İşte Nisan da geçti ve sen hâlâ gelmedin. Yağmurlar damlayacaktı ıslak saçlarından, gözyaşlarından bir deniz getirecekti seni. Âh’ların şişirdiği yelkenleri yürek zarından yapılmış bir gemiyle gelecektin. Ellerinden gözlerimi getirecektin.
Güneş doğarken oluşan gölgelere sen diye koştum. Ama gölgenin arkasından koştuğumu anladım. Umuda koştum, kucak açmadı, umudu da kaybettim. Kaybettim derken yokluğunu anladım. Yokluğun sebebi “Mevlam”. Düşündükçe Mevla’yı hatırladım.
Kardeşim Can’la ele güne, dosta düşmana karşı koştuk. Sevginin gölgesinde kaldık. Gönüllere ırmaktan akan bir su gibi aktık, gönüllerde olduğumuzu anladık.
Hasret yüreğe saplanmış bir bıçaktır biliyorum fakat bunca acının adını da koyamıyorum. Bekliyorum babamı, elinde bir file ile karanlığın batışında tebessümle karşıma çıkmasını bekliyorum. Annemin mutfakta yemek hazırlarken dışarıya yayılan yemek kokusunu özlüyorum, tebessümlü mâna dolu bakışlarını bekliyorum. Bekliyorum ama biçare olmuşum güneşin batışıyla.
Herşey kaybolmuş sadece acı bir oda dost olmuş bana korkuyorum onu da kaybetmekten.
Bilseydim imrenir miydim uçan kuşlara, baharda açan menekşelere, yağmura, güneşe... Onlar da ayrılıyor zamanla sevdiklerinden. Bilseydim aylardan temmuzu, vakitlerden geceyi, çiçeklerden zambağı, kuşlardan turnayı, leyleği koyarmıydım lügatlara. Bilseydim üzer miydim hiç sizleri, kaçar mıydım evin arkasından, meyveliğin ortasından ? Uzakta gözler miydim hiç seni, sesimi duyurmamak için sessizce planlar yapar mıydım hiç ?
Sabır... Sabır, yanında da ümit. Yok başka umut.
Baksana kokumuz geldi burcu burcu, toprak gibi, bir yoksulun ellerine düşmüş sıcak ekmek gibi, kan gibi, ter gibi, emek gibi. Fakat sen hâlâ gelmedin.
Susadım yokluğuna birer yudum dedim, tek bir yudum. Rüyada da olsa tek bir yudum, hasretine kavuşmak için. Aslında gelmeyeceğini biliyorum ama gözyaşlarıma bunu anlatamıyorum öyle ki akan yaşların her izi benim için bir çile artık. Çilesiz mutluluğun olmayacağını sanki söylüyor bana. Gidenlerden ders alamadığım, Mevlam’ı hatırlamadığım, acının ne olduğunu bilmeyenler için dökülüyor gözyaşları sel gibi. Akıyor, bir göl, bir deniz, okyanus olup tekrar patlama korkusunun gözyaşları.
Herşeyden önce sabır, ümit, zamanın ilacı artık. Gidenlerin ve senin mirasın artık. Çare yok diyemiyorum. Ümit ve sabır bir de gönülden dost, herşeye çare, bir ilaç. Bazen ana, bazen baba, bazen ev, bezan de dost. İşte gönülden dost; ümit ve sabır.