Ana sayfaya gitmek için tıklayın.
Online flash oyun listesine gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi forumuna gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi e-kitap listesine gitmek için Tıklayın.

  Üye Girişi
Oturum açın 
E-Posta
Şifre
 
 
Üye Olun
Şifremi unuttum
Bu sayfayı online sık kullanılan listenize ekleyin

  Ara - Bul

geri  YAZININ DEVAMI yeniYeni Yazı Gönderin
font1font2font3font4 İlk Önceki rastgele Sonraki En Son   TümüTüm Yazılar  
00000 22-03-2011
VAROLUŞÇU İBLÎS

Allah Teala benim böyle olacağımı bildiği halde beni niçin yarattı, bundaki hikmeti ne idi?

Son zamanlarda, bir savaş meydanından arta kalanları seyreder gibi boş gözlerle geziniyorum sahafların olduğu sokaklarda ve pasajlarda. Sanki büyük bir bomba patlamış, her şey temelinden sarsılmış ve bazı büyük ülküler, inançlar ve hayaller geri gelmemek üzere göçüp gitmiş... Geride kalanları toplayıp alelacele satmaya çalışıyorlar sanki, sanki birazdan, hava kararınca, yine asitli ve bilinmedik zehirlerle yüklü yağmurlar boşanacak, elimizde kalanların bir kısmı daha yok olup gidecek.

Belki tüm o birbiriyle ilişkisizmiş gibi duran onca kitabın eskiliği, tükenmişliği çağrıştırıyor tüm bunları bana. Uzunca bir zamandır, bir büyük yazarın dediği gibi koku içinde kokuyu duyamaz olduğumdan herhalde, cansız bir zombi gibi sürükleniyorum hayatın içinde. Fakat beni çağıran o tılsım ne kadar uzakta...

Sanırım doğanın faydalı bir yasası alışmak. Yani koku içinde kokuyu duymamak. Mai içinde maiyi bilmemek. Delice yinelenen vahşetin kenarından üstüne kan sıçratmadan elinde bir demet gülle, yüzünde mağrur bir gülücükle geçen bir adam! "İşte bu benim" diyorum bazen. Ve o bazı anların içinden, kendimi gündelik sıkıntıların kucağına atarak kurtulabi-liyorum ancak.

İşte bu yıkılmış modern dünyanın, akıldışı sirkinde kendimi fanteziler yaratıyor, beceremezsem veya kendi sınırlarımdan sıkılırsam dışarıdan gelecek sanrıların beklentisine yazılıyorum canı gönülden. Sahafların, eski hayat satıcılarının bulunduğu sokaklara beni çeken işte öyle bir sahte macera ruhu. Bir nevi arkeolog olarak, bir nevi kütüphaneci ya da ne bileyim bir çok yerde aranıp da asla bulunamayan bir takım bilgilerin -sahibi değil de- emanetçisi gibi görmek istediğimden midir nedir, gözümde biraz büyütüyorum sahafları... Ve oralarda bir turist gibi dolaşmaktan hiç mi hiç. hoşlanmıyorum. Belki gönül sohbet istiyor, kitap bahane, kimbilir... Belki de bir türlü yeni kitaplara elimin gitmeyişindeki neden, kafamın içinde yarattığım o gizli sırlara kavuşacağımın beklentisidir. Sanırım aynı beklentinin bir türlü tatmin edilemeyişidir beni eski, nadir kitaplara iten. Beklentilerim çoğunlukla tatmin olmasa da kendimi oralara gitmekten bir türlü alıkoyamıyorum. "Vitrin bakmaya çıkan kadınlar" gibi kendimi iyi hissediyorum o kitapların arasında dolaşırken. Kimi zaman küçük, küçücük olaylar günlerce aklımdan çıkmıyor, kimi zaman bir çok hikayenin başlangıcını oluşturuyorlar.

O günkü küçük olay benim için tam bir mutluluk kaynağı içli. Yıllardır aklımın bir köşesinde duran bir kitabı, dükkanın gözden çıkardığı uyduruk kitapları arasında bulup şaşırmanı sırasında aldığım keyfi hiç bir şeyden alamıyorum galiba. Bu sırada genç dükkan sahibinin: "Eh, siz o kitabı okuyun, biz size bağlanalım." demesi heyecanımı kat kat arttırmaya yetti. Cevap mahiyetinde bir şeyler geveleyip bir kaç kitap daha alıp hızla oradan uzaklaştım. Artık eve gidip, uyumadan önce kitap k a r ı ş t ı r m a saatinin gelmesini bekleyecektim sabırsızlıkla.

Gece oldu, gündelik olan bitti ve kırmızı kaplı kitabın sayfalarım aralamanın zamanı geldi:

Ey ilahi sırların talibi, bu kitab; kudsî hadîs, ilahi vahy, sırr-ı Sübhânî ve nûr-i Rabbânî'dir. Allah Teala'nın kendi nurlarından bana olan tevfîkı sayesinde kudsî hadîsleri ve Allah Teala'nın peygamberlerle olan konuşmalarını yazdım ve seçkinlere olan hitabını buraya aldım.

Evet böyle tüyler ürpertici bir başlangıç ve daha sonra aslında çoğunlukça bilinen dini hikâyelerin tekrar tekrar "ilahî sırları talebedenlere" nakledilmesinden oluşuyordu bu antik kitap. Yazarının onbeşinci yüzyılda yaşamış olması ve onun torunlarından birinin çok yakın bir dostum olması ayrıca ilgi çekici kılıyordu kitabı. Fakat okudukça bir başka noktaya doğru çekildiğimi hissettim: İBLİS'in meselesine.

İblis, kitaptaki dini hikayelerde anlatılan kahramanların en ilginç ve belki de en karizmatik olanı. Bunun bir nedeni tüm zamanlarda var olması ve tüm hikayelerde boy göstermesi. Bir başka nedeni de çok trajik bir kadere sahip oluşu. Tabii, ilgimin Şeytaıı'a doğru kaymasında seyrettiğim korku filmlerinin, okuduğum romanların ve öykülerin etkisini azımsamıyorum.

İblis'in hikayesi Semavi dinlere göre kısaca şöyledir: Allah, Adem'i yarattıktan sonra İblis'ten Adem'e secde etmesini ister ve İblis bunu -nedense- bir gurur meselesi yapar ve isyan eder. İsyan ettiği için ele lanetlenir. Kovulan İblis, Adem ve Havva'yı da cennetten kovdurmak için bir plan yapar, yılan suretine bürünerek Havva'yı yasaklanan ağaçtan meyva koparmaya ikna eder ve gerçekten de kovulmalarını sağlar. Tabii, insanın aklına bir çok soru geliyor fakat biraz sonra aktaracağım bölümü inceledikten sonra belki ele cevaplar kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Allah, yeryüzüne Adem'i yolcu çelerken şöyle bir konuşma geçer aralarında:

Allah Tealâ:

- "Ey Adem, Mescidleri sana mesken kıldım, besmele ile başlarsan yemeklerimi sana helal ettim. Yeryüzünde senin için sular akıttım. Ye, iç ve Bana şükreyle, Beni zikretmekle meşgul ol" buyurdu.

Adem:

-"Nimetini artır ey Rabbim" dedi.

Allah Teâlâ:

-"Tevbeni kabul ettim" dedi.

Adem:

-"Yine artır" dedi.

Allah Teâlâ:

-"Seni ve soyundan gelecekleri bağışlarım" dedi.

Adem:

-"Şimdi işim tamamdır" dedi.

Sonra İblis:

-"Ya Rab, böyle olacağını, Sen biliyordun. Hiç olmazsa kıyamete kadar bana mühlet ver" dedi.

Allah Teâlâ:

-"Sana belli bir zamana kadar müsaade ettim. Bu müddet içinde ne yaparsan yap." dedi.

İşle, benim anladığım kadarıyla ne olmaktaysa bu müsaadenin verilmesinden sonra olmakta. Yani ademoğullarının başına musallat olan İblis, onları kötülüklere ve fesatlıklara sürükleyip durmuş. Hâlâ da çalışmalarını sürdürmekte. Merak ettiğim, insanların İblis'ten bağımsız kötülük yapıp yapamayacakları... Eğer yapamıyorsa, özgür iradeden bahsetmek nasıl mümkün olabilir? Yok eğer yapılabiliyorsa insanın özünde İblis'ten bağımsız ayrı bir kötülük yapma potansiyeli var.

Yine İblis'in dramına dönersek, en ibret verici dialog, İblis'e verilen 'nimet'lerin açığa çıktığı bölümde geçiyor:

İblis:

-"Beni yeryüzüne indirdin, ben nerde oturacağım" dedi.

Allah Teâlâ:

-"Senin meskenin mezbelelik ve çöplüktür." buyurdu.

İblis:

-"Ademoğullanna kitap ve peygamberler göndereceksin, benim kitabım nedir?" dedi.

Allah Teâlâ:

-"Malayani, faydasız ve boş sözler; şiir ve hicviyeler de senin kitabın olsun." buyurdu.

İblis:

-"Ya benim peygamberlerim?" deyince

Allah Teâlâ:

-"Cadı, kâhin ve sihirbazlar da sana yeter." buyurdu.

'İblis:

-"Ben nerede oturacağım" dedi.

Allah Teâlâ:

-"Evin hamamlardır." buyurdu.

İblis:

-"Ya yiyeceğim?" diye sordu.

Allah Teâlâ:

-"Besmelesiz yenen yemekler de senin yiyeceğin olsun."buyurdu.

İblis:

-"Ya benim suyum hangisi olacak?" dedi.

Allah Teâlâ:

-"Sarhoş eden içkiler de senin suyun olsun." buyurdu.

Diye uzayıp giden bu konuşmadan anlaşılan o ki, İblis insanoğluna kötülük dağıtmak için yola çıkmış ve o günden kıyamete kaçlar faaliyetlerini sürdürecek. İlginç olan İblis'in çeşitli dinlerde çeşitli rollerde mitolojinin yapısı içersinde kendine bir yer bulması. Ve anlatılan kimi hikâyelerde bir takım bilgilerin, sırların ruh karşılığında İblis veya Seylan'dan temin eclilebilmesidir. Doktor Faust bunlardan biriyse bir diğeri de Papa Silvestro'dur. Bir çok kaynakta ruhunu Seylan'a satmış bir sihirbaz olarak geçse de bir takım kaynaklarda önemli bir entellektüel olarak geçmesinden anlaşılıyor ki efsaneleşmiş bir kişilik.

Hikâyelerden daha şaşırtıcı bir başka nokta da Seylan'a taparlık. Satanizm yani. Angel Hearth, Rosemarry's Baby gibi filmler geliyor gözünüzün önüne herhalde. Fakat benim sözünü açmak istediğim, Satanism diye -yanlış olarak!- bilinen Yezidilik. Bu dine göre Seylan'ın rolü ve konumu tamamen farklı. Melek-i Tavus da denilen bir başka tanrı gibi. Zaten Tanrı -Yezidilere göre- önce altı tane melek/tanrı yaratır ve daha sonra bu ilk olan Azazil / Melek-i Tavus / Şeytan insanı yaratır. Daha sonra Tanrı Melek-i Tavas'tan yarattığı insanın önünde secde etmesini istediğinde Melek-ı Tavus "Kendi yarattığımın önünde neden eğileyim, ben yalnız sana taparım" diyerek Tanrı'mn buyruğuna karşı çıkar ve cennetten kovulur. Sonra da insanı bir şekilde Tanrı'nın koyduğu bir kurala karşı geldirtip cennetten çıkartır. Burada ilginç olan yasak olan yiyeceğin buğday olmasıdır. Melek-i Tavus insana buğday yemesini öğütler. Adem (daha Havva yok!) buğdaydan yer ve karnı şişmeye başlar. Yasağın çiğnendiği anlaşılır, Adem cennetten atılır. Karın şişmesi gerçekten tuhaf, çünkü Melek-i Tavus Adem rahatlasın diye bir kuş gönderir ve kuş Ademin bedeninde bir delik açar ve Adem rahatlar. Çok daha sonra yaratılan Havva'nın bu mitolojide Cennet'ten atılma sırasında pek bir rolü yoktur.

Tüm dinlerde şu veya bu şekilde Seytan'dan bahsedilmekte ve Şeytan lanetlenmektedir. Fakat bu "Siz bu kitabı okuyun, biz size bağlanalım" dedikleri kitaptaki Şeytanın şu sorularını ilk defa okudum, o yüzden heyecanlandım. Geceyarısı, yatağımın içinde kambur durmaktan ağrıyan sırtımı rahallalmak için bir sağa bir sola dönerken okuduğum bu satırları hemen bir yere not etlim. Çünkü çok defa, bu gece okumaları sırasında karşılaştığım tuhaf s a t ı r l a r ı sabah uyandığımda aynı kitabın içinde bulamıyorum. Ya yelerince araştırmıyorum ya da kendim uyduruyorum, bilemem. Fakat bu sefer her şeyi sağlama aldım ve not ettim. Şimdi ele size aktarıyorum. Bu soruları sormak felsefecilerin, ve hatla çeşitli mezheplere ait alimlerin yıllardır birbirlerine sordukları soruların krislalleşmiş şekli değil mi?

İblis şöyle dedi:   "Evet, Allah her şeye kaadirdir, dilediğini yapar ve yaptığından sorumlu olmaz, fakat ben kendisine yedi soru soruyorum:

1- Allah Teala benim böyle olacağımı bildiği halde beni niçin yarattı, bundaki hikmeti ne idi?

2- Haydi yarattı, neticenin böyle olacağını bildiği halde bana fayda vermeyecek tekliflerde niçin bulundu?

3-  İbadeti ve Adem'e secde etmeği bana emretti. Diğer ibadetlerime imkan verdiği halde Adem'e secde fırsatını niçin vermedi?

4-  Ben O'na "Senden başkasına secde etmem" dedim. Bu söz ile lanetledi, bundaki hikmeti ne idi?

5- Bana lanet etti, sonra Adem ile Cennet'te buluşma imkanını ve fırsatını bana niçin verdi de ben onu aldattım. Eğer bu fırsatı vermese, o da sonsuz Cennet'te kalırdı. Bundaki hikmet nedir?

6- Haydi Adem ile aramızı açtı, üstelik bir de beni çocuklarına düşman ve musahhar etti. Bundaki hikmeti ne idi?

7- Bütün bunlar böyle oldu, o halde kıyamete kadar bana fırsat vermenin hikmeti ne idi?

İlk Önceki rastgele Sonraki En Son  şairMURAT GÜLSOY
gonder 2520 kişi okudu. yorum 0 yorum.  gonder 0 kişi gönderdi. yorum Yorum Ekleyin puanla Puan 
Tüm hakları saklıdır. Copyright 2007 © - C.A.O.
eXTReMe Tracker