Ana sayfaya gitmek için tıklayın.
Online flash oyun listesine gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi forumuna gitmek için Tıklayın.
Tek Sevgi e-kitap listesine gitmek için Tıklayın.

  Üye Girişi
Oturum açın 
E-Posta
Şifre
 
 
Üye Olun
Şifremi unuttum
Bu sayfayı online sık kullanılan listenize ekleyin

  Ara - Bul

geri  YAZININ DEVAMI yeniYeni Yazı Gönderin
font1font2font3font4 İlk Önceki rastgele Sonraki En Son   TümüTüm Yazılar  
00000 15-10-2005
YÜZÜK

“En çok, kafedeki o son yirmi dakikada özledim seni,” dedi.

Elini tuttum birden. Sıcacıktı. Karşı masada kendi kendine konuşan yaşlı bir kadın vardı, bir denize bakıyordu, bir de etrafındaki görünmez âşıklarıyla konuşuyor gibiydi. ‘Adanın delisidir herhalde,’ diye geçirdim içimden. Yüzünde binlerce çizgi uzayıp gidiyordu. Bu çizgilerin nerede birleştiğini merak etmiştim bir an için. Dudaklarıysa, iki ucunda sivri bir iğne varmış gibi, nedense hiç birleşmiyordu. Göz göze gelmemeye çalıştım... Sevgilim konuşurken arada böyle dalıp giderdim. Derken sözleriyle uyandım:

“Bir türlü gelmiyordun. Zaman geçmiyordu. Kalkıp gitmeyi düşünüyordum sürekli çantamı alıp, sonra birden vazgeçiyordum bundan. Ama bir zorunluluktu beklemek benim için… Sonra birden geliverdin, hiç sarılmadığın kadar sıkı sarıldın bana. En çok o gelişinde sevdim seni…”

“Ama yanındayım işte...”

Ellerini daha sıkı kavradım. Parmağında sarmaşığa benzeyen bir yüzük vardı. Yana kaymıştı hafifçe. Birlikte almıştık bu yüzüğü, ben seçmiştim onun için. Bakırdan, helezon bir yüzüktü. Bazen bu yüzüğün onun tüm bedenini kaplayacağını düşünür ve korkardım ne zaman ellerine baksam. Dudaklarım öpecek bir yer bulamayacaktı o an, kim bilir... Elleriyle, kokusuyla, her şeyiyle uzaklaşacaktı benden. Ne kadar çabalasam da ona ulaşamayacaktım.

“İyi misin? Neyin var?” dedi, eliyle çeneme dokundu.

“Hiç,” diye cevap verdim, konuyu değiştirmeye çalıştım. “İyiyim, düşünüyordum sadece. Son vapur kaçta acaba?”

Bir süre sustuk. Gözlerim kirpiklerinde geziniyordu, aşağı doğru kaydım, konuştukça hafif açılıp kapanan burun deliklerindeydim, o patika çok tanıdık bir yerdi benim için. Geceleyin bir gün orada kaybolsam, yönümü rahatlıkla bulabilirdim… Binlerce yıldız aydınlatırdı yolumu...

“Seni öpmeyi özledim,” dedim. “Neden ansızın gittin, bilmiyorum?..”

“Her zaman yanındayım,” dedi. “Rüzgârım ben...”

Gülümsemişti bu sözleri söyledikten sonra.

İrkilmiştim. İçim bir garip olmuştu. İncecik boynuna bakıyordum, çok güzeldi. Bu sözleri beklemiyordum ondan. Ne olursa olsun, sonsuza dek burada kalıp onunla konuşmak, gözlerine bakmak için neler vermezdim...

“Kar yağıyordu. Geri döndüm senden ayrıldıktan kısa süre sonra. Her yer bembeyazdı, güçlü bir tipi vardı. Sen yoktun. Ayak izlerini aradım, ama yağan kar ustalıkla yok etmişti her şeyi, yani tüm ipuçlarını karşılaşmamızın. Ağaçlar canlanmış ve ağız birliği edip gizlemişlerdi bir şeyleri sanki, oysa gittiğin yönü işaret ediyordu kırık dallar...”

“Dev bir çınar ağacının altında öpmüştün beni.”

“Evet, sana sarılmış ve vücudunu içime gömmüştüm. Göğüslerini bedenimde hissetmek çok hoşuma gidiyordu.”

“…”

“Neler saçmalıyorum...”

***

Gözüm hiçbir şeyi görmüyordu. O yaşlı kadın kaybolmuştu birden. Deniz dalgalıydı, köpürüyordu kendi kendine. Bir inilti geliyordu kıyıdan. Uzakta denizin saf tuzunun yaktığı kayalar yanıyordu. Sahte bir güneş arada bir gözüküp yitiyordu. Ortalıkta kimsecikleri göremiyordum. Bu eski taş kahvede ne arıyordum, bilmiyorum. Karşımdaki sandalye bomboştu.

Masanın üstüne yüzüğünü çıkartıp, gitmişti... Bir şakaydı sanki yaşadıklarım. O yüzüktü bu, tanımıştım. İşaret parmağımla dokundum yüzüğe. Sonra elime alıp parmağıma taktım yavaşça.

***

Başka bir şey hatırlamıyorum. Parmaklarımdan başlayıp ayak uçlarıma, saç diplerime dek bakırla kaplandığımı hissettim sadece. Bir yüzüğe dönüştüm ufalarak. Mat, soğuk bir duyguydu bu. Metalik bir acı gelip kalbime yerleşti kaldı.

Hiçbir şeye dokunamıyorum, hiçbir şeyden tat alamıyorum, ne garip... Kararıyorum her geçen dakika. Gelmeni bekliyorum… Soğuktan üşüyen, suskun, bakır bir yüzüğüm artık… Bu adanın  ortasında bekliyorum yıllardır; karaya vurmuş ölü balıklar gibi hareketsizim. Bir rivayete göre terk edilmiş bakır yüzükler toprak altına yatırılınca tekrar parlarmış. Zaman onu iyileştirip ilk günkü gibi saf ve parlak bir yüzük çıkartırmış ortaya.

Şimdi bir çam ağacının dibine yuvarlansam, bir karga gelip konsa yanıma, beni yenecek bir şey sanıp didiklese ölü gövdemi. Yağmur yağsa deli gibi. Yağmurun okları tek tek vursa göğsüme, toprağa itelese beni yavaş yavaş.

Ve bir gün sen gelsen, bulsan beni yattığım yerde. Parmağına taksan bulduğun yüzüğü. Yeniden başlasa öyküm.

İlk Önceki rastgele Sonraki En Son  şairKADİR AYDEMİR
gonder 115 kişi okudu. yorum 0 yorum.  gonder 0 kişi gönderdi. yorum Yorum Ekleyin puanla Puan 
Tüm hakları saklıdır. Copyright 2007 © - C.A.O.
eXTReMe Tracker