuğu. Vursam mı ben bu adamı ne? Hızla mutfağa gidip çekmecedeki bıçaklara bakıyor. Kurban bayramından kalma bıçaklara. Kapatıp geliyor yerine. Hiç konuşmadan fincanı çevirip anlatmaya başlıyor. Gülsüm durma buralarda, haber maber de bekleme, olur ya gelmez, git kızım buradan, kurtul, ben de gideceğim, bugün yarın...

“Neredeyse gelir kocan, ben kalkayım”. Ses etmedi Saniye. Kız kalktı yerinden Git, dedi, “Durma buralarda. Her yer buradan iyidir.” Kız garipseyen bakışlarını öylece odada bırakarak çıktı. Saniye bıçaklardan birini çekip çıkardı çekmeceden. Tabakların yanına açığa koydu. Dilimlediği patatesleri kızartırken bu evde son kez yemek yaptığını düşünüp rahatladı. Uzun zamandır ilk kez rahatladı.

“Vakti geldi Dülger, bugün ödeteceğim yaptıklarını” Çakısını kontrol etti yine cebinde. Bir adamın gururuyla oynamak ne demekmiş göstereceğim orospuya. Yapılır mı lan bu? Bir hafta içinde evlendi orospu. Hem de zibidi Süleyman’la, bitim kadar sevmezdim, o da beni sevmezdi. İnat olsun diye evlendi kaltak. Nasıl durmuşum ben bunca yıl? Salata ver lan!”

Dülger sessizce dinliyor yine. Kalender adam dinliyor. Da eksiği var bu adamın. Anlatsam mı acep? Kıza tecavüz etmiş pezevenk, sana diyememiş kız elini kana bularsın diye, mecbur kalıp evlenmiş diye. Yok! Kıza kıyamaz da adamı öldürür vallahi. Yazık! O öyle bilsin. Daha zararsız. Vuracak olsa şimdiye kadar beş bin sefer vururdu. Konuşup rahatlıyor işte. Çok seviyor demek, hastalık gibi şu aşk da. Yok yok deme bir şey.

Bak gene lan dedi. İyi etmiş kız senin gibi bir adama. Evlenip de ne yapacaktı hıyar. Düdüklemiş işte. İyi olmuş. Helal olsun. Bu adamı boş bırakmam ben bu gece. Ama şimdi sus, biranı iç aslanım, celallenme hemen, sırası gelecek, tutarlar burada, başa bela almaya gerek yok. Ver salatasını, yesin. Hadi aslanım, sinir yok şimdi. Sakinleştirdi kendini garson.

Evin kapısını çalıyor Süleyman ayağıyla. Dan, dan, dan... Bekliyor sinirli. Dan, dan, dan... Açıldı işte. Al şunları, diyor. Ayakkabılarını çıkarıp oturuyor yıllardır aynı yerde duran somyaya. Ne var yiyecek? Açım ben. Kızartma yaptım, diyor Saniye. “İyi! Hazırla da yiyelim, işimiz var sonra” Ne işimiz varmış? diye soruyor Saniye mutfağa giderken. Kalkıp peşinden geliyor Süleyman. Arzulu. Uzundur bu kadar istekli olmamıştı. Saniyenin çiçekli entarisini sıyırıp kalçalarını avuçluyor. Saniye her defasında olduğu gibi ilk günü hatırlıyor. Tecavüz ettiği ilk günü, unutamamış yıllardır. Kaçıyor kaç zamandır, iğreniyor adamın pisliğinden, aklına üşüşenlerden... Tepsiye yerleştirip odaya getiriyor yemeği. Yemeğe dokunmadan adamın yemek yiyişini izliyor. Midesini kaldıran sesleri duyuyor, kalkıp mutfağa bıçağını kontrol edip geliyor. Ahmet’le yedikleri yemek geliyor aklına. Sadece bir kez.

Gece yarısına yakın vakit. Üçüncü otuz beşliğinden iki kadeh daha içmiş Ahmet. Cebindeki parayı koyuyor masaya. Dülger iki beşlik alıyor içinden. Yeter bu, diyor. Kalanını yerleştiriyor tekrar cebine. “Yardım etsin mi sana Hüseyin?” Yok, diyor, “Giderim ben.” Dülger her zamankinden farklı bir şey hissetmiyor. Ağırdan çıkıyor Ahmet, saldan yavaş yavaş yürüyor. Dülger Mehmet kadehini yeniden dolduruyor. Kimseler kalmamış salda. Hüseyin bulaşıkları yıkamakta, ay tepede öteki yarısını çağırmakta. “İşini bitir de gel, sinirlenmişsindir sen gene.”

Saniye sokakta sigara içerek yürüyor hayatında ilk kez. Olanları bir bir aklından geçirirken bir hafiflik hissiyle yürümekte. Çiçekli entarisi üzerinde, sigarası elinde, düşünceler beyninde. Süleyman, hayatı cehenneme çeviren Süleyman, kirli Süleyman, her gün dayak yiyip yattığı Süleyman evde, sekiz yerinden bıçaklanmış olarak yerde. Vurdu Saniye, gene tokatlar arka arkaya gelirken suratına, mutfağa kaçıp bıçağı kaptı ve vurdu Saniye. Önce karnına, bir daha, kalbine, kasığına sekiz kere attı bıçağı pisliğe. Anlamını bir onun bildiği bir huzur var içinde.

İlk Önceki rastgele Sonraki En Son  şairFATMA ARIK
gonder 152 kişi okudu. yorum 0 yorum.  gonder 0 kişi gönderdi. yorum Yorum Ekleyin puanla Puan 
Tüm hakları saklıdır. Copyright 2007 © - C.A.O.
eXTReMe Tracker