Vaftiz töreninde papaz sorar: "Tanrı'ya inanıyor ve Şeytan'ı lanetliyor musun?". Siyah saçları iyice arkaya taranmış, lacivert kruvaze bir takım giymiş olan durgun bakışlı esmer adam yanıtlar: "Evet". Sesi kilisenin yüksek tavanlarında, mumların titrek ışıklarında, gözlerini kimbilir hangi bilinmez noktaya dikmiş duran heykellerin ağır kütlelerinde yankılanarak geri gelir: "Evet". Aynı anda şehrin bir ucunda, burunları kimbilir kaç defa kırılmış iriyarı iki adam, simsiyah pırıl pırıl bir Chevrolet'nin içinde bir adamın boğazını telle sıkarak boğarlar. Aynı anda şehrin diğer bir ucunda başka bir adam, yanından geçerken aniden yavaşlayan bir arabadan açılan makineli tüfek ateşiyle ölür.
Vaftiz töreninden sonra yenen yemek bittiğinde, aile, güzel mobilyalarla zevkli bir biçimde döşenmiş geniş salonda oturmaktadır. Erkekler purolarını tüttürürken kadınlar etrafı toplar. Çocuklar bir odadan diğerine koşuştururlar. O sırada salona bir adam girer, lacivert kruvaze takım giymiş ve siyah saçları iyice arkaya taranmış olan durgun bakışlı adamın kulağına eğilir ve "İş tamam Don Carleone" der ve saygıyla çekilir. Don Carleone denilen adam kilisede papazın gözlerine bakarak şeytanı lanetlediğini söylerken adamları şehrin dört bir yanında onun rakiplerini öldürmüşlerdir.
İşte bu çelişki, güç kavramıyla ilgili anlaşılması gereken tek gerçeği fısıltıyor bize. Güç başlı basma bir din sanki, bir inanç mekanizması. Öyle ki başka kuralları pek barındırmıyor çünkü kendi kuralları oldukça acımasız. Tam bir bağlılık, tam bir tapınma istiyor karşılığını vermek için. Karşılığında alman ise, sahip olunabileceklerin sonsuzluğa doğru açılması, sınırsızca muktedir olma ve gitgide sıradan insanlardan ayrışıp, onların gözünde bir Tanrı mertebesine yükselme. Bir ölümlü için erişilebilecek en büyük mertebe, ödenecek bedellerin ağırlığına değmez mi?
Don Carleone'nin, 1945 yılında savaş bitip de evine döndüğünde ailesinin bulaştığı ve o zamanlar "kirli" olarak adlandırdığı işlerin içine girmeye hiç niyeti yoktu. Ağabeyleri ta o zamanlarda Amerika'nın ünlü ve saygın mafya babalarından olan babalarıyla çalışıyor olmalarına rağmen en küçük oğul nişanlısıyla bir an önce evlenip sıradan bir insan gibi yaşamaktan başka birşey düşünmüyordu. Ama günün birinde artık çok da genç olmayan babaları manavdan meyva alırken başka bir mafya ailesi tarafından vurulup hastahaneye kaldırılınca küçük oğul birden kendini olayların içinde buldu ve hastahanede babasını muhtemel bir ikinci suikastten korumak için nöbet bekledi. Kısa bir süre sonra ağbeylerinden biri benzer bir suikastte hayatını kaybedince, küçük oğul Don oldu.
Güce uzanan yolda yürümek, o tuhaf ibadet, o denli büyüleyici ve tutsak edicidir ki kendine adanan hayatı doymak bilmez bir canavar gibi kemirir, onu çekip alır. Ödenecek bedel işte budur. Artık ne özel hayatın girintili çıkıntılı dehlizlerine, ne sıradan insanların ahlaki değerlerine yer yoktur bu dünyada. Bu Tanrısal mertebede, güce sahip olan kişi günahların-sevapların ötesinde kendi yargılarım, adalet anlayışım oluşturur, dünyayı bambaşka bir boyuttan algılamaya koyulur.
Don Carleone, belki de sadece tesadüflere bağlı olarak elde ettiği Babalık makamında geçirdiği uzun yıllar boyunca gücünü, kişiliğinin de etkisiyle gitgide arttırdı. Öyle ki yasadışı gücünü yasal bir güce dönüştürüp meşru bir Tanrı olma yolunda büyük adımlar attı. Bunları yaparken karısının, çocuklarının kendinden uzaklaşmasına seyirci kalmak zorundaydı. Yakın arkadaşlarının, dostlarının ihanetini gördü çünkü onların dünyasında herşey ince hesaplar üzerini kuruluydu. Aynı şekilde kızkardeşinin kocasını ve erkek kardeşini öldürtürken de aslında gücün devamım sağlamaktan başka amacı yoktu.
Gerçi yaşlılığında, Sicilya'da bir köy evinin bahçesinde iskemlesine oturmuş, güneşin uzaklardaki zeytin bahçelerinin arkasından batışını izlerken aniden ölüvermeden hemen önce aklından neler geçtiğini kimse bilemedi çünkü o anda yanında ne karısı, ne çocukları, ne de torunları vardı. Don Carleone, hayatı boyunca çok büyük bir güce sahip olmanın karşılığını yapayalnız yaşayarak ve yapayalnız ölerek ödemişti.